[{"id":"1735117","title":"Ayrışan Yollar: Hanefî Fıkıh Usulünde Mâverâünnehir ve Iraklı Hanefîler’in İlletin Tahsisine Yaklaşımları","author":"Hatice Kübra Kahya","journal":"İslam Araştırmaları Dergisi","issue":"55","pages":"215-244","year":2026,"lang":"en","type":"arastirma","doi":"10.26570/isad.1735117","keywords":"Fıkıh usulü, Hanefî, Mu‘tezile, İllet, İlletin tahsisi","abstract":"Bu çalışma, fıkıh usulünün en karmaşık konularından biri olan illetin tahsisini, Hanefî mezhebi özelinde derinlemesine incelemektedir. Çalışma illetin tahsisi meselesinin, kelam ile fıkıh usulü arasındaki derin ilişkiyi yansıtma ve usulî ilkelerin şekillenmesinde kelamî mülahazaların oynadığı rolü ortaya koymada ne kadar işlevsel olduğunu gözler önüne sermektedir. Söz konusu mesele, Hanefî mezhebinin iki ana ekolü olan Irak ve Mâverâünnehir Hanefîliği perspektifinden analiz edilmektedir. Irak ve Mâverâünnehir’deki Hanefî fukaha arasındaki söylem farklılığını inceleyen bu çalışma, farklı kelamî anlayışların mezhep içindeki farklı usulî anlayışlar üzerindeki belirleyici etkisini izah etmektedir. Eser Cessâs, Debûsî, Serahsî ve Pezdevî gibi kilit isimlerin illetin tahsisi ilkesinin yorumlanmasına/yeniden yorumlanmasına yönelik katkılarına dikkat çekerek, meselenin tarihsel gelişimini izlemektedir. Tartışmayı Mu‘tezilî ve Sünnî kelam çerçeveleri arasındaki entelektüel rekabet bağlamına yerleştiren bu çalışma, Hanefî geleneği içerisindeki doktrinel ve metodolojik çeşitliliğe dair çıkarımlar sunmaktadır. Araştırma bulguları, kelamî endişelerin usulî prensipleri nasıl beslediğini ve bu iki önemli Hanefî gelenek arasındaki ayrışmaya nasıl katkıda bulunduğunu gözler önüne sermektedir."},{"id":"1784947","title":"Bir Şerhin Anatomisi: İslami İlimler Tarihinde ‘el-İnâye’ nin Yeri ve Etkisi Üzerine bir İnceleme, Seyyid Hasan Komenâti ve el-İnâye Fi Şerhi'l-Vikâye Adlı Eseri","author":"Abdussamet Gönay","journal":"Dîvân Disiplinlerarası Çalışmalar Dergisi","volume":"31","issue":"61","pages":"39-71","year":2026,"lang":"tr","type":"arastirma","doi":"10.20519/divan.1784947","keywords":"İslam Hukuku, Şerh, Vikâye, İnâye, Seyyid Hasan KomenâtÎ","abstract":"Bu makale, Anadolu Selçuklu ve erken Osmanlı dönemi Hanefî fıkıh geleneğinin önemli simalarından biri olmasına rağmen ilim dünyasında yeterince tanınmayan Hasan b. Komenâtî’nin (ö. 840/1436) hayatını, ilmî kişiliğini ve eserlerini incelemeyi amaçlamaktadır. Fıkıh alanındaki yetkinliğini el-İnâye fi Şerhi'l-Vikâye isimli eseriyle kanıtlamış olan Komenâtî'nin ilmî birikimi, sadece naklî bilimler sahasıyla mahdut değildir. Astronomi ve matematik bilgisi gerektiren “zîc” üzerine şerh telif etmesi, rasyonel bilimlerde de rüşdünü ispat ettiğinin göstergesidir. Arap dili ve grameri üzerine telif ettiği iki eser, ilmî formasyonunun genişliğini ve disiplinlerarası niteliğini teyit etmektedir. Çalışmanın odak noktası, Komenâtî’nin, Hanefî fıkıh eğitiminde asırlar boyu temel metin olarak okutulan Burhânuşşerîa Mahmûd b. Sadrişşerîa’nın meşhur eseri el-Vikâye üzerine kaleme aldığı el-İnâye fî Şerhi’l-Vikâye adlı şerhidir. Makalede, mevcut biyografik kaynaklar ve müellifin eserlerindeki kayıtlardan hareketle Hasan b. Komenâtî’nin hayatı, ve eserleri ele alınacaktır. Ardından, fıkıh ilmindeki yetkinliğini ve metodolojisini yansıtan en önemli eseri el-İnâye’nin tanıtımına geçilecektir. Eserin yazılış gayesi, kaynakları, yapısı, dil ve üslup özellikleri, fıkhî istidlal yöntemleri ve müellifin metni şerh ederken takip ettiği yöntemler analiz edilecektir. Bu çalışma, fıkıh tarihimizin karanlıkta kalmış bir âlimini ve onun kıymetli eserini ilim dünyasının gündemine taşıyarak, Anadolu’daki metin-şerh geleneğine farklı bir perspektif kazandırmayı hedeflemektedir."},{"id":"1836571","title":"Hanefî Mezhebini Orta Asya’ya Taşıyan Bir Fakih Olarak Ebû Hafs el-Kebîr ve Buhara Hanefî Okulu","author":"Muhammet Fatih Kirenci","journal":"İslami İlimler Dergisi","issue":"42","pages":"289-313","year":2026,"lang":"tr","type":"arastirma","doi":"10.34082/islamiilimler.1836571","keywords":"İslam Hukuku, İslam Hukuk Tarihi, Orta Asya Hanefîliği, Buhara Hanefî Okulu, Ebû Hafs el-Kebîr","abstract":"Ebû Hafs el-Kebîr (ö. 217/832), 150/767 yılında Buhara’da doğmuş, genç yaşta Bağdat’a giderek Ebû Yusuf ve Şeybânî’den ders almıştır. Hanefî mezhebinin temel kaynakları sayılan el-Asl, el-Câmi‘u’l-Kebîr, el-Câmi‘u’s-Sağîr’in yanı sıra Nevâdirü’s-Salât ve Kitâbu’l-Hiyel’i hocası Şeybânî’den rivayet etmiştir. Bu yönüyle Hanefî birikimi Orta Asya’ya taşıyan en önemli isimlerden biri olmuştur. Bu makalenin amacı, Ebû Hafs el-Kebîr’in biyografisini yeniden inşa etmekle birlikte onun Hanefî geleneği içindeki konumunu ve Buhara Hanefî Okulu bağlamında mezhebin kurumsallaşmasına katkılarını ortaya koymaktır. Biyografisi incelendiğinde onun, Hanefî mezhebini Orta Asya’ya taşıyan Ebû Mutî‘ el-Belhî (ö. 199), Ebû Süleyman el-Cûzcânî (ö. 200) ve Ebû Nasr Muhammed b. Sellâm (ö. 225) gibi çağdaşlarına kıyasla daha belirgin bir konuma sahip olduğu görülmektedir. Özellikle önde gelen müelliflerin ilim silsilelerinde yer alması ve Serâhsî (öl. 483) gibi fakihlerin onun rivayetlerine itimat etmeleri mezhep içerisindeki yerinin anlaşılması için önem arz etmektedir. Hanefî eserlerinde Medresetü Ebî Hafs olarak anılan müstakil bir okuldan bahsedilmesi ise Ebû Hafs’ın Buhara Hanefî Okulunun kurucusu olduğunu göstermektedir. Bu okulun bünyesinde yetişmiş fakihlerin vefat yılları itibariyle 450 yılı aşan kesintisiz bir eğitim merkezi olduğu anlaşılmaktadır. Bu sayede Ebû Hafs’ın mezhebin kurumsallaşmasında belirleyici role sahip olduğu görülmektedir. Nitekim ilim silsilelerinde “Ebû Hanîfe – eş-Şeybânî – Ebû Hafs el-Kebîr” şeklinde isminin üçüncü tabakada zikredilmesi de bu durumu desteklemektedir. Ebû Hafs’a nispet edilen el-Fevâid, el-Fetâvâ ve Mesâilü Ebî Hafs eserleri günümüze ulaşmamıştır. Ancak araştırmamız sonucunda basılı Hanefî eserlerde Ebû Hafs’a nispet edilen yetmiş sekiz fetva tespit edilmiştir. Literatürde bu konudaki müstakil çalışmaların sınırlılığı, onun biyografisi ve fetvaları bağlamında mezhep içindeki rolünün daha kapsamlı araştırılmasını gerekli kılmaktadır. Bu çalışmada nitel araştırma yöntemi benimsenmiş, özellikle tarihsel yöntem ile içerik analizi tekniklerinden yararlanılmıştır. Araştırmanın temel veri seti ise tabakât eserlerinden ve fıkıh literatüründen derlenmiştir. Sonuç olarak Ebû Hafs’ın kurduğu Buhara Hanefî Okulu, Hanefîliğin Orta Asya’da yayılmasını hızlandırmış ve nesiller boyunca fıkıh eğitimi verilen kalıcı bir merkez hâline gelmiştir.","jurists":[{"tr":"Ebu Hafs el-Kebir Ahmed b. Hafs el-Buhari","en":"Abu Hafs al-Kabir Ahmad b. Hafs al-Bukhari","ar":"أبو حفص الكبير أحمد بن حفص البخاري","id":"ebu-hafs-el-kebir-ahmed-b-hafs-el-buhari"}]},{"id":"1855025","title":"Mâverâünnehir Hanefî Fıkıh Tarihinde Bir Ulemâ Silsilesi: Mergînânî/Özkendî Ailesinin İlim Geleneğindeki Yeri","author":"Zharkynbai Sebetov","journal":"Usul İslam Araştırmaları","issue":"45","pages":"195-232","year":2026,"lang":"tr","type":"arastirma","doi":"10.56361/usul.1855025","keywords":"İslam Hukuku, Hanefî mezhebi, Mâverâünnehir, Mergīnânî, Özkendî","abstract":"Hanefî fıkıh tarihine baktığımızda aynı soy ve aileden gelen çok sayıda fakihin bulunduğunu ve bazı tarih ve tabakat eserlerinde bu aile bağlarına işaret edildiğini görmekteyiz. Bu makale, Hanefî fıkıh tarihinde Mâverâünnehir’de V/XI. ve VI/XII. yüzyıllarda etkin olmuş Mergīnânî/Özkendî ailesinin fıkıh silsilesini, ilmî faaliyetlerini ve bu ilmî gelenek içerisindeki konumunu tespit etmeyi amaçlamaktadır. Konunun önemi, Hanefî fıkhının Orta Asya’da kurumsallaşmasında ve ilim geleneğinin nesilden nesile aktarılmasında ulemâ ailelerinin merkezi rolünü aydınlatmasından kaynaklanmaktadır. Çalışmamızda başta tabakat ve fetâvâ eserleri olmak üzere birincil kaynaklara dayanan biyografik ve eleştirel analiz yöntemi kullanılmıştır. Araştırma, ailenin bilinen ilk üyesi Abdülazîz b. Abdürrezzâk el-Mergīnânî’den (ö. 477/1084) Kādîhan lakabıyla tanınan Hasan b. Mansûr el-Özkendî’ye (ö. 592/1196) kadar uzanan dört kuşağı kapsamaktadır. Araştırmamız sonucunda ulaşılan temel tespit, Mergīnânî ve Özkendî nisbelerinin makalede söz konusu olan tek bir ulemâ ailesine ait olduğu ve bu ailenin fertlerinin baba-oğul, amca-yeğen, dede-torun gibi yakın akrabalık bağları üzerinden fıkıh ilmini sürdürmüş olduğudur. Ancak hoca-öğrenci ilişkisi sadece aile bireyleri arasında sınırlı kalmamış, dönemin önde gelen âlimlerinin derslerine katılmak ve ilim tahsili için bölgenin farklı şehirlerine seyahat etmek gibi yollarla da gerçekleşmiştir. Mergīnânî/Özkendî ailesi Mâverâünnehir’de Hanefî fıkhına yön veren köklü ulemâ ailelerinden biri olarak bölgede fıkıh ilminin gelişimine büyük katkı sağlamış, ilmi hem aile içinde hem de dönemin diğer saygın âlimleriyle etkileşim içinde sürdürerek sonraki dönem Hanefî fıkhı üzerinde kalıcı bir etki bırakmıştır.","jurists":[{"tr":"Burhaneddin Ali b. Ebu Bekir el-Merginani (Hidâye sahibi)","en":"Burhan al-Din 'Ali b. Abi Bakr al-Marghinani, author of al-Hidaya","ar":"صاحب الهداية علي بن أبي بكر المرغيناني","id":"burhaneddin-ali-b-ebu-bekir-el-merginani"},{"tr":"Fahreddin Kadıhan el-Hasan b. Mansur el-Özcendi","en":"Fakhr al-Din Qadikhan al-Hasan b. Mansur al-Uzjandi","ar":"قاضيخان الحسن بن منصور الأوزجندي","id":"fahreddin-kadihan-el-hasan-b-mansur-el-ozcendi"}]},{"id":"1740585","title":"Ta‘lîlden Fıkhî Teorinin Oluşumuna: Debûsî'nin el-Esrâr Adlı Eseri Üzerine Bir Okuma","author":"Muhammed Şahin","journal":"İslam Araştırmaları Dergisi","issue":"55","pages":"267-301","year":2026,"lang":"ar","type":"arastirma","doi":"10.26570/isad.1740585","keywords":"İslam hukuku, Hanefî mezhebi, Fıkıh teorisi, Fıkıh felsefesi, Debûsî, el-Esrâr, Ta‘lîl, Makāsıd, Hak, Milk, Hukuk","abstract":"Bu çalışma Debûsî’nin (ö. 430/1039) el-Esrâr adlı eserindeki ta‘lîl sistemini analiz ederek onun Hanefî mezhebindeki geleneksel ta‘lîl tarzını aşan bir yaklaşım sunduğunu ortaya koymaktadır. Debûsî fıkhî hükümleri yalnızca cüz’î illetlerle gerekçelendirmekle yetinmemiş; fıkıh, kelam ve felsefe gibi diğer ilimleri bir araya getirerek fer‘î hükümlerin ta‘lîlinde genişletilmiş bir model kullanmıştır. Bu yolla Debûsî erken dönem itibariyle “fıkıh felsefesi” olarak adlandırılabilecek bir düşünce zeminini inşa etmiştir. Çalışma, bu çok boyutlu ta‘lîl anlayışının, işlevsel gerekçelendirmenin ötesine geçerek bütüncül teorik yapılar inşa etmede nasıl etkili olduğunu ortaya koymaktadır. Bu yapılardan biri olan “hak teorisi” ve onun kısımları, Debûsî’ye göre diğer teorilerin inşasında bir çıkış noktası işlevi görmektedir. Ayrıca çalışma, bu kavramların gelişimini, cüz’îden küllîye uzanan katmanlı bir anlam süreci içinde izlemekte ve bu sürecin yeniden cüz’î olanı etkileyecek biçimde döngüsel bir yapı arzettiğini göstermektedir. el-Esrâr’da kullanılan terimlerin ve ta‘lîl kalıplarının analizi üzerinden, Debûsî’ye göre makāsıdın nihaî amaçlar olmadığı; bilakis ta‘lîl ile felsefe arasında geçiş sağlayan bir halka teşkil ettiği anlaşılmaktadır. Bu geçiş, fıkıh nazariyesinin aklî ilimlerle bütünleşik bir yapı olarak inşasına zemin hazırlamaktadır. Araştırma, bu yöntemin Debûsî’yi Hanefî fıkıh düşüncesinin kurumsallaşma tarihinde ileri bir konuma yerleştirdiğini; geleneksel hilaf literatürünün ötesine geçerek fer‘î hükümlerin teorik temellendirilmesinde birleşik bir nazarî modelin önünü açtığını ortaya koymaktadır.","jurists":[{"tr":"Kadı Ebu Zeyd Ubeydullah b. Ömer ed-Debusi","en":"Qadi Abu Zayd 'Ubayd Allah b. 'Umar al-Dabusi","ar":"أبو زيد الدبوسي","id":"kadi-ebu-zeyd-ubeydullah-b-omer-ed-debusi"}]},{"id":"1756336","title":"19. Asır Hindistan İlim Meclisleri: el-Ecvibetü’l-fâzıla ve Hadislerin Konumunu Yeniden Tartışmak","author":"Selim Demirci","journal":"Trabzon İlahiyat Dergisi","volume":"12","issue":"Özel Sayı","pages":"7-30","year":2025,"lang":"en","type":"arastirma","doi":"10.33718/tid.1756336","keywords":"Hadis, el-Ecvibetü’l-fâżıla, Hanefî, Ehl-i Hadis, Leknevî","abstract":"Bu makale, XIX. yüzyıl Hindistan’ında hadis ve fıkıh ilişkisini, dönemin önde gelen Hanefî âlimlerinden Abdülhay el-Leknevî’nin el-Ecvibetü’l-fâżıla adlı eseri üzerinden incelemektedir. Çalışma, Leknevî’nin Ehl-i Hadis mensubu Hüseyin Lâhôrî’nin sorularına verdiği cevapları analiz ederek, hadis ilminin iç tartışmalarını ve metodolojik yaklaşımlarını, Hint alt kıtasının kendine özgü ilmî zemini içerisinde konumlandırmayı amaçlamaktadır. Hindistan ulemasının karşı karşıya kaldığı sömürgecilik, oryantalistlerin yürüttüğü akademik faaliyetler, misyonerlerin bölgedeki yoğun çalışmaları ve 1857’de meydana gelen meşhur ayaklanma gibi pek çok sorunun şekillendirdiği düşünsel arka plana rağmen, âlimlerin geliştirdiği özgün yaklaşımlar, hadis-fıkıh ilişkisinin daha husûsî bir ifadeyle Ehl-i Hadis-Rey/Mezhep bağının nasıl konumlandırıldığını göstermektedir. Bu anlamda Leknevî, bazı fıkhî konular, rivayetlere yaklaşım, isnad ve râvî değerlendirmeleri, temel hadis kaynaklarının otoritesi ve çelişkili rivayetler karşısında izlenecek yöntem gibi konularda geleneksel Hanefî tercihlerden kısmen ayrılarak taklitten uzak bir tavır benimsediğini vurgulamıştır. Bu yönüyle Leknevî ve eseri el-Ecvibetü’l-fâżıla, yalnızca bir polemik metni değil, aynı zamanda XIX. yüzyılda şekillenen yeni bir Hanefî hadis anlayışının da yansıması olarak değerlendirilebilir. Eserde kullanılan üslup, ele alınan konular, konuların anlatım biçimi ve kaynaklar; okuyucuyu dönemin ilim meclislerine taşıyarak tartışmaların canlılığını ve entelektüel derinliğini ortaya koymaktadır. Aynı zamanda makale Leknevî’nin metodunun Abdülhak Dihlevî ve Şah Veliyyullah Dihlevî gibi bölgenin meşhur âlimlerinin temsil ettiği Hanefî çizginin bir yansımasından ibaret olmadığını ortaya koymaktadır. Buna göre Leknevî her ne kadar görünürde Abdülhak Dihlevî ve daha ziyade Şah Veliyyullah’ın temsil ettiği ilmî mirastan besleniyor gibi görünse de, esasen yaşadığı dönemin ilmî tartışma atmosferi ve birikiminden istifade ederek geçmişteki geleneksel birikimi yeni bir düzleme taşımıştır. Hadis ve fıkıh arasında kurmaya çalıştığı denge üzerinden bakıldığında, Abdülhak ed-Dihlevî ile başlayan ve Şah Veliyyullah tarafından sistemleştirilen yaklaşımı yeniden yorumlayarak, Hint alt kıtası Hanefîliğinin özgün çizgilerinden birini; başka bir ifadeyle, bu geleneğin üçüncü ana damarını temsil etmiştir. Sonuç olarak çalışma, Leknevî’nin örnekliğinde Hint alt kıtasındaki hadis-fıkıh ilişkisinin yeniden konumlandırılmasına katkı sağlamakta ve bölgenin İslamî ilimler sahasındaki özgün yerini vurgulamaktadır."},{"id":"1477878","title":"Farz ve Vâcip Ayrımının Fürû-ı Fıkha Yansıması","author":"Rifat Yıldız","journal":"Anemon Muş Alparslan Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi","volume":"13","issue":"1","pages":"131-146","year":2025,"lang":"tr","type":"arastirma","doi":"10.18506/anemon.1477878","keywords":"islam hukuku, Usul, Farz, Vâcip, Hüküm","abstract":"Hüküm meselesi fıkıh usulü ve fürû-ı fıkıh çalışmalarının temel konularından biridir. Zira fıkıh usulü şer‘î delillerden nasıl hüküm elde edileceğini konu edinirken fürû-ı fıkıh da tespit edilen yöntemlerle hükümlere ulaşmayı ve onları uygulamayı ele almaktadır. Bu nedenle gerek usul eserlerinde gerekse de fürû kitaplarında hüküm meselesi ve hüküm türlerini ifade için kullanılan farz ve vâcip kavramlarının aynı şeyi ifade edip etmediği yani eş anlamlı olup olmadıkları konusu tartışılan bir mesele olmuştur. Mütekellimin usulcüler farz ve vâcip kavramlarının müteradif olduklarını iddia ederken Hanefîler farz ve vâcip terimlerinin farklı manalara geldiğini ileri sürmüşlerdir. Farz ve vâcip kavramlarıyla alakalı usulî görüş ayrılığı nedeniyle gerek usul gerekse de fürû eserlerinde Hanefî ve mütekellimin âlimler arasında birçok fıkhî ihtilaf ortaya çıkmış ve bu da tartışmalara yol açmıştır. Bu nedenle Hanefîlerle mütekellimin âlimler arasındaki farz ve vâcip kavramlarının manalarından kaynaklı görüş ayrılıklarını tespit etmek önem arz etmektedir. Çalışmamızda farz ve vâciple ilgili Hanefî ve mütekellimin âlimlerin görüşleri ele alınıp değerlendirilmeye çalışılacaktır. Sonrasında usulcülerin farz ve vâcip kavramıyla alakalı anlayışlarının fürû-ı fıkha yansıması konu edinilecektir. Mesele analizi için Hanefî ve mütekellimin usulcülerin usul eserlerine ve fürû kitaplarına müracaat edilecektir."},{"id":"1777819","title":"Filistinli Şemseddin Timurtâşî’nin ve Hayreddin Remlî’nin Eserlerinde 16. Asır Osmanlı Filistin’i","author":"Aynur Yalçinkaya","journal":"Kadim Akademi SBD","volume":"9","issue":"2","pages":"133-151","year":2025,"lang":"tr","type":"arastirma","doi":"10.55805/kadimsbd.1777819","keywords":"Şemseddin Timurtâşî, Hayreddin Remlî, Osmanlı, Fetva, Hukuk, Filistin","abstract":"Filistin kutsiyetinden dolayı her dönemde âlimlerin teveccüh ettiği alanlardan olmuştur. 16. asırda Gazze’de dünyaya gelmiş olan Şemseddin Timurtâşî (1532-1596) ve Remle’de doğup büyümüş olan Hayreddin Remlî (1585-1671) bu âlimlerdendir. Şemseddin Timurtâşî aslen Harizm’in Timurtaş köyündendir. En meşhur eseri olan Tenvîru’l-ebsâr ve câmiu’l-bihâr, Hanefî fürû fıkıh kitabıdır. Timurtâşî’nin ün kazandığı alan fıkıh olsa da pek çok ilimde eserler yazmıştır. Kendi yaşadığı dönem hakkında da yazıları vardır. Özellikle Risâle fi’n-Nükûd isimli eserinde Osmanlı’da 16. asır sonunda paranın değer kaybetmesini anlatmıştır. 16. asırda Filistin’de yaşamış olan bir diğer âlim Hayreddin er-Remlîdir. Remle şehrinde doğup büyümüştür. Başta Hanefî fıkhı olmak üzere çeşitli ilim dallarında eserleri okuyup icazet almıştır. En meşhur eseri, bir fetva mecmuası olan el-Fetâva’l-Hayriyye fî nefi’l-beriyye dışında, Hanefî fıkıh kitaplarına yazdığı haşiyeler ve müstakil risâleleri bulunmaktadır. Bu makalede 16. asırda yaşamış olan Remlî ve Timurtâşî’nin yaşadıkları dönem ile alakalı fetvaları ile Osmanlı Devleti Arşiv Belgelerinden 16. asır dönemine ait belgeler kıyaslanacaktır. Böylece 16. asır Osmanlı Filistin’i hakkındaki sosyal ve ekonomik durum ve gelişmeler bizzat o dönemde yaşamış âlimlerin aktarımları ile anlatılmaya çalışılacaktır."},{"id":"1767320","title":"Fıkhî Tercihleri Bağlamında Cüşemî’nin İbadetlerle İlgili Ahkâm Âyetlerine Yaklaşımı","author":"Yasin Akan","journal":"Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi","issue":"62","pages":"265-282","year":2025,"lang":"tr","type":"arastirma","doi":"10.21054/deuifd.1767320","keywords":"İslam Hukuku, Ahkâm, Cüşemî, Hanefî, Zeydî.","abstract":"İslam hukuku, mükellefin fiillerini doğrudan konu edinen bir disiplindir. Bu disiplinin birinci kaynağı Kur'ân-ı Kerîm’dir. Kur’ân’da yer alan ahkâm âyetleri doğrudan veya dolaylı olarak İslam hukukuna kaynaklık etmektedir. İslam hukukçularının mezhebî kimlikleri çoğu kez ahkâm âyetlerine yaklaşımlarını etkilemiştir. Kelâmî düşüncede Zeydî-Mu‘tezilî âlimlerden kabul edilen Cüşemî’nin fıkhî kimliği noktasında bazı iddialar ileri sürülmüştür. Cüşemî’nin hayatının ilk evrelerinde Hanefî olduğu ve daha sonra Zeydiyye mezhebine intisap ettiği bu iddialar içerisinde en yaygın olanıdır. Bu çalışmada Cüşemî’nin fıkhî kimliğinin belirlenmesine katkı sunması yolunda ahkâm âyetlerine yaklaşımının tahlil edilmesi hedeflenmiştir. Hacmi göz önünde bulundurularak çalışmamız ibadetlerle ilgili âyetlerle sınırlandırılmış ve Cüşemî’nin ibadetlerle ilgili fıkhî ihtilafları konu edindiği meseleler mercek altına alınmıştır. Cüşemî’nin fıkhî kimliğinin belirlenmesi yolunda özellikle tercihte bulunduğu meseleler ortaya konulmuştur. Son olarak Hanefî ve Zeydî fıkıh âlimlerinin konuyla ilgili ihtilaf ve ittifakları incelenmiş ve Cüşemî’nin yakın durduğu fıkhî mezhep ortaya konulmuştur. Bu çalışmada Cüşemî’nin ibadetlerle alakalı âhkâm âyetlerini incelerken yaptığı fıkhî tercihlerinde Hanefî fıkıh âlimlerine yakın durduğu ve Hanefîler’in fıkhî görüşlerini tercih etmekle kalmayıp bunları aynı zamanda temellendirmeye çalıştığı tespit edilmiştir."},{"id":"1535997","title":"Hanefî Fıkhında Kuvvetliyi Zayıfa Takdim İlkesi ile İstidlâl: Kudûrî ve Serahsî Örneği","author":"Bünyamin Korucu","journal":"İslami İlimler Dergisi","issue":"40","pages":"25-42","year":2025,"lang":"tr","type":"arastirma","doi":"10.34082/islamiilimler.1535997","keywords":"Fıkıh, Hanefî Fıkhı, Küllî Kaide, Takdim İlkesi, İstidlâl, Kudûrî, Serahsî","abstract":"Kuvvetliyi zayıfa takdim ilkesi aynı anda bir arada bulunmaları mümkün olmayan iki çelişik durumdan birini diğerine tercihte dikkate alınacak ölçüyü ifade eder. Takdim ilkesini dikkate alarak yapılacak öncelemenin gerekçesi, takdim edilen şeyin bir veya daha çok yönden diğer durum veya olgudan daha kuvvetli bir konuma sahip olmasıdır. Bu çalışma bütün disiplinlerdeki akıl yürütme tarzlarında önemli bir yere sahip olan bu ilkeyi fıkıh ilmi açısından araştırma konusu yapmakta ve mezkûr ilkenin mahiyeti, kapsamı, önemi, tatbik şartları, diğer küllî ilkelerle münasebeti ve onlar arasındaki konumunu araştırmaktadır. Yapılan araştırmalarda takdim ilkesinin Hanefî fıkhında bir istidlâl kaynağı olarak kullanımı hakkında daha önce yapılmış hususi bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu nedenle makale husûsen Hanefî fıkhında bu ilkeye dayalı fıkhî istidlal tarzını örnek fıkıh meseleleri üzerinden ortaya koymayı amaçlamaktadır. Çalışmada, belirlenen eserler üzerinde gerçekleştirilen doküman analizi, elde edilen verilere dayalı betimleme, çözümleme ve yorumlama yöntemleri kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen bulgulara göre takdim ilkesi birçok fıkıh ve fıkıh usûlü kaidesinin esasını teşkil etmekle birlikte fıkıh ve fıkıh usulü kaideleri arasında mütalaa edilmemektedir. Bu durumun muhtemel nedeni takdim ilkesinin fıkıh ve fıkıh usulü kurallarından farklı yön ve vasıflara sahip aklî-mantıkî kurallar arasında değerlendirilmiş olmasıdır. Deliller arası teâruz durumlarında uygulanacak tercih kurallarının tespitinde önemli bir role sahip olan takdim ilkesi şer’î maksat ve maslahatların öncelik-sonralık durumlarının tespitinde de en sık işletilen prensipler arasında yer alır. Fıkıh mezheplerinin, kendi usulleri uyarınca elde ettikleri fıkhî hükümleri temellendirmek ve bu hükümleri muhaliflere karşı savunmak amacıyla da bu ilkeye sıkça başvurdukları görülür. Takdim ilkesinin Hanefî fıkhında bir istidlâl aracı olarak kullanım tarzlarını konu alan bu çalışmada örnek metinler olarak seçilen Kudûrî’nin (öl. 428/1037) et-Tecrîd’i ile Serahsî’nin (öl. 483/1090 [?]) el-Mebsût’undan seçilen örnek meselelerde de bu ilkenin zikredilen amaçlarla istihdam edildiği açıkça görülmektedir.","jurists":[{"tr":"Ebu'l-Hüseyin Ahmed b. Muhammed el-Kuduri","en":"Abu al-Husayn Ahmad b. Muhammad al-Quduri","ar":"أبو الحسين القدوري","id":"ebul-huseyin-ahmed-b-muhammed-el-kuduri"},{"tr":"Şemsüleimme Ebu Bekir Muhammed b. Ahmed es-Serahsi","en":"Shams al-A'imma Abu Bakr Muhammad b. Ahmad al-Sarakhsi","ar":"شمس الأئمة السرخسي","id":"semsuleimme-ebu-bekir-muhammed-b-ahmed-es-serahsi"}]},{"id":"1647374","title":"Hanefî Fıkıh Düşüncesinde Farklı Bir Ses: Bişr b. Gıyâs el-Merîsî","author":"Ekrem Koç","journal":"Bozok Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi","volume":"27","issue":"27","pages":"397-438","year":2025,"lang":"tr","type":"arastirma","doi":"10.51553/bozifder.1647374","keywords":"İslam Hukuku, Hanefî Mezhebi, Bişr b. Gıyâs el-Merîsî, İçtihat, Mezhep İçi Görüş","abstract":"İslâm hukukunun tarihsel gelişimi, farklı içtihat anlayışları ve mezhep içi tartışmalarla şekillenmiş, bu süreç içerisinde birçok âlimin özgün katkıları mezheplerin fıkhî zenginliğini artırmıştır. Hanefî mezhebinin erken dönem fakihlerinden biri olan Bişr b. Gıyâs el-Merîsî (öl. 218/833), klasik Hanefî metodolojisinden belirli noktalarda ayrılan görüşleriyle dikkat çeken bir isimdir. Bu çalışma, Bişr’in Hanefî mezhebi içindeki konumunu incelemeyi, fıkhî görüşlerini sistematik bir şekilde değerlendirmeyi ve onun mezhep içindeki metodolojik ayrışmalarını analiz etmeyi amaçlamaktadır. Çalışmada, onun ibadet, aile hukuku, muamelat hukuku ve fıkıh usulü alanlarındaki farklı yaklaşımları ele alınmış, Hanefî mezhebi içindeki etkileri tartışılmıştır. Makalenin hacmini aşmamak adına, özellikle furu‘ konularında Bişr’in düşünce yapısını daha iyi kavramamıza imkân tanıyan meseleler seçilmiş, diğer görüşlerinin içeriğine dair ise tablolar aracılığıyla genel bir çerçeve sunulmuştur. Bununla birlikte, Bişr’in fıkıh usulüne dair ayrıntılı özgün yaklaşımı bu çalışmanın kapsamı dışında tutulmuştur. Zira, onun usul düşüncesini yansıtan görüşlerinin daha derinlikli bir incelemeyi gerektirdiği ve bu konulara özel olarak odaklanan müstakil bir çalışmanın daha isabetli olacağı değerlendirilmiştir. Bu sebeple, bu makale birkaç usul görüşü dışında Bişr’in mezhep içindeki furu‘ meselelerindeki ayrışmalarına, yorum çeşitliliğine ve metodolojik tercihlerine yoğunlaşarak Hanefî mezhebi içerisindeki özgün konumunu belirginleştirmeyi hedeflemiştir. Bu süreçte, klasik fıkıh literatürü, tabakât eserleri ve mezhep içi tartışmaları ele alan kaynaklardan hareketle onun görüşlerinin mezhep içindeki yeri karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır. Bişr’in fıkhî görüşleri, klasik Hanefî metodolojisi içinde önemli bir tartışma alanı açmış, sonraki fakihler arasında içtihat sınırları ve fıkıh usulü bağlamında ele alınmaya devam etmiştir. Onun kıyas ve istihsan hakkındaki eleştirileri, re’y ekolü içinde hukuk metodolojisinin belirlenmesine dair süregelen tartışmalara katkıda bulunmuş, mezhep içindeki yorum çeşitliliğini artırmıştır. Bununla birlikte, kelâmî görüşleri nedeniyle farklı mezheplerden sert eleştiriler alması, fıkhî mirasının gölgede kalmasına neden olmuştur. Bu çalışma, Hanefî mezhebi içinde farklı içtihat anlayışlarının nasıl şekillendiğini anlamaya yönelik bir katkı sunmaktadır. Bişr’in fıkıh alanındaki görüşlerinin detaylı olarak ele alınması, onun Hanefî fıkhı içindeki özgün konumunu belirlemeye yönelik önceki araştırmalara derinlik kazandırmaktadır. Aynı zamanda, fıkıh usulü tartışmalarının gelişiminde onun fikirlerinin nasıl bir etki oluşturduğu konusunda yeni açılımlar sağlamaktadır. Elde edilen bulgular, mezhep içi tartışmaların tarihsel süreçte fıkhî çeşitliliğin gelişimine nasıl katkıda bulunduğunu göstermekte ve Bişr’in içtihat metodolojisinin klasik Hanefî anlayışıyla hangi noktalarda kesişip ayrıştığını ortaya koymaktadır.","jurists":[{"tr":"Bişr b. Gıyas el-Merisi","en":"Bishr b. Ghiyath al-Marisi","ar":"بشر بن غياث المريسي","id":"bisr-b-giyas-el-merisi"}]},{"id":"1558510","title":"Hanefî Mezhebinde İstihsana Yönelik Bir Tavır: Bişr b. Gıyâs el-Merîsî Örneği","author":"Ekrem Koç","journal":"Diyanet İlmi Dergi","volume":"61","issue":"2","pages":"621-652","year":2025,"lang":"tr","type":"arastirma","doi":"10.61304/did.1558510","keywords":"İslâm Hukuku, Hanefî Mezhebi, Bişr b. Gıyâs el-Merîsî, Kıyas, İstihsan","abstract":"Mezhep imamlarının usul ve fürû görüşlerinin aktarılmasında, öğrencileriyle ilişkili âlimlerin katkısı belirleyicidir. Hanefî mezhebinde ise bazı isimler, eserlerinden ziyade düşünceleriyle öne çıkmıştır. Bu makale, fıkıh literatüründe zikredilmesine rağmen fıkhî kimliği ve yöntem anlayışı detaylı biçimde ele alınmamış olan Bişr b. Gıyâs el-Merîsî’yi (ö. 218/833) konu edinmektedir. Ebû Yûsuf’un (ö. 182/798) öğrencisi olan Bişr, Hanefî mezhebine mensup olmakla birlikte istihsan yöntemine yönelik mesafeli tutumuyla dikkat çekmektedir. Çalışmanın temel amacı, muteber Hanefî kaynakları ışığında onun fıkhî yaklaşımını analiz ederek, istihsan karşısındaki duruşunu sistematik biçimde ortaya koymaktır. Bişr b. Gıyâs’a dair mevcut literatürde genellikle onun kelâmî yönü ön planda tutulmuş, fıkhî görüşleri ise yeterince işlenmemiştir. Bu bağlamda makale, hem Hanefî fıkıh geleneği içinde tartışmalı bir figürü yeniden değerlendirmekte hem de mezhep içi metodolojik ayrışmalara dair tarihî bir perspektif sunmaktadır. Bu çerçevede makale, klasik dönem fıkıh usulü tartışmalarına yeni bir katkı sunarken, Hanefî mezhebinin iç dinamiklerini daha derinlikli anlamaya yönelik bir zemin oluşturmayı hedeflemektedir.","jurists":[{"tr":"Bişr b. Gıyas el-Merisi","en":"Bishr b. Ghiyath al-Marisi","ar":"بشر بن غياث المريسي","id":"bisr-b-giyas-el-merisi"}]},{"id":"1639795","title":"Hanefî-Şâfiî Etkileşiminin Odağında Bir Fakih Olarak İbn Hacer el-Askalânî","author":"Fatih Turay","journal":"Trabzon İlahiyat Dergisi","volume":"12","issue":"1","pages":"119-143","year":2025,"lang":"tr","type":"arastirma","doi":"10.33718/tid.1639795","keywords":"İslam Hukuku, Fıkıh Tarihi, Hanefî, Şâfiî, İbn Hacer el-Askalânî","abstract":"Hanefî ve Şâfiî mezhepleri teşekkül süreçlerinin ardından uzunca bir müddet kendi ilmî muhitlerinde gelişimlerini sürdürmüş, mezhepler arasında dolaylı yoldan ve daha ziyade eleştiri yoluyla bazı etkileşimler gerçekleşmiştir. Ancak Hicrî VII. yüzyılın sonlarından itibaren farklı mezheplerden hoca-talebe ilişkileriyle yoğunlaşan ve giderek artan yeni bir etkileşim sürecinin ortaya çıktığı anlaşılmaktadır. Büyük muhaddis ve Şâfiî fakihi İbn Hacer el-Askalânî, kendisinden yaklaşık bir asır önce başlayan bu süreçten yararlanmış ve bizzat kendisi de bu sürece büyük katkı sunmuştur. Ancak İbn Hacer, hadis alanında büyük bir otorite olması nedeniyle daha ziyade bu yönüyle tanınmakta olup hakkındaki araştırmalar da bu alandaki katkılarını incelemeye yoğunlaşmıştır. Bu makale fıkıh tarihi açısından İbn Hacer’in Hanefî ve Şâfiî mezhepleri arasındaki etkileşim bağlamındaki kritik rolüne dikkat çekmeyi amaçlamaktadır. Bu amaç çerçevesinde makalede İbn Hacer’in Hanefî mezhebine yaklaşımını ve mezhep literatürü ve görüşleri üzerindeki etkilerini yansıttığı düşünülen hususlar, örneklem metoduyla seçilerek tespit edilmeye çalışılmıştır. Buna göre öncelikle bir Şâfiî fakihi olarak İbn Hacer, iddia edildiğinin aksine Hanefî mezhebine karşı olumsuz bir yaklaşım içerisinde olmadığı gibi, objektif ve hakkaniyetli bir ilim adamı olarak birçok yerde Hanefî mezhebinin hakkını teslim etmekte ve ayrıca Hanefî fıkıh müktesebatından da yararlanmaktadır. Ayrıca döneminin meşhur Hanefî fakihlerinin birçoğunun hocası olan İbn Hacer’in talebeleri üzerinde bir hayli etkili olduğu anlaşılmaktadır. Şöyle ki, Hanefî fakihlerin hadis alanına ilgi duymaları ve bunu fıkıh alanındaki teliflerine yansıtmaları bağlamında bir süre önceden başlamış olan hadis merkezli eğilimin İbn Hacer’in talebesi olan fakihler eliyle çok daha ileri bir seviyeye ulaştığı gözlenmektedir. Ayrıca Hanefî usul sistematiğinde savunulan bazı görüşler üzerinde de İbn Hacer’in etkilerinin olduğu anlaşılmaktadır."},{"id":"1743032","title":"Kelâm-Usûl-i Fıkıh Bağlamında Hanefî-Mâtürîdîlik","author":"Yunus Eraslan","journal":"İlahiyat Akademi","issue":"22","pages":"499-531","year":2025,"lang":"tr","type":"arastirma","doi":"10.52886/ilak.1743032","keywords":"Kelâm, Fıkıh Usûlü, Hanefî, Mâtürîdîlik, Mu‘tezile, Irak, Buhara, Semerkant.","abstract":"İslam düşüncesinin erken dönemlerinden itibaren kelâm alanında akılcılığı Mu‘tezile kelâm okulu, fıkıh alanında reyi Hanefî mezhebi temsil etmiştir. Bu iki disiplin, ilgi alanlarında kısmen benzer yöntemleri kullanarak, gelişim ve dönüşüm evrelerinde benzer süreçlerden geçmişlerdir. Genel olarak akılcı yöntemi benimseyen Hanefî ve Mu‘tezile mezhepleri belli dönemlerde siyasi ve sosyal şartlara bağlı olarak yakınlaşma veya ayrışma içerisine girmişlerdir. Hanefîliğin çıkış yeri olan Irak coğrafyasında her iki mezhep mensupları arasındaki olumlu etkileşim, fıkıh usûlünün kelâmî ilkelerden etkilenmesini sağlamıştır. Mihne sürecinde siyasi ortamın etkisiyle kelâm ilminde Mu‘tezile, fıkıh alanında ise Hanefîlik etkinliğini sürdürmüştür. Buna bağlı olarak erken dönemde Mu‘tezile ile Hanefîlik arasında bir geçişkenlik söz konusu olup, Mu‘tezile kelâmcıları fıkıhta Hanefîliğe, Hanefî kadı ve fakihleri ise kelâmda Mu‘tezile’ye eğilim göstermişlerdir. Ancak mihne sürecinin akabinde hadis taraftarlarının başlattığı karşı mihne sonrasında Mu‘tezile’nin düşüşe geçmesiyle Hanefîlik de bundan olumsuz etkilenmiştir. Mu‘tezile’ye karşı takınılan tavır Hanefî düşünceye karşı da gösterilmiş ve Hanefîlik Irak’tan Horasan ve Mâverâünnehir bölgesine taşınmıştır. Bu durum Hanefîlikle ilgili olumsuz bir algıya dönüşünce, Horasan-Mâverâünnehir âlimleri bu algıyı bertaraf etmek için gayret göstermişlerdir. Doğu Hanefîliğinde bu konuda iki farklı yaklaşım ortaya çıkmıştır. Buhara, hadis taraftarı bir anlayış sergileyerek kelâm ilmini Hanefî fıkıh usulünden ayrıştırırken; Semerkant, Hanefî fıkıh usulünü kelâm ilminin ilkeleri doğrultusunda temellendirmiştir. Her iki ekol de yöntemlerini Mu‘tezile karşıtlığı üzerinden yürütmüşlerdir. Buhara Hanefî ekolünün yaklaşımı, özelde Mu‘tezile genelde ise kelâm ilmini yok sayıp görmezden gelmek suretiyle Hanefîliğin itikadî yönünü Ebû Hanife’ye nispet edilen rivayetlere dayandırmaktır. Buhara Hanefîlerinin söz konusu tavırlarında İslam dünyasında yükselişte olan gelenekçi-hadisçi anlayış etkili olmuş Hanefîlik, kelâmî ilke ve usuller yerine hadis ve fürû fıkıhla temellendirilmiştir. Bu şekilde Hanefîliğin eksik kalan kelâm yönü Semerkant ekolünde Mâtürîdî ile tamamlanmıştır. Mâtürîdî kendi döneminde Hanefîliğin kelâm ve fıkıh usulü anlayışını Ehl-i sünnet düşüncesi doğrultusunda yeniden yapılandırmıştır. Mâtürîdî, Irak Hanefîliğindeki Mutezilî unsurları ayrıştırmak suretiyle Hanefîliği yeniden kelâmî temellerle inşa etmiştir. Onun bu tavrı kendi döneminde ve takip eden birkaç asırda hadisçi yaklaşımın etkisiyle ihmal edilmiş olsa da hicrî 5. asırdan itibaren hadisçi kanat karşısında, Hanefîliği heretik akımlardan ayrıştırmak ve Ehl-i sünnet içinde konumlandırmak amacıyla yeniden canlandırılmıştır. Buna göre Mâtürîdîliği tarih sahnesine çıkaran unsurlar yalnızca Mâtürîdî’nin kelâm ilmine dair görüşleri olmayıp, benzer şekilde onun fıkıh usulündeki çabaları da etkili olmuştur. Bu çerçevede çalışmanın temel problemi, Hanefî-Mâtürîdî geleneğin tarihsel süreçte kelâm ve fıkıh disiplinleri arasında kurduğu ilişkinin, özellikle Mu‘tezile ile yaşanan etkileşimler bağlamında bütüncül bir biçimde ele alınmamış olmasıdır. Literatürde genellikle Mâtürîdî’nin kelâmî yönü öne çıkarılmış; onun fıkıh usulüne katkıları ile Hanefîliğin bu disiplinler arası geçişkenliklerde aldığı konum yeterince görünür kılınmamıştır. Bu araştırmanın amacı, Hanefî-Mâtürîdî geleneğini hem kelâm hem de fıkıh perspektiflerini birlikte içerecek şekilde yeniden okumak ve söz konusu geleneğin tarihsel dönüşümünü Mu‘tezile ile etkileşimleri bağlamında sistematik biçimde analiz etmektir. Çalışmanın özgün değeri, Mâtürîdîliği sadece kelâmî bir ekol olarak değil, aynı zamanda Hanefî fıkıh usulüyle birlikte gelişen bütünleşik bir düşünce sistemi olarak ele almasıdır. Böylece Mâtürîdî’nin fakih kimliğini ve Hanefî geleneğin kelâmî oluşuma yaptığı katkıları görünür kılarak, literatürdeki tek yönlü okumaları aşmayı amaçlamaktadır. Araştırmanın alana katkısı, modern dönemde Mâtürîdîliğin yeniden inşasına dair yürütülen tartışmalara disiplinler arası bir perspektif kazandırması ve Hanefî-Mâtürîdî kimliğin oluşumundaki epistemolojik temelleri daha net bir şekilde ortaya koymasıdır. Bu bağlamda çalışmada, klasik kaynaklar ile modern araştırmalar birlikte değerlendirilerek karşılaştırmalı ve tarihsel-analitik bir yöntem benimsenmiş; böylece geleneğin oluşum süreci hem metinsel hem de bağlamsal boyutlarıyla kapsamlı biçimde incelenmiştir."},{"id":"1633743","title":"Mali Değer Bakımından Ayn-Menfaat Denkliği Problemi ve Fıkhî İhtilaflara Etkisi","author":"Abdurrahman Bulut","journal":"İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi","issue":"45","pages":"349-372","year":2025,"lang":"tr","type":"arastirma","doi":"10.59777/ihad.1633743","keywords":"İslam Hukuku, Hanefî, Şâfiî, Ayn, Menfaat","abstract":"Fıkıh literatüründeki ayn ve menfaat terimleri etrafındaki pek çok fer‘î ihtilafın bu terimlerin mahiyetine ve hukuki değerine yönelik bazı farklı kabullerin neticesi olduğu görülmektedir. Menfaatin hukuki açıdan mal kabul edilip edilmemesi bu türden bir meseledir. Bunun yanı sıra oldukça önemli diğer bir mesele de menfaatin mali değere sahip olmak bakımından ayna denk olup olmamasıdır. Şâfiî mezhebine göre menfaat hukuki açıdan mal kabul edilmiş, Hanefî mezhebinde ise ilke olarak menfaatin mal olmadığı görüşü benimsenmiştir. Günümüz fıkıh araştırmalarında özellikle Hanefî fıkhında menfaatin mal kabul edilmemesi üzerinden bu konu pek çok yönden ele alınmış ve tartışılmıştır. Ayn-menfaat denkliği problemi ise tespit edebildiğimiz kadarıyla müstakil bir araştırma konusu olarak ele alınmamış, ilgili çalışmalarda bu meseleye ilişkin müstakil bir başlık tahsis edilmemiştir. Bu çalışmada fıkıh kaynaklarındaki ilgili meselelerde yapılan izahlara dikkat çekilerek ayn-menfaat denkliği probleminin menfaatin mal olup olmadığı tartışmasından ayrı olarak müstakil bir araştırma konusu yapılmasının önemine işaret edilmiştir. Nitekim Hanefî fıkhına göre menfaatler ilke olarak mütekavvim mal kabul edilmezken, bazı gerekçelere binaen bu kural esnetilmiş ve menfaat, geçici olarak ve sınırlı mahiyette mütekavvim mal kabul edilebilmiştir. Bununla birlikte aynların aksine menfaatlerin “haddizatında mütekavvim mal olmadığı” kabulü her zaman ve durumda geçerli kabul edilmiştir. Özellikle kira, menfaatin vasiyeti gibi konusunu menfaatin teşkil ettiği hukuki işlemlerin bazı temel hükümlerinde Hanefî ve Şâfiî mezhepleri ittifak hâlinde iken bu işlemlere dair ikincil meselelerdeki bazı ihtilafların menfaatin mal olup olmadığı tartışmasından ziyade ayn-menfaat denkliği meselesindeki kabullere paralel olarak seyrettiği görülmektedir. Hanefî ve Şâfiî mezheplerinin, ayn-menfaat denkliği meselesinde esas aldıkları ilkesel yaklaşım ile tutarlı bir görüşler bütününe sahip oldukları görülmektedir. Dolayısıyla ayn-menfaat denkliği meselesindeki temel kabul üzerine bina edilmiş olan fer‘î meselelerden herhangi birinde yapılacak bir tercihin bu görüşlerin üzerine bina edildiği ilgili asıl dolayısıyla diğer meseleler için de bağlayıcı olup olmayacağı üzerinde düşünülmesi ve bu hususta fıkhî bir izah geliştirilmesi gerekmektedir."},{"id":"1649105","title":"Muhammed et-Trabzonî el-Medenî’nin Risâle fî tahkîki’l-istincâ ve Tathîru’l-eşyâ Adlı Risâlelerinin Işığında Temizlik Anlayışı ve Klasik Hanefî Tahâret Anlayışıyla Mukayesesi","author":"Ahmet Başaran Manav","journal":"Trabzon İlahiyat Dergisi","volume":"12","issue":"1","pages":"381-400","year":2025,"lang":"tr","type":"arastirma","doi":"10.33718/tid.1649105","keywords":"İslam hukuku, Hanefî mezhebi, Muhammed et-Trabzonî el-Medenî, Risâle fî tahkîki’l-istincâ, Tathîru’l-eşyâ.","abstract":"Muhammed et-Trabzonî el-Medenî, Trabzon’da doğmuş ve eğitimine burada başlamıştır. Daha sonra İstanbul, Halep, Şam, Kudüs, Mısır, Mekke ve Medine’yi dolaşarak eğitimini tamamlamıştır. Trabzonî, İstanbul’a döndükten sonra Süleymaniye Medresesi’nde müderrislik ve hâfız-ı kütüplük yapmış, bu görevlerinin yanı sıra başta fıkıh ilmi olmak üzere, İslamî ilimlerin birçok dalında eser vermiş, velûd bir Osmanlı âlimidir. Trabzonî’nin fıkıh alanına dair tespit edilebilen on tane eseri vardır. Trabzonî’nin, fıkıh alanına dair tespit edilebilen on tane eserinin iki tanesi temizlikle ilgilidir. Temizlik, dinî ilimlerde özellikle de fıkıhta maddi, manevî ve hükmî temizlik şeklinde anlatılmaktadır. Bu çalışmada Muhammed et-Trabzonî’nin, fürû-i fıkhın ilk konusu olan temizlikle (taharet) alakalı görüşleri değerlendirmeye tabi tutulacaktır. Söz konusu değerlendirme, birbirinden bağımsız fakat birbirinin devamı niteliğindeki iki risâle çerçevesinde olacaktır. Çalışmamızda hem iki risâle (Risâle fî Tahkîki’l-İstincâ, Tathîru’l-Eşyâ) tanıtılıp telif sebeplerine değinilecektir. Bu iki risâle çerçevesinde Trabzonî’nin temizlikle ilgili görüşleri ortaya konulacaktır. Ayrıca Trabzonî’nin temizlikle ilgili bakış açısı, klasik Hanefî geleneğindeki taharet anlayışıyla mukayese edilecektir. Trabzonî, Risâle fî Tahkîki’l-İstincâ adlı eserinde suyla istincâ ile ilgili olarak o dönemde yapılan tartışmalara katılmış ve itirazlara cevap vermeye çalışmıştır. Tathîru’l-Eşyâ risâlesinde ise, necis maddelerin temizlenme yollarını klasik fıkıh eserlerinden aktarmış, bunlara yeni yöntemler eklemiştir. Bu çalışmayla ayrıca Trabzonî’nin klasik Hanefî eserlerinden ne kadar faydalandığı ve onlara ne ölçüde atıf yaptığının tespiti amaçlanmıştır. Bütün bunlara bağlı olarak, müellifin temizlik anlayışı, klasik Hanefî taharet anlayışıyla mukayese edilip, -varsa- aradaki farklar tespit edilmeye çalışılmıştır. Sonuç olarak da 18. asırdaki -özellikle- Hanefî bakış açısı ve ulemanın fıkhî meseleleri anlatırken/yazarken temel kaynaklarla ne kadar irtibat kurduğu ve onlara ne kadar bağlı kalarak izahlar getirdiği; çözüme dair neleri ortaya koyduğu belirlenmeye çalışılacaktır."},{"id":"1743260","title":"Osmanlı’da Fıkhın Hukuksallaşması Sorununa Çözüm Arayışları: Tercîhü’l-beyyinât Geleneği","author":"Bahaddin Karakuş; Ozat Shamshiyev","journal":"Marife Dini Araştırmalar Dergisi","volume":"25","issue":"2","pages":"729-749","year":2025,"lang":"tr","type":"arastirma","doi":"10.33420/marife.1743260","keywords":"İslam Hukuku, Osmanlı Hukuku, Hanefi Fıkhı, Beyyinelerin Tercihi, Muhakeme Usûlü","abstract":"Osmanlı hukuk düşüncesi, büyük ölçüde Hanefî fıkhı ile önceki Türk-İslam devletlerinden tevarüs eden hukukî birikimin senteziyle şekillenmiştir. 16. yüzyılın başlarında, Osmanlı topraklarının genişlemesine paralel olarak hukuk sisteminde bazı kurumsal düzenlemelere gidilmiştir. Bunlardan biri, hukukî birlik sağlamak amacıyla kadıların Hanefî mezhebi içindeki en sahih görüşle hüküm vermeye mecbur tutulmasıdır. Bu uygulama, zamanla hem tedrisat yöntemlerini hem de fıkıh literatüründeki telif anlayışını etkilemiş; bu çerçevede, 16. yüzyılın başlarında Vankulu Mehmed Efendi (öl. 1000/1592) tarafından kaleme alınan Tercîḥü’l-beyyinât adlı eser, sonraki yüzyıllarda benzer isimler ve içeriklerle gelişerek özgün bir literatür meydana getirmiştir. Bu eserler, özellikle Osmanlı’nın son dönemlerine kadar kadıların başvuru kaynakları arasında yer almış; temel olarak hâkimin birden fazla muteber beyyine ile karşılaştığı durumlarda, Hanefî mezhebinin en güçlü görüşü doğrultusunda nasıl karar vermesi gerektiğini sistematik biçimde ortaya koymuştur. Böylece, daha önce klasik fıkıh eserlerinde dağınık hâlde yer alan muhakeme esaslarını derleyip analiz ederek, alana özgün bir katkı sunmuştur. 16. yüzyıldan itibaren Osmanlı coğrafyasında ortaya çıkan bu eserler, Hanefî fıkıh literatürünün ve Osmanlı hukuk yapısının dinamik ve gelişime açık niteliğini yansıtan önemli örneklerdir. Ancak bu zengin literatürün büyük bir kısmı hâlen yazma eser hâlinde kütüphanelerde bulunmaktadır. Mevcut akademik çalışmalar Tercîḥü’l-beyyinât literatürüne katkı sunsa da bu eserlerin tarihsel ve sosyo-hukukî bağlamı, doğuş nedenleri, Hanefî mezhebi içindeki yeri ve sonraki fıkıh ve yargı literatürüne etkisi bakımından bütüncül bir çerçevede ele alınmadığı görülmektedir. Genellikle metin merkezli veya örnek analiz düzeyinde kalan bu çalışmaların ötesine geçmek amacıyla hazırlanan bu çalışma, Tercîḥü’l-beyyinât literatürünün tarihî kökenlerini ve metodolojik gelişimini analiz etmeyi; aynı zamanda Hanefî fıkıh düşüncesi içindeki konumunu ve Osmanlı’daki yargılama pratiğine olan etkilerini tespit etmeyi hedeflemektedir. Bu bağlamda çalışmanın temel problemi, \"Osmanlı’da fıkhın hukuksallaşma süreci çerçevesinde Tercîḥü’l-beyyinât literatürünün rolü nedir ve Hanefî fıkhı açısından önemi nasıl değerlendirilmelidir? Bu sürecin öncüsü olan sosyal, siyasal ve hukuki gelişmeler nelerdir? Literatürün Osmanlı son dönemine kadar süreklilik arz edecek şekilde ilerlemesinde hangi amiller etkili olmuştur?\" gibi soruların etrafında şekillenmektedir. Araştırma, bu soruya cevap bulmak amacıyla nitel içerik analizine dayalı tarihsel ve kavramsal bir inceleme yöntemi benimsemiştir. Veri kaynağı olarak, çoğu yazma hâlinde bulunan Tercîḥü’l-beyyinât eserleri ile Hanefî fıkhının Osmanlı hukuk sistemiyle kesişimini ele alan akademik literatür esas alınmıştır. Edebü’l-kādî, resmü’l-müftî ve nihayetinde Tercîḥü’l-beyyinât literatürü, Hanefî muhakeme usûlünün tarihsel gelişiminde ardışık aşamaları temsil etmektedir. İlk aşamada hâkimin yargı etiğine ilişkin sorumluluklarını belirleyen edebü’l-kādî, zamanla usûlî ve kurumsal bir boyut kazanmıştır. Ardından gelen resmü’l-müftî literatürü, başlangıçta müftülere yönelik olsa da ictihadî sorumluluk taşıyan hâkimler için de rehberlik edici bir alan hâline gelmiştir. Tercîḥü’l-beyyinât ise, özellikle beyyinelerin çatıştığı dar ve teknik yargı anlarında, hâkimin başvuracağı tercih yöntemlerini sistematize eden en ileri aşamayı temsil eder. Fürû‘, usûl ve kavâid literatürleri, Osmanlı yargı sisteminde hâkimin başvurduğu başlıca kaynaklardır. Hâkim öncelikle fürû‘ kitaplarında meseleyi çözmeye çalışır; bu mümkün değilse, usûl ilkeleri ve kavâid çerçevesinde çözüm üretir. Ancak delillerin çatışması, beyyinelerin eşit ağırlıkta olması veya şahitlikte çelişki gibi teknik durumlar söz konusu olduğunda bu kaynaklar yetersiz kalabilmekte; bu noktada Tercîḥü’l-beyyinât literatürü devreye girmektedir. Sonuç olarak Tercîḥü’l-beyyinât literatürü, yalnızca bir fıkıh yazın türü değil; aynı zamanda hukukî istikrar, fıkhî derinlik ve kurumsallaşmış bir içtihat geleneğini yansıtan Osmanlı-Hanefî yargı sisteminin özgün bir ürünüdür. Bu bağlamda söz konusu literatür, farklı yönleriyle hâlâ keşfedilmeyi bekleyen, Osmanlı’nın Hanefî fıkhına yaptığı önemli katkılardan biridir."},{"id":"1751020","title":"Usulden Fürûa Hanefî Mezhebinde Muhkem ve Müteşâbih Kavramlarının Anlamsal Dönüşümü: Debûsî’nin Etkisi ve Katkısı Bağlamında Bir İnceleme","author":"Ramazan Çöklü","journal":"Hitit İlahiyat Dergisi","volume":"24","issue":"2","pages":"955-973","year":2025,"lang":"tr","type":"arastirma","doi":"10.14395/hid.1751020","keywords":"Fıkıh, Hanefî Mezhebi, Fıkıh Usulü, Muhkem, Müteşâbih, Debûsî","abstract":"Hanefî usulcülerden Debûsî, fıkıh usulü ilmine getirdiği yenilikler dolayısıyla Hanefî usul düşüncesinin kendisinden sonraki mihenk taşlarından biri olmuştur. Lafız taksimi, hüküm bahisleri, beyân ve kıyas teorisi gibi birçok konuyu biçim ve içerik açısından yeniden kurgulamış ve pek çok fıkıh usulü kavramını anlamsal olarak geliştirmiştir. Muhkem ve müteşâbih konusu, sözü edilen değişim ve gelişimin bariz şekilde görüldüğü meselelerden biridir. Araştırmada Debûsî’nin tarihsel süreçte muhkem ve müteşâbih kavramlarının anlamsal dönüşümüne etkisi ve bunun fıkhî meselelere yansımaları incelenmiştir. Gerek muhkem ve müteşâbih konusuyla ilgili gerekse Debûsî’nin usulcülüğüne yönelik çok sayıda bilimsel araştırma yapılmıştır. Fakat muhkem ve müteşâbih konusunda yapılan çalışmalarda genel itibariyle haberî sıfatlara ve bunların te’viline odaklanılmış; meselenin fıkıh usulündeki konumu ve fıkhî hükümlere etkisi ihmal edilmiştir. Dahası, müteşâbih lafızlar fıkıh usulü çalışmalarında dahi çoğunlukla kelâmî perspektifle incelenmiştir. Oysa bu iki kavram İslâm tarihi boyunca, özellikle Hanefî fakihleri tarafından fıkhî hüküm çıkarmada da aktif bir şekilde kullanılmıştır. Debûsî’nin usul anlayışına yönelik çalışmalarda ise muhkem ve müteşâbih konusu, bir iki cümle halinde kısaca özetlenmiş; Debûsî’nin bu bağlamda getirdiği yenilikler, kendisinden sonraki fakihlere etkisi ve teorik zeminde şekillenen anlamsal dönüşümün pratiğe yansımaları tespit edebildiğimiz kadarıyla bilimsel bir araştırmaya konu olmamıştır. Dolayısıyla araştırmada Debûsî’nin muhkem ve müteşâbih yorumu, bunun Hanefî fakihlerine ve Hanefî usul düşüncesine etkisi ilk kez somut bir şekilde ortaya koyulmuştur. Bunun yanı sıra araştırmada Debûsî’nin muhkem ve müteşâbih teorisi kendisinden önceki Hanefî usulcülerin yaklaşımıyla mukayese edilmiş, böylece mezkûr iki kavramın Hanefî fıkıh usulü edebiyatındaki anlamsal döngüsü tespit edilmiştir. Daha da önemlisi muhkem ve müteşâbihin fıkhî meselelerin yorumlanmasında ve fetva işlemlerinde nasıl belirgin olduğu ilk kez bu araştırmada ortaya koyulmuştur. Müteşâbih nasların te’vilinin caiz olup olmadığı, neye göre ve nasıl yorumlanacağı ise bu konuda çok sayıda çalışma yapıldığı için genel itibariyle araştırmanın kapsamı dışındadır. Müteşâbihlerin anlaşılması meselesine sadece muhkemlerle ilişkisi çerçevesinde daha çok Debûsî’nin etkisini gösterecek şekilde kısaca değinilmiştir. Çünkü müteşâbihin kapsamının daralması ve genişlemesiyle paralel olarak, pratikte sonuç değişmemesine rağmen teoride fakihlerin müteşâbihlerin anlamlarının bilinip bilinemeyeceğine dair görüşleri değişiklik göstermiştir. Araştırmada Debûsî öncesi dönemi temsilen bu konudaki görüşleri kesin bir şekilde tespit edilebildiği için Tahâvî, Kerhî ve Cessâs’ın yaklaşımına yer verilmiştir. Tahâvî, Kerhî ve Cessâs, ortak bir dille bütün nasları kelâmî ve fıkhî olup olmamasına bakmaksızın muhkem ve müteşâbih şeklinde temel iki kısma ayırmışlar ve fıkhî hüküm çıkarılan birden çok anlama ihtimalli nasları, mücmel ve müşterek lafızları genel taksim içerisinde müteşâbih saymışlardır. Bu fakihlere göre muhkem ve müteşâbih kendi içinde özel ve diğerlerinden bağımsız bir lafız taksimidir. Öyle ki muhkem başka bir anlama ihtimali olmayan ve mânası doğrudan anlaşılan lafızları, müteşâbih de birden çok anlama ihtimalli olan ve mânası ancak bir karine veya beyân ile anlaşılan lafızları kapsamaktadır. Debûsî ise muhkem ve müteşâbih kavramlarının anlamlarını daraltmış, mücmel ve müştereki müteşâbihin kapsamından kesin bir şekilde çıkarmıştır. Böylece Debûsî ile birlikte müteşâbih, fıkıh usulünde sadece kelâmî içerikli âyetleri ifade etmek için kullanılan bir lafız formuna bürünmüştür. Debûsî’nin özgün yaklaşımı kendisinden sonraki fakihlerin büyük çoğunluğu tarafından kabul edilmekle birlikte hem mezhep içerisinden hem de diğer mezheplerden buna karşı çıkanlar olmuş, mevcut kaynaklar ışığında bu tartışmaların en az üç yüz yıl devam ettiği tespit edilmiştir. İşin ilginç yanı muhkem ve müteşâbih konusunda Debûsî’nin görüşünü benimseyen Hanefî fakihlerin bir kısmı bunu fürûda tatbik ederken zorlanmışlar ve usulde Debûsî’yi takip etmekle birlikte fıkhî hüküm çıkarırken mezkûr iki lafzı Tahâvî, Kerhî ve Cessâs gibi kullanmışlardır. Daha da önemlisi, birtakım Hanefî fakihleri Tahâvî, Kerhî ve Cessâs’la aynı anlamda kullandığı lafzı müteşâbih değil, muhtemil diye adlandırmış, böylece Hanefî usulünde bilinmeyen yeni bir kavram ortaya koymuşlardır. Bu kavram, ilk kez bu araştırma dolayısıyla tespit edilmiştir.","jurists":[{"tr":"Kadı Ebu Zeyd Ubeydullah b. Ömer ed-Debusi","en":"Qadi Abu Zayd 'Ubayd Allah b. 'Umar al-Dabusi","ar":"أبو زيد الدبوسي","id":"kadi-ebu-zeyd-ubeydullah-b-omer-ed-debusi"}]},{"id":"1558543","title":"İmâm-ı Rabbânî’de Hanefîlik Düşüncesi ve Ebû Hanîfe Savunusu","author":"İskender Karayiğit; Fetullah Yılmaz","journal":"İlahiyat Tetkikleri Dergisi","issue":"63","pages":"84-97","year":2025,"lang":"tr","type":"arastirma","doi":"10.29288/ilted.1558543","keywords":"İslâm Hukuku, Tasavvuf, Hanefîlik, Ebû Hanîfe, İmâm-ı Rabbânî., Mektûbât","abstract":"İslâm tarihinde daha çok tasavvufi kimliği ile öne çıkan ve tarikat şeyhi olarak tanınan İmâm-ı Rabbânî (ö. 1034/1624), çoğunlukla tasavvufa yoğunlaşsa da yaşadığı dönemde İslâm’ın tahrif edilme çabalarına karşı durmuş, itikadi ve siyasi alanlarda mücadele vermiştir. Bu bağlamda o, yaşadığı topraklarda yöneticilik yapan Ekber Şâh’ın (ö. 1014/1605) Dîn-i İlâhî projesinin başarısız olması için gayret sarf etmiştir. İmâm-ı Rabbânî, tasavvufi ve itikadi alanlardaki önemli çalışmalarının yanında birçok fıkıh ve fıkıh tarihi meselesiyle de ilgilenmiştir. Kendinden önceki mirası devralmış birisi olarak fıkıhla ilgili pek çok konuda söz söyleme gereği duymuştur. Bunlardan birisi de Ebû Hanîfe (ö. 150/767) ve onun mezhebi hakkında yapılan tenkitlerdir. İmâm-ı Rabbânî özellikle Mektûbât adlı eserinde ehl-i re’y ve ehl-i hadîs kavramları etrafında gelişen tartışmalara dahil olmuş ve doğal olarak mensup olduğu Hanefî mezhebi ve onun imamı Ebû Hanîfe’yi farklı bakımlardan birtakım delillerle savunma gayretine girmiştir. O, Hanefî imamlarının salt re’yci diye nitelenmelerine karşı çıkmış, onların hadisleri kabul ettiklerini, bunun yanı sıra hüküm istinbatında kendilerine has yöntemlere de sahip olduklarını ifade etmiştir. Yine o, Hanefîliği ele alırken sadece bazı “ilmi” delillerle yetinmemiş, bunların yanında ictihadda Hz. Îsâ ve Ebû Hanîfe benzerliği, Hz. İsâ’nın nüzûlden sonra Hanefî mezhebine uygun amel edeceği ve Hanefî mezhebinin nübüvvet kemâlâtına sahip olması gibi manevi, işari ve tasavvufi argümanlarla da savunmasını güçlendirme yoluna gitmiştir. İmâm-ı Rabbânî muhaliflerin iddialarına bu şekilde karşı cevaplar vererek Hanefî mezhebinin hak üzere olduğunu temellendirmeye çalışmıştır. Bu makalede, İmâm-ı Rabbânî’nin Hanefîliğe yüklediği bazı manevi-işârî vasıflar ile kimi ehl-i hadîsin ileri sürdüğü iddialara karşı verdiği cevaplar ve yaptığı savunmalar ele alınacaktır."},{"id":"1608935","title":"Şeybânî’den Kerhî’ye Fıkıh Kaidelerinin Tarihçesi","author":"Muhammed Şahin","journal":"Mevzu – Sosyal Bilimler Dergisi","issue":"13","pages":"551-576","year":2025,"lang":"en","type":"arastirma","doi":"10.56720/mevzu.1608935","keywords":"Fıkh, Usûl, el-Kavaid Fikhiyye, eş-Şeybânî, el-Câmiu, Hanafi mezhebi","abstract":"Bu araştırma, fıkıh kaidelerinin (ḳavāʿid fiḳhiyye) erken dönemde, özel-likle Şeybânî ile Kerhî arasındaki süreçte ortaya çıkışını ele almakta ve dö-rdüncü hicri yüzyıldan önceki dönemde fıkıh kaidelerinin erken oluşumuna odaklanmaktadır. Araştırma, fıkıh kaidelerinin ikinci yüzyılda, özellikle Şeybânî’nin (ö. 189/805) el-Câmiʿu’l-Kebîr adlı eseri üzerinden erken şekil-lerde ifade edildiğini ve bunun aynı eserin şârihlerinin yöntemiyle uyumlu olduğunu ortaya koymaktadır. Bu durum, Kerhî’nin (ö. 340/952) Usûlü’nden çok daha erken bir döneme işaret etmektedir. Ayrıca, bu çalışma erken dönemde Hanefî mezhebinin ileri gelenlerinin mevcut kaynaklarında-ki ifadelerin değişimi doğrultusunda fıkıh kaidelerinin ifade biçimlerini de açıklamaktadır. Bu bağlamda araştırma, bağımsız fıkıh kaideleri telifinin erken dönemdeki başlangıç noktasının Şeybânî’nin eseri olduğunu, kaide-lerin ifade biçimlerinin Kerhî öncesinde çeşitlendiğini ve fıkıh kaidelerinin ilk çekirdeğinin Şeybânî’nin çalışmasına dayandığını, nihai tamamlanmasının ise Kerhî’nin kuşağıyla gerçekleştiğini vurgulamaktadır. Bu bakış açısı, fıkıh kaidelerinin Hanefî mezhebi içerisindeki işlevsel doğasıyla ve fıkhın kendine has yapısıyla uyum göstermektedir. Araştırma, daha önce genel bir şekilde ele alınmış olan ikinci ve üçüncü hicri yüzyıllardaki fıkıh kaidelerine daha fazla ışık tutmayı amaçlamaktadır.","jurists":[{"tr":"İmam Muhammed b. el-Hasan eş-Şeybani","en":"Imam Muhammad b. al-Hasan al-Shaybani","ar":"محمد بن الحسن الشيباني","id":"imam-muhammed-b-el-hasan-es-seybani"},{"tr":"Ebu'l-Hasan Ubeydullah b. el-Hüseyin el-Kerhî","en":"Abu al-Hasan 'Ubayd Allah b. al-Husayn al-Karkhi","ar":"أبو الحسن الكرخي","id":"ebul-hasan-ubeydullah-b-el-huseyin-el-kerhi"}]},{"id":"1508019","title":"Hanefî Fıkıh Düşüncesinde Gâlibe İtibar İlkesi İle Zorluğun Defi İlkesinin Kesişmesi ve Fer‘î Yansımaları (İbadetler Örneği)","author":"Abdurrahman Bulut","journal":"Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi","issue":"35","pages":"264-286","year":2024,"lang":"tr","type":"arastirma","doi":"10.35415/sirnakifd.1508019","keywords":"İslam Hukuku, Hanefî, Gâlib, Harac, Nadir","abstract":"“Gâlibe itibar edilir / Hüküm gâlibe göre belirlenir.” ilkesi Hanefî fıkıh doktrinindeki önemli küllî kâidelerden biridir. Fıkıh metinlerinde yer alan nadire itibar edilmeyeceğini belirten ilke düzeyindeki ifadeler de aynı muhtevanın farklı boyutuna vurgu yapar. Fıkhın hemen her alanında karşılaşılabilecek bu ilke ve kurallar “gâlib” ve “nadir” kavramları çerçevesindeki fıkhî akıl yürütmenin Hanefî fıkıh düşüncesindeki etkisini ve önemini gösterir. Gâlib kavramı Hanefî fıkıh doktrininde bağlama göre farklı manalarda kullanılmaktadır. Gâlib kavramının bu farklı kullanımlarına dair kuşatıcı bir tasnif yapmak oldukça zordur ve kapsamlı bir çalışmayı gerektirir. Bununla birlikte bu çalışmada Hanefî fürû fıkıh literatüründe temsil kabiliyeti görece daha yüksek olan başlıca eserlerin özellikle ibâdet bölümlerinde yapılan yüzeysel bir tarama sonucunda gâlib kavramının daha yaygın kullanıldığı manalara dair dörtlü bir tasnif denemesi yapılmıştır. Bunlar arasında gâlib kavramının “bir olayın sıklıkla meydana gelmesi” manasındaki kullanımına odaklanılmış ve bu manadaki gâlib kavramının zorluğun defi ilkesi ile irtibatı incelenmiştir. Hanefî fürû fıkıh metinlerinde “bir olayın sıklıkla meydana gelmesi” manasını kastetmek üzere daha çok “gâlib” kelimesi tercih edilmekle birlikte “âdet, zâhir, kesret, tekrar ve mutad” gibi kelimeler ve türevleri de kullanılmaktadır. Yapılan okumalarda bu durum dikkate alınmıştır. “Bir olayın seyrek meydana gelmesi” manasını ifade eden “nadir” kelimesinin ilgili pasajların tespitinde anahtar bir rol üstlendiğinin de ayrıca belirtilmesi gerekir. Günümüz fıkıh araştırmalarında, geniş bir anlam yelpazesine sahip ve oldukça etkili bir kavram olan gâlib kavramına tahsis edilmiş çalışmalar nicelik bakımından yeterli düzeyde değildir. Görebildiğimiz kadarıyla gâlib kavramının zorluğun defi ilkesi ile irtibatlı olarak “bir olayın sıklıkla meydana gelmesi” manasındaki kullanımına tahsis edilmiş bir araştırma yapılmamıştır. Bu çalışma, literatürdeki bu boşluğu sınırlı bir alanda belli ölçüde doldurmayı hedeflemektedir. Şemsiye bir kavram mahiyetinde olan gâlib kavramının alt kümelerine odaklanmış çalışmaların Hanefî fıkhı açısından bazı kavramsal ilişki ağlarını belirlemek, ilgili kavramsal örgünün fıkhî bilgi ve düşüncenin geliştirilmesindeki etkisini görmek gibi faydaları olacaktır. Bu çalışmada Hanefî fıkıh doktrininde ibadetler alanında ilk bakışta belki mükellefin mazur kabul edilmesinin mümkün görüleceği bazı olaylarda gâlib kavramının mükellef lehine dikkate alınıp alınmayacağına dair tartışmaların harac-adem-i harac, kıyas-istihsan ve ihtiyat-mazeret kavram çiftleri ile irtibatlı bir üst bakış gözetiminde seyrettiği görülmüştür. Hükmü nasla tespit edilmiş olan bazı meselelerde ilgili olayın sıklıkla meydana gelmesinden dolayı insanlara zorluk olmaması için kolaylık hükmünün belirlenmiş olduğu tespitinden ilham alan Hanefî imâmlarının, hakkında nas bulunmayan meselelerde de benzer bir fıkhî akıl yürütmeyi gerçekleştirdikleri anlaşılmaktadır. Hanefî fakihlerinin gâlib-harac kavram çifti etrafındaki açıklamaları, Hanefî fıkhında benzer mahiyetteki bazı meselelerin bir kısmında mükellefin lehine diğer bir kısmında ise aleyhine hükümler verilmiş olmasının tutarlı bir izahı olduğunu göstermektedir. Buna göre kişinin bir kastı veya kusuru olmaması bakımından mahiyet itibariyle birbirine benzeyen olaylardaki ilk bakışta çelişkili gibi gözüken farklı hükümler, ilgili olayın sıklıkla meydana gelip gelmemesi ayrımı ile izah edilebilmektedir. Nitekim sıklıkla meydana gelen bir olay karşısında kolaylık hükmü, sıklıkla meydana gelmeyen bir olayda ise ihtiyat hükmü esas alınmıştır. Böylece ilgili meselelerdeki farklı hükümlerin aslında tutarlı bir bütün teşkil ettiği gösterilmiş olmaktadır. Ayrıca makalede görüleceği üzere Hanefî fakihlerinin gâlib-harac ilişkisi ışığındaki yaklaşımı, ilgili meselelerde Hanefî fıkhını diğer doktrinlerden ayrıştırıcı bir özelliğe sahiptir."},{"id":"1448823","title":"Hanefî Mezhebine Göre İtikâf İbadeti","author":"Ramazan Çöklü","journal":"Tasavvur / Tekirdağ İlahiyat Dergisi","volume":"10","issue":"1","pages":"309-341","year":2024,"lang":"tr","type":"arastirma","doi":"10.47424/tasavvur.1448823","keywords":"Fıkıh Usulü, İbadet, Hanefî, İtikâf","abstract":"İslâm fıkhının temel paydalarından biri, ibadetlerdir. İnsanın bir ömür boyu devam eden kulluk serüveni ancak ibadetler ile anlam kazanır. Fani dünya hayatında aslî görevini gerektiği şekilde yerine getirmek isteyen insa-noğlunun icra ettiği ibadetlerden biri de itikâftır. Öyle ki kul itikâfta inzivaya çekilir, dünyalık zevk ve arzulardan arınarak Rabbine yanaşır. Böyle bir ibadetin maksadına ulaştırması için şartlarıyla ve rükünleriyle birlikte icra edilmesi gerekir. İşte bu araştırmada Hanefî mezhebine göre itikâf ibadetiyle ilgili meseleler açıklanmıştır. Başta Hanefî mezhebi imamları olmak üzere pek çok fakihin görüşüne yer verilmiştir. Bir mezhebin itikâf ibadetiyle ilgili görüşlerinin derli toplu ve detaylı bir şekilde incelendiği ilk Türkçe akademik çalışmalardan olan bu araştırma, meselelerin fıkıh usulündeki dayanaklarıyla birlikte açıklanması nedeniyle ayrıca önemlidir. Araştırma boyunca Hanefî mezhebinin fıkıh kaynakları kullanılmış, fakihlerin aynı görüşte olduğu meseleler konuyu deliliyle birlikte açıklayan ve usuldeki dayanağını ortaya koyan kaynaktan verilmiştir. Bunun yanı sıra meselelerin temelinde yer alan ve fakihlerin ihtilaf etmesine neden olan rivayetler ile usul konularına değinilmiştir. Araştırmada önce itikâfın tanımı yapılmış, akabinde hükmü ve kısımları açıklanmıştır. Ardından itikâfın şartlarının incelendiği araştırmada son olarak itikâfı bozan şeylere yer verilmiştir."},{"id":"1470036","title":"Lisans Dönemi Karşılaştırmalı Fıkıh Eğitimi Üzerine Bir Araştırma: Ürdün ve Türkiye Üniversiteleri Arasında Bir Mukayese","author":"Ayşe Aktaş Sivlim","journal":"Baberti","issue":"19","pages":"18-35","year":2024,"lang":"ar","type":"arastirma","keywords":"fıkıh, mukayeseli fıkıh, mezhep, Ürdün, Türkiye","abstract":"Bu makalede Ürdün ve Türkiye’de fıkıh eğitiminde takip edilen bir yöntem olarak karşılaştırmalı hukukun nasıl ve ne derecede uygulandığı ele alınmakta ve mukayese edilmektedir. Nitekim bu iki ülkedeki fıkıh eğitim sistemi birbirinden farklıdır. Ürdün’de ilahiyat fakülteleri temelde usûlü’d-dîn ve usûlü’l-fıkıh bölümlerine ayrılmaktadır. Türkiye’deki İlahiyat Fakültelerinde ise Ürdün’deki gibi lisans döneminde sadece fıkıh ilmine özgü bir ihtisaslaşma söz konusu değildir. Ürdün’de usûlü’l-fıkıh kısmında detaylı bir şekilde fıkıh dersleri verilmekte, bu dersler çoğunlukla farklı mezheplere bakılarak karşılaştırmalı olarak okutulmakta ve tek bir mezhebe bağlı kalınmamaktadır. Türkiye’deki fıkıh eğitimi ise çoğunlukla Hanefî mezhebi merkeze alınarak yapılmaktadır. Buna karşın Ürdün’de hocalar öğrencileri belli bir mezhebe yönlendirerek eğitim vermemektedir. Ürdün’de mukayeseli İslâm hukuku dersi zorunlu iken Türkiye’de zorunlu değil seçmelidir. Bu iki farklı yöntem; sonuçları ve öğrenciler üzerindeki etkileri açısından da aynı değildir. Netice itibariyle bu çalışmada söz konusu iki ülkedeki fıkıh eğitimi karşılaştırmalı hukukun uygulanması açısından mukayese edilmekte; her iki ülkenin benzer ve farklı yönleri ortaya konulmaktadır."},{"id":"1488662","title":"Müctehid Tabakalarında Serahsî’nin Konumu, Fıkıh Faaliyeti ve Mezhep Birikimine Katkısı","author":"Bünyamin Korucu","journal":"Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi","volume":"11","issue":"2","pages":"797-820","year":2024,"lang":"tr","type":"arastirma","doi":"10.51702/esoguifd.1488662","keywords":"İslam Hukuku, Hanefî Mezhebi, Serahsî, Tabakāt, Fıkhî Faaliyet Türleri","abstract":"Hicri ikinci asrın ilk evrelerine kadar fakihler fıkıh düşüncesinin birincil kaynakları olarak Kur'an ve Sünnet'in sağladığı verileri kullanarak karşılaştıkları problemlere çözüm bulabilmişlerdir. Ancak her meslek ve sanatın doğal seyrinde ortaya çıkan uzmanlaşma olgusu fıkıh tarihinde de tezahür etmiş, sonraki asırlarda birincil kaynaklarla doğrudan muhatap olma ve onlar üzerinden fıkhî bilgi üretme faaliyeti üst düzey bilgi ve donanım gerektiren bir uzmanlık haline gelmiştir. Hicri ikinci asırla birlikte bu tür bir uzmanlığa sahip olmanın çok ayrıcalıklı ve külfetli bir iş olduğu fark edilmiş ve böylesi üst düzey bir yetkinliğin değeri hakkında Müslüman toplumlarda bir bilinç ve kanaat hâsıl olmuştur. Dinin asli kaynaklarıyla irtibatın sağlanması ve sürdürülmesi adına mutlak ictihâd yetisine sahip fakihlerce yürütülen fıkhî bilgi üretme çabaları ve onlar tarafından ortaya konan bilgi ürünleri ilim çevrelerinde büyük bir talep ve itibar görmüştür. Bu düzeydeki faaliyetlere büyük önem atfedilmiş, bu tür çalışmalar Müslüman toplumlarda büyük bir ilgi ve saygıya mazhar olmuştur. Mutlak ictihâd ehli fakihlere gösterilen bu ilgi onların zamanla birer cazibe merkezi haline gelmesine neden olmuş ve bu süreç mutlak müctehid fakihlerin mezhep imamlarına dönüşmesiyle sonuçlanmış, bu aşamadan sonraki fıkhî faaliyetler belli bir mezhep imamının fıkıh paradigmasına (imamın usûlü) bağlı kalınarak yürütülmeye başlanmıştır. Hicri beşinci asırdan sonra belli mezheplere bağlı fıkıh faaliyetinin türlerinin tespit etmek, bu faaliyetleri tanımlamak ve hiyerarşik düzeylerini tayin etmek amacıyla “müctehid tabakaları” olarak adlandırılan tasnifler yapılmıştır. Bu çalışma hicri beşinci asır Hanefî fakihlerden Serahsî’nin (ö. 483/1090[?]) müctehid tabakalarındaki konumunu, mezhep bünyesinde icra ettiği fıkhî faaliyet türlerini ve bu faaliyetlerin hususiyetlerini tespite odaklanmaktadır. Makalede Serahsî’nin müctehid tabakalarındaki konumu Hanefî fakihler tarafından yapılan tabakat tasnifleri üzerinden incelenmiş ve diğer mezheplerde yapılan tasniflerde bu konumun mukabili tayin edilmeye çalışılmıştır. Serahsî’nin fıkıh faaliyetinin hususiyetleri ise onun meşhur eseri el-Mebsût dikkate alınarak incelenmiş ve elde edilen veriler üzerinden onun Hanefî mezhep birikimine sunduğu katkılara ilişkin birtakım tespitlerde bulunulmuştur. Çalışmada elde edilen sonuçlara göre Serahsî, fıkıh mezheplerinin teşekkül ederek istikrar kazandığı ve fıkıh çalışmalarının belli mezhepler bünyesinde, belli bir imamın usulüne bağlı kalınarak yürütüldüğü bir dönemde yaşamış ve fıkıh araştırmalarını böyle bir ortamda gerçekleştirmiştir. Hanefî fakîhlerin fıkhî faaliyet türleri ve düzeylerine ilişkin tasniflerde Serahsî için belirlenen konum dikkate alındığında onun icra ettiği fıkıh çalışmalarının “mezhep içi fıkıh faaliyeti” olarak nitelenebileceği anlaşılmaktadır. İlgili tasniflerde Serahsî “meselede müctehid” olarak nitelenmiştir. Bununla birlikte Serahsî’ye ait fıkıh çalışmalarının farklı düzeylerde birden çok fıkhî faaliyet türünü kapsadığını ve bu faaliyetlerin “tahrîc” ve “tercîh” olmak üzere iki başlıkta ele alınabileceğini söylemek mümkündür. Onun tahrîc faaliyeti, mezhep imamlarına ait asıllardan yeni meseleler türetmek ve mevcut fıkhî mesâil üzerinden yeni asıllar tespit etmek şeklinde tezahür etmiştir. Serahsî'nin tercîh faaliyetleri ise daha ziyade mezhep imamlarından gelen rivayet ve görüşleri tespit, ta’lîl ve tashih etmek amacıyla yürütülen tevcîh türü faaliyetlerdir. Serahsî'nin tahrîc ve tercîh faaliyetlerinin temel hedefi, mezhep imamlarından gelen rivayet ve görüşleri sonraki nesil fakihlerin fıkıh faaliyetlerinde kullanmaya elverişli hale getirmek, bu amaçla söz konusu rivayet ve görüşlerin daha tutarlı ve sistematik bir şekilde sunulmasını sağlamak; mezhep imamlarından tevarüs edilen mesâili onların usûlü uyarınca daha spesifik problemlere dönüştürmek ve bunlara ilişkin kavramların anlam çerçevelerini netleştirmek olarak tespit edilebilir. Onun çalışmaları sayesinde Hanefî fıkıh mesâili büyük ölçüde tekâmüle ermiş, sonraki dönemde fukahâ tarafından yürütülecek mezhep içi fıkıh faaliyetleri için gerekli çerçeve Serahsî tarafından belirlenmiştir.","jurists":[{"tr":"Şemsüleimme Ebu Bekir Muhammed b. Ahmed es-Serahsi","en":"Shams al-A'imma Abu Bakr Muhammad b. Ahmad al-Sarakhsi","ar":"شمس الأئمة السرخسي","id":"semsuleimme-ebu-bekir-muhammed-b-ahmed-es-serahsi"}]},{"id":"1539662","title":"Osmanlı Hukukunda Farklı Fıkhî Görüşlerin Tercih Edilmesi: Ölüm Cezası Örneği","author":"Suat Erdoğan","journal":"Artuklu Akademi","volume":"11","issue":"2","pages":"318-337","year":2024,"lang":"tr","type":"arastirma","doi":"10.34247/artukluakademi.1539662","keywords":"Osmanlı Hukuku, Fıkıh Mezhepleri, Suç, Ceza, Fesat, Ölüm Cezası","abstract":"Bu çalışmada Hanefî fıkıh ekolü başta olmak üzere diğer fıkıh ekollerinin görüşlerinin Osmanlı ceza hukukuna yansımaları araştırılmaktadır. Hanefî mezhebinde kısasın affedilmesi durumunda herhangi bir cezadan söz edilmemesine karşılık, Şâfiî ve Mâlikîlerde, kamu otoritesine faile ta‘zîr cezası verme yetkisi tanınmaktadır. Osmanlı hukukunda da benzer bir şekilde faile ta‘zîr cezası verildiği arşiv kayıtlarından anlaşılmaktadır. Çalışmada Osmanlı ceza hukukunda ayrı bir anlam kazanan “sa‘y bi’l-fesad” suçlamasıyla çok sayıda farklı suç için “siyaseten katl” cezası verilmesi klasik Hanefî doktrini açısından incelenmektedir. Bu kapsamda öncelikle zındıklık ve Hz. Peygamber’e hakaret suçları hakkındaki uygulamalar kanunnâmeler, fetvâ mecmuaları ve arşiv kayıtları üzerinden araştırılmakta ve söz konusu suçlar için uygulanan cezalar, Hanefî fıkıh ekolü başta olmak üzere diğer fıkıh ekollerinin görüşleri ile karşılaştırılmaktadır. Dönemin sosyal ve siyasî şartlarının etkisiyle, Hanefî mezhebi içerisindeki zayıf görüşlerin tercihi ve sözü edilmese de diğer mezheplerden yapılan iktibaslarla, Osmanlı ceza hukukunda klasik Hanefî doktrinine göre cezaların ağırlaştırıldığı anlaşılmaktadır."},{"id":"1527031","title":"Türkiye’de Hint Havzasını Konu Alan Fıkıh Çalışmaları: Bir Hasıla","author":"Ahmet Aydın","journal":"Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi","volume":"26","issue":"50","pages":"431-463","year":2024,"lang":"tr","type":"arastirma","doi":"10.17335/sakaifd.1527031","keywords":"Fıkıh, Hanefî Mezhebi, Şâfii Mezhebi, Hint Alt Kıtası, Bâbürlüler","abstract":"Bu araştırma Cumhuriyet tarihinde Hint alt kıtasına yönelik fıkıh çalışmalarının konu aldıkları temel sahalar, tartıştıkları ana meseleler, görüşlerini inceledikleri ulemâ, muhtevâ ve sistematiklerinden bahsettikleri fıkıh metinleri, fıkıh eğitimi ve bölgenin fıkıh ilmine katkılarına yönelik tespitleri üzerinde durarak ülkemizde bu bölgeye yönelik ilmî faaliyetlerin tarihini ve gelişimini değerlendirmeyi hedeflemektedir. Hint alt kıtasının bir medeniyet bir havzasına dönüşümünü sağlayan ilmî disiplinlerden biri de fıkıhtır. Ülkemizde Hint havzası hakkındaki akademik araştırmaların yoğunlaştığı alanların tespiti ve inceleme konusu olmayı bekleyen muhtemel konulara dair bir takım katkılar sunulması bu çalışmanın temel hedefidir. Cumhuriyet dönemi fıkıh çalışmalarına yönelik genel bir manzara sunmayı hedefleyen çalışmalarda Hint bölgesinin eksik bırakıldığı görülmektedir. Zira Hint alt kıtasının başta Hanefî mezhebinin gelişimi olmak üzere fıkıh tarihini yazabilmek çok sayıda araştırmayı gerekli kılmaktadır. Tercüme ve telif yoluyla bu bölgeyi bir yönüyle konu alan fıkıh çalışmalarının tarihi serencâmını incelemek ülkemizde oluşan birikimin durumu ve eksik bırakılan hususların tespiti cihetinden küçük bir katkı sunacaktır."},{"id":"1331625","title":"Bakkâlî Nispetiyle Anılan Hanefî Fakihin Kimliğinin Tespiti ve Bazı Fıkhî Görüşleri","author":"Ekrem Koç","journal":"Cumhuriyet İlahiyat Dergisi","volume":"27","issue":"2","pages":"480-503","year":2023,"lang":"tr","type":"arastirma","doi":"10.18505/cuid.1331625","keywords":"İslam Hukuku, Hanefî mezhebi, Bakkâlî, Ebû İmrân Mûsâ b. Yûsuf el-Bakkâlî, Meşâyih, İçtihat","abstract":"Fıkıh ilmi ve mezheplerinin müktesebatının oluşturulmasında katkı sunan mezhep imamlarının usûlünü ve görüşlerini sonraki nesillere aktaran, onların öğrencileriyle irtibatlı çok sayıda âlim bulunmaktadır. Hanefî mezhebi tarihinde de eserleri, görüşleri veya sadece isimleri günümüze ulaşan birçok âlim bulunmaktadır. Eserleriyle ön plana çıkan âlimlerin görüşlerine yazdıkları eserlerinden ulaşılmaktadır. Eserleri olmayan veya eserleri günümüze ulaşmayan bazı âlimlerin görüşlerine ise fıkıh külliyatı içerisinde diğer âlimler tarafından yapılan nakillerle muttali olmaktayız. Ne yazık ki ne eseri ne de görüşü bize ulaşan yalnız ismine atıfta bulunulan nice âlim söz konusudur. Bu çalışmada, fıkıh literatüründe ismi geçmesine rağmen ilmî şahsiyeti, fıkıhtaki konumu ve eserleri günümüze ulaşmayan Hanefî fakih Bakkâlî (öl. 452/1060) konu edilmiştir. Makale, Bakkâlî'nin kim olduğunun tespiti konusunda çeşitli kaynakları ve delilleri incelemektedir. Zira Bakkâlî nispetiyle anılan iki farklı âlimin varlığı söz konusudur. Bu muammanın giderilmesi gerekmektedir. Makalenin temel argümanını, tabakât eserlerinden ziyade Hanefî fıkıh külliyatının muteber kaynakları arasında yer alan fıkıh kitapları üzerinde yapılan incelemeler ve dijital kaynaklardaki taramalar şekillendirmiş ve açığa kavuşturmuştur. Bakkâlî isimli âlimin ilmî şahsiyeti ile fıkhî görüşlerinin tespiti ve tanıtımı makalenin mümeyyiz vasfını oluşturmaktadır. Bakkâlî, Hanefî fıkıh geleneği içinde etkili bir fakih olarak kabul edilmiş ve meşâyihten sayılmıştır. Meşâyih olarak adlandırılan âlimler, mezhep içindeki içtihat çeşitliliğini düzenlemek ve yeni fıkhî meselelere çözüm üretmek amacıyla faaliyet gösterirler. Bununla birlikte mevcut deliller göz önünde bulundurularak Bakkâlî nispetiyle ön plana çıkan Bakkâlî’nin Hanefî mezhebindeki görüşlerine müracaat edilen Bakkâlî olmadığı ispat edilirken; ortaya çıkan ihtimaller içinden Bakkâlî’nin kimliğinin tespitinde ağır basan görüşlere yer verilmektedir. Bu nedenle Bakkâlî’nin daha fazla araştırma ve inceleme gerektiren bir figür olduğuna dikkat çekilmektedir. Bu makalenin Hanefî fıkıh geleneğinin anlaşılmasına katkı sağlayabileceği vurgulanmaktadır. Onun bazı ibadet ve muamelat konularındaki fıkhi görüşleri, önemli tartışmaları yansıtmaktadır. O, Hanefî mezhebinin temel prensiplerine bağlı kalmış olsa da zaman zaman imamların veya mezhebin genel görüşlerine karşı özgün içtihatlar geliştirmiştir. Onun özgün içtihatları ve fıkhî görüşleri, mezhep literatüründe önemli bir yer tutmaktadır. Özellikle fetva konularında etkili olmuş ve kendi görüşlerini sonraki fakihlere miras bırakmıştır. Bu tür bir tespit çalışması, ilim tarihi ve fıkıh tarihi alanlarında bir bilimsel sorunun çözümünü hedefler. İlgili kişilerin kimliklerinin ve uzmanlık alanlarının netleştirilmesi, tarihsel ve bilimsel bir açıklığın sağlanmasına yardımcı olabilir. Bu makale, bu konuda daha fazla bilgi edinmeyi ve belirsizlikleri azaltmayı amaçlayarak fıkıh tarihine katkıda bulunmayı hedeflemektedir."},{"id":"1290446","title":"Bağlayıcılık Açısından Hz. Peygamber’in Fiilleri: Hüseyin b. Ali b. Muhammed es-Saymerî Örneği","author":"Davut Tekin","journal":"Van İlahiyat Dergisi","volume":"11","issue":"19","pages":"8-21","year":2023,"lang":"tr","type":"arastirma","doi":"10.54893/vanid.1290446","keywords":"Hadis, Sünnet, Hz. Peygamber'in Fiilleri, es-Saymeri, Vacip","abstract":"Allah’ın alemlere rahmet olarak gönderdiği Hz. Peygamber, kişinin İslam dininde Allah ile ve diğer insanlarla ilişkilerine dair birçok hukukî kural ve uygulamanın yanında ilahi kitabın açıklanmasına yönelik, hayatın yaşanılabilir kılınmasına dair sözler de sarfetmiştir. Bu sözlerin (hadis) ve fiillerin (sünnet) ne kadarının bağlayıcı olup olmadığı konusu hem Hadis usûlü hem de Fıkıh usûlü âlimleri tarafından müzakere edilmiş ve ortaya hatırı sayılır bir manada eser ortaya çıkmıştır. Hadis usûlünde Hz. Peygamber’in fiilleri hususundaki tartışmalar Fıkıh usûlü eserlerine de yansımış ve özellikle Hanefî mezhebi fakihleri bu konu üzerinde mütalaalar serdetmişlerdir. Bu fakihlerden biri olan Hüseyin b. Ali es-Saymerî,(ö. 436/1045) Hanefî usulünde bir otorite olan Ebu Bekr el-Cessâs’ın (ö. 370/980) talebesi Muhammed b. Musa el-Harezmî’nin (ö. 403/1012) öğrencisidir. Fıkıh usûlünde Cessâs’ın metodunu benimseyen ve bu metodu sürdüren Saymerî, kendi döneminde tartışılan çeşitli temel fıkıh usulü konularını sistematik bir şekilde düzene koymuş ve bu konularda Hanefilerin görüşlerini başta Şafiîler olmak üzere çeşitli fıkıh ve kelam ekollerine karşı savunmuştur. Saymerî, Hanefilerin görüş ve delillerini sunarken öncelikle mezhebin kurucu imamları Ebu Hanife, Ebu Yusuf ve Muhammed eş-Şeybanî’nin görüşlerine baş vurmuş, bunlardan sonra ise Irak bölgesi Hanefî alimlerinden Ebu’l-Hasen el-Kerhî (ö. 340/952) ile onun öğrencisi Ebu Bekr er-Râzî el-Cessâs’tan önemli ölçüde istifade etmiştir. Saymerî’nin eserinin ilgili bölümleri analiz edildiğinde özellikle Cessâs’ın etkisinin fark edilir boyutta olduğu görülmektedir. Bu makalede Saymerî’nin günümüze ulaşan Mesâilü’l-hilâf fî usûli’l-fıkh adlı eseri bağlamında Hz. Peygamber’in fillerinin bağlayıcılığı konusunu mütalaa edilmeye çalışılmıştır. Saymerî’nin Hz. Peygamber’in filleri konusunda diğer usûlcü ve hadisçilerden farklı olan bu tutumu ve bunun altında yatan sebepleri kanaatimizce incelenmeye ve irdelenmeye değer bir husustur.","jurists":[{"tr":"Kadı Ebu Abdullah el-Hüseyin b. Ali es-Saymeri","en":"Qadi Abu 'Abd Allah al-Husayn b. 'Ali al-Saymari","ar":"أبو عبد الله الصيمري","id":"kadi-ebu-abdullah-el-huseyin-b-ali-es-saymeri"}]},{"id":"1336523","title":"Cessâs’ın Hurma Nebizi ile Abdest Alma Meselesine Dair İstidlalleri: Bir Ebû Hanîfe Savunuculuğu Örneği","author":"İbrahim Özpolat","journal":"Cumhuriyet İlahiyat Dergisi","volume":"27","issue":"2","pages":"504-523","year":2023,"lang":"tr","type":"arastirma","doi":"10.18505/cuid.1336523","keywords":"İslam hukuku, hurma nebizi, abdest, Cessâs, Ebû Hanîfe","abstract":"Bu araştırma, öncelikle Ebû Hanîfe’nin (öl. 150/767) hurma nebizi ile abdest alma meselesine dair olumlu yöndeki görüşünün sahih olduğunu tespit, daha sonra Ebû Hanîfe’nin bu konudaki delillerinin ortaya konması amacını taşımaktadır. Hurma nebizi ile abdest alma meselesi, erken dönem Hanefî fakihleri arasında tartışmalı olup bu konuda olumlu görüş bildiren fakih, mezhebin kurucu imamı Ebû Hanîfe’dir. Hurma nebizi ile abdest alınabileceği görüşü, Ebû Hanîfe’nin zâhirü’r-rivâye kaynaklarda geçen güçlü görüşüdür. Nuh b. Ebî Meryem’den (öl. 173/789) nakledilen ve Ebû Hanîfe’nin bu görüşten döndüğünü ifade eden rivayet, zâhirü’r-rivâyedeki görüşe karşı koyacak güçte değildir. Bu sebeple zâhirü’r-rivâyedeki görüşü bu rivayete dayanarak yok saymak doğru bir yaklaşım değildir. Nitekim Ebû Hanîfe’nin zâhirü’r-rivâye görüşü Muhtasaru’l-Kerhî ve Muhtasaru’t-Tahâvî gibi klasik Hanefî metinlerinin birçoğunda aktarılmaktadır. Hanefî fakihlerinin çoğunluğu Ebû Yûsuf’un (öl. 182/798) görüşünü tercih etse de Cessâs (öl. 370/981), Kâsânî (öl. 587/1191) ve Aynî (öl. 855/1451) gibi azımsanmayacak bir grup Hanefî fakihi Ebû Hanîfe’nin görüşünü desteklemektedir. Dolayısıyla meseleyle ilgili Hanefî fıkhında iki görüş vardır. Literatürde Ebû Hanîfe’nin görüşünün delilleri, bir bütün olarak tek bir kaynakta mevcut olmayıp birçok Hanefî fıkıh kaynağında dağınık olarak yer almaktadır. Mezkûr delilleri birçok eserinde en geniş şekilde ele alan Hanefî fakihi Cessâs’tır. Bu sebeple konu, Cessâs’ın delillendirmeleri merkeze alınarak incelenmiştir. Cessâs’ın hurma nebizi ile abdest alma meselesine dair istidlalleri aynı zamanda Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed (öl. 189/805) gibi diğer Hanefî hukukçularına karşı Ebû Hanîfe’yi savunma anlamı taşımaktadır. Cessâs’ın bu konudaki ısrarlı tavrı ve hararetli karşı cevapları savunma yakıştırmasını ne denli hak ettiğini kanıtlar niteliktedir. Çalışmaya öncelikle abdest alınabilirliğin tartışıldığı hurma nebizinin mahiyetinin tespiti ile başlanmıştır. İlgili tespit için Hanefî fıkıh klasikleri merkeze alınmıştır. Zira hurma nebizi ile abdest alınabileceğini savunan fakihler ağırlıklı olarak Hanefî fakihleri içerisindendir. Daha sonra genel olarak fakihlerin hurma nebizi ile ilgili olumlu ve olumsuz yaklaşımlarına yer verilmiştir. Erken dönem Hanefî fakihlerinden başlanmak üzere sahâbî, tâbiîn ve sonraki birçok fakihin konuyla ilgili görüşlerine yer verilmiştir. Dört fıkıh mezhebinin yaklaşımı da bu kısımda incelenmiştir. Ardından araştırmanın ana konusu olan Cessâs’ın istidlalleri üzerinde durulmuştur. Cessâs’ın istidlallerinin ayet, hadis ve icma olmak üzere üç delile dayandığı görülmektedir. Cessâs ayet olarak el-Mâide sûresi 5/6. ayet, hadis olarak Abdullah b. Mes‘ûd (r.a.) hadisi ve icma olarak da sahâbî icmasını referans olarak göstermeye çalışmaktadır. Üzerinde an fazla polemik yapılan delil şüphesiz İbn Mes‘ûd (r.a.) hadisidir. Cessâs, ilgili hadisin zayıf olduğunu öne sürenlere karşı çıkıp hadisi detaylı tarikleri ile birlikte ele almakta ve bu hadisin sahih olduğunu savunmaktadır.","jurists":[{"tr":"Ebu Bekir Ahmed b. Ali er-Razi el-Cessas","en":"Abu Bakr Ahmad b. 'Ali al-Razi al-Jassas","ar":"أبو بكر الرازي الجصاص","id":"ebu-bekir-ahmed-b-ali-er-razi-el-cessas"}]},{"id":"1333009","title":"Fusûlü’l-Üsrûşenî Adlı Eserin Hanefî Fıkıh Literatürüne Katkısı Hakkında Bir Değerlendirme","author":"Şerif Gedik","journal":"Trabzon İlahiyat Dergisi","volume":"10","issue":"2","pages":"279-304","year":2023,"lang":"tr","type":"arastirma","doi":"10.33718/tid.1333009","keywords":"İslâm Hukuku, Hanefî Fıkhı, Mâverâünnehir, Mecdüddin el-Üsrûşenî, Fusûlü’l-Üsrûşenî","abstract":"Mâverâünnehir’den Osmanlı coğrafyasına, buradan Hindistan’a kadar birçok farklı bölgede kaleme alınan Hanefî fakihlerine ait fürû-i fıkıh ve fetâvâ eserlerini etkileyen Fusûlü’l-Üsrûşenî başta Osmanlı şeyhülislâmları olmak üzere birçok kadı ve müftünün eserlerine kaynaklık etmiştir. Bazı kaynaklarda döneminin müctehid âlimlerinden olduğu ifade edilen Ebü’l-Feth Mecdüddîn el-Üsrûşenî’ye ait olan eserin özellikle Osmanlı coğrafyasında etkisi daha fazla hissedilmiştir. Yargılama hukuku ile muâmelâta dair konuları ihtiva eden eserin gündelik hayatta karşılaşılan bazı sorunlar ile mahkeme ve resmi mercilere iletilen bazı konuları ele alması, eserin kaynak olarak kullanılma yoğunluğunun artmasına önemli katkı sunmuştur. Bu çalışmayla, eserin Hanefî fıkıh literatürü içerisinde muteber kabul edilen bazı kaynaklar üzerindeki etkisinden hareketle literatüre katkısını ortaya koymanın yanı sıra günümüz araştırmacılarının esere olan ilgisini artırmak ve yeni çalışmalar için esere dikkat çekilmesi umulmaktadır. Bu çalışmada, Mecdüddîn el-Üsrûşenî’nin hayatı ve eserleri hakkında kısaca bilgiler verilmesi, Fusûlü’l-Üsrûşenî adlı eserin şekil ve muhteva özelliklerinin, kaynaklarının ve yazma nüshalarının incelenmesi bu eserin Hanefî fürû-i fıkhına yönelik şerh ve haşiyeler ile Osmanlı şeyhülislâm ve kadılarına ait bazı fetâvâ tarzı eserlerine kaynaklık etmesinin araştırılması ve eserden yapılan bazı iktibasların örnekleriyle birlikte aktarılması hedeflenmiştir.","jurists":[{"tr":"Mecdüddin Muhammed b. Mahmud el-Üsruşeni","en":"Majd al-Din Muhammad b. Mahmud al-Usrushani","ar":"مجد الدين الأستروشني","id":"mecduddin-muhammed-b-mahmud-el-usruseni"}]},{"id":"1392604","title":"Fıkıh İlmi Özelinde ve Kefevî’nin Ketâib’i Çerçevesinde Mâverâünnehir Âlimlerinin Osmanlı Ulemasına Tesiri","author":"Kasif Hamdi Okur; Abdullah Sıtkı İlhan","journal":"Eskiyeni","issue":"51","pages":"1213-1245","year":2023,"lang":"tr","type":"arastirma","doi":"10.37697/eskiyeni.1392604","keywords":"Fıkıh, Mâverâünnehir, Kefevî, Ketâib, Osmanlı","abstract":"Bu çalışmada, ilmi gelenekler içerisinde ehemmiyetli bir yer işgal eden Mâverâünnehir âlimlerinin Osmanlı uleması üzerindeki tesirlerini, fıkıh ilmi özelinde ve Kefevî’nin Ketâibu a‘lâmi’l-ahyâr min fukahâi mezhebi’n-Nu‘mâni’l-muhtâr isimli eseri çerçevesinde ele almayı hedefliyoruz. Bu tercihin sebeplerini ifade etmek gerekirse fıkıh ilmi, hukukî yapıyı belirleyen ve sosyal hayatı düzenleyen bir disiplin olması hasebiyle İslam toplumları için her zaman müstesna bir yer işgal etmiştir. Osmanlı ulemasının Hanefi fıkhını tevarüs ettikleri en önemli kaynak ise Mâverâünnehir âlimleri olmuştur. Hukukî hayatı ve toplumsal yaşamı düzenlemedeki fonksiyonu ise fıkhı, ilim geleneğinin birinci derecede iştigal alanı haline getirmiştir. Osmanlı ulemasının Hanefî mezhebine bağlı olduğu, Hanefî fıkhını da ağırlıklı olarak Mâverâünnehir ulemasına dayalı ilim silsilesi vasıtasıyla tahsil ettiği ve bu ulemanın eserlerinden faydalandığı dikkate alınırsa, aradaki ilişkiyi ortaya koymak için çalışmada neden fıkıh ilminin tercih edildiği açıklık kazanacaktır. Mâverâünnehir âlimlerinin Osmanlı uleması üzerinde fıkıh ilmi çerçevesinde yaptığı tesirin neden Kefevî’nin eseri üzerinden ele alınacağıyla alakalı olarak şu hususlar dile getirilebilir. Kefevî bu eserinde Hanefî fakîhleri Ebu Hanîfe’ye bağlayan isnad zincirine ve ‘an‘anelere yer vermiştir. Nitekim Kefevî’nin kaydettiği bu verilerden hareketle Hanefî fıkıh geleneğinin bir şeceresini çıkarmak mümkün olacaktır. Kefevî’nin çalışması yalnızca bir fakîhin hocaları, talebeleri ve eserleri ile alakalı biyografik ve bibliyografik malumat vermekle yetinmemekte, o fakîhin Ebu Hanîfe’ye kadar uzanan ilim silsilesini, dikkat çekici görüşlerini ve içinde yer aldığı önemli olayları da kaydetmek suretiyle ilmî zihniyet hakkında ayrıntılı tahliller yapmaya imkân veren bir malzeme sunmaktadır. Bu bakımdan Kefevî ve eseri, Mâverâünnehir âlimlerinin Osmanlı ulemâsı üzerine fıkıh ilmi çerçevesinde yaptığı tesiri incelemek için, isabetli bir seçim olacaktır. Bu inceleme neticesinde Hanefiliğin doktrinin ve literatürünün gelişmesinde, Mâverâünnehir bölgesinde gösterilen ilmi faaliyet oldukça etkili olduğu söylenebilir. Ayrıca Osmanlı ulemasının Hanefi fıkhını tevarüs ettikleri en önemli kaynak ise Mâverâünnehir âlimleri olmuştur. Bu intikal Mâverâünnehir âlimleri ve de literatür vasıtasıyla gerçekleşmiştir. Osmanlı medreselerinde fıkıh ilmi özelinde çoğunlukla Mâverâünnehir âlimlerinin eserleri okunmuş ve bu eserler üzerine birçok çalışma kaleme alınmıştır. Son olarak Osmanlıda fıkıh geleneğinin ana kaynağını Mâverâünnehir kökenli Hanefî âlimlerin, eserlerinin ve fıkıh anlayışlarının oluşturduğu rahatlıkla ileri sürülebilir."},{"id":"1281461","title":"Hanefî Mezhebinde Zekâtın Eda Edilme Zamanı Problemi ve İbnü’l-Hümâm’ın Tercihinin Sonraki Literatüre Etkisi","author":"Abdurrahman Bulut","journal":"Mevzu – Sosyal Bilimler Dergisi","issue":"Ö1 - İslami İlimler Özel Sayısı","pages":"1-29","year":2023,"lang":"tr","type":"arastirma","doi":"10.56720/mevzu.1281461","keywords":"İslam Hukuku, Hanefî, Zekât, Fevr-Terâhi, İbnü’l-Hümâm","abstract":"Fıkıh ilmi amel bakımından hak ve yükümlülükleri konu edinen bir ilim dalıdır. Kişilerin dinî yükümlülüklerinin başında ibadetler yer alır. Mükellef kişinin sorumluluğunu hakkıyla yerine getirmesi, ibadetlerin eda şartlarına riayet ederek ifası ile mümkündür. Bazı ibadetler belli vakitlerle kayıtlı olarak diğer bazı ibadetler ise bir vakitle kayıtlı olmaksızın mutlak emir ile sabit kılınmıştır. Bu tür mutlak emir ile sabit olan ibadetler arasında sayılan zekât ibadetinin gerekli şartları taşıyan bir kişi tarafından derhal mi eda edilmesi gerektiği (fevr) yoksa daha sonra eda etme niyeti taşımakla birlikte tehir etme imkânının olup olmadığı (terâhi) fıkıh âlimleri arasında tartışılmıştır. Zekâtın eda zamanı problemi, usûldeki mutlak emrin zaman bakımından delaleti konusu ile belli ölçüde irtibatlı olmakla birlikte hâricî bazı karineler de dikkate alındığı için müstakil bir mesele olarak ele alınmak durumundadır. Zekâtın eda zamanı meselesinde, Hanefî fıkıh literatüründe ilk dönemlerden itibaren mezhep imamlarının benimsediği görüşlere dair farklı rivayetler nakledilmiştir. Bunun bir sonucu olarak Hanefî fakihleri mezhep içi tercih hususunda farklı görüşler benimsemiştir. Bu durum, Hanefî mezhebine bu meselede belirli bir görüşü nispet etmeyi zorlaştırmış ve çağdaş dönemdeki ilgili çalışmalarda Hanefî mezhebine farklı görüşlerin nispet edilmesine sebep olmuştur. Bu makalede, Hanefî mezhebi tarihinde farklı rivayetlerin nakledilmesi, görüş ihtilafları ve mezhep içi tercih bağlamında usûl ve fürû eserleri arasında mukayeseli ve kronolojik bir okuma yapılarak zekâtın eda zamanı meselesinin izi sürülmeye çalışılmıştır. Fürû ve usûl alanında temsil kabiliyeti bulunan temel eserler itibariyle Hanefî fıkıh literatürüne dair yapılan okuma neticesinde bu meseleye dair erken dönemdeki hâkim görüş ile geç dönemdeki hâkim görüşün farklı olduğu tespit edilmiştir. Görebildiğimiz kadarıyla çağdaş dönemdeki ilgili çalışmalarda bu hususa temas edilmemektedir. İbnü’l-Hümâm’ın Fethu’l-kadîr isimli el-Hidâye şerhindeki şahsi kanaatini ifade ettiği açıklamalarının, mezhep içi tercihe dair tarihsel süreçteki değişikliğin bir kırılma noktası olarak değerlendirilmesinin mümkün olduğu görülmüştür. Nitekim İbnü’l-Hümâm’ın bu meseledeki tercihi, erken dönemdeki hâkim görüş ile paralel olan el-Hidâye müellifinin tercihinden farklıdır.","jurists":[{"tr":"Kemaleddin Muhammed b. Abdülvahid İbnü'l-Hümam","en":"Kamal al-Din Muhammad b. 'Abd al-Wahid Ibn al-Humam","ar":"ابن الهمام","id":"kemaleddin-muhammed-b-abdulvahid-ibnul-humam"}]},{"id":"1247361","title":"Kâsânî’ye Göre Arz Metodu Çerçevesinde Kaynak Değeri Açısından Haber-i Vâhidler (Bedâiu’s-Sanâi’ Özelinde)","author":"Sümeyra Keleş Yıldırım","journal":"Balıkesir İlahiyat Dergisi","issue":"17","pages":"251-277","year":2023,"lang":"tr","type":"arastirma","keywords":"Hadis Usûlü, Haber-i Vâhidler, Hanefî, Kâsânî, Bedâiu’s-Sanâi’","abstract":"Makalenin temel amacı hicri altıncı asırda yaşamış, Hanefî mezhebinin önde gelen furû-u fıkıh âlimlerinden Kâsânî’nin (ö.587/1191) Bedâiu’s-Sanâi’ isimli eserinde, haber-i vâhidleri delil kabul etmede uyguladığı yöntemleri tespit etmektir. Genelde İslam fıkıh literatüründe, özelde ise Hanefî mezhebinde önemli yere sahip olan Bedâi’, hadis içeriği açısından oldukça zengindir. Bu zengin hadis içeriğinde haber-i vâhidler de yerini almıştır. Bu bağlamda makalede, Kâsânî’nin bu tür haberleri delil alırken uyguladığı arz yöntemi üzerinde durulmuş, müellifin konuyla ilgili uygulamaları tespit edilmeye çalışılmıştır. İlk olarak haber-i vâhidlerin Kur’ân’a arzı incelenmiş, bu kısım Kur’ân’a arzla vacip ya da sünnet olarak kabul ettiği ve Kur’ân’a muhalif olarak geldiği için reddettiği haberi vâhidler başlığı altında açıklanmaya çalışılmıştır. Daha sonra Kâsânî’nin haber-i vâhidleri mütevâtir-meşhur sünnete, icmâya ve umumu belvâya arzı konusunda yaptığı açıklamalara değinilmiştir. Son olarak müellifin haber-i vâhidlerin kıyasa muhalif gelmesi durumunda rivayeti tercih durumu incelenmiştir. Aynı zamanda çalışmamızda Kâsânî’nin haber- vâhidleri delil almada Hanefî mezhebine tabi olduğu ya da varsa ondan ayrıldığı durumlar tespit edilmeye çalışılmıştır. Sonuç olarak Kâsânî’nin haber-i vâhidleri delil almada Hanefî mezhebinin genel görüşüne riayet ettiği, bu konuda mezhebi çizgisinden ayrılmadığı görülmüştür.","jurists":[{"tr":"Melikü'l-Ulema Alaeddin Ebu Bekir b. Mesud el-Kâsânî","en":"Malik al-'Ulama' 'Ala' al-Din Abu Bakr b. Mas'ud al-Kasani","ar":"الكاساني أبو بكر بن مسعود","id":"melikul-ulema-alaeddin-ebu-bekir-b-mesud-el-kasani"}]},{"id":"1213196","title":"Murteza Bedir, Fıkıh Mezhep Sünnet: Hanefi Fıkıh Teorisinde Peygamber’in Otoritesi, (İstanbul: Dem Yayınları, 2017, 2. Baskı, 240 sayfa)","author":"Serdar Özalp","journal":"Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi","volume":"23","issue":"1","pages":"433-448","year":2023,"lang":"tr","type":"inceleme","doi":"10.33415/daad.1213196","keywords":"İslam Hukuku, Fıkıh Usûlü, Mezhep, Hanefî Mezhebi, Sünnet","abstract":"Hanefî mezhebi özelinde hazırlanan bu eser, klasik dönemdeki fıkıh usûlü algısının yanında, moderniteyle birlikte gelen fıkıh usûlü algısı arasındaki değişimi göstermesi bakımından önemli bir yere sahiptir. Eserde Hanefî mezhebinin teşekkülünden modernitenin etkisi altına girilen 19. yüzyıla kadarki süreçte fıkıh usûlü delillerinden biri olan sünnetin geçirmiş olduğu evreler, fıkıh usûlü eserleri üzerinden ele alınmaktır. Bu değerlendirmemiz, eserin tanıtılmasının yanında, modern dönemde yazılan fıkıh usûlü eserlerine yeri geldiğinde atıflar yaparak eserde ortaya konan tezin daha iyi anlaşılmasına katkı sağlamayı hedeflemektedir."},{"id":"1329445","title":"Mütevâtir Haberlere Yaklaşımları Açısından Serahsî ile Gazâlî Arasında bir Mukâyese","author":"Ramazan Özmen","journal":"Şarkiyat","volume":"15","issue":"2","pages":"522-542","year":2023,"lang":"tr","type":"arastirma","doi":"10.26791/sarkiat.1329445","keywords":"Hadis, es-Serahsî, el-Gazzâlî, usûl, haber, mütevâtir haber.","abstract":"Bu çalışmada, mütevâtir habere yaklaşımları bağlamında Hanefî usûlcü es-Serahsî ile Şâfiî usûlcü el-Gazâlî arasında bir mukâyese yapmaya çalışılmıştır. İki mezhebin konu hakkındaki yaklaşımları, her ikisi de oldukça meşhur olan iki âlimin yaklaşımları üzerinden izlenecektir. Yani bu iki alimin seçilmesi rastgele yapılmamış, onların hem kendi mezhepleri içerisindeki ve hem de umumi olarak diğer alimler içerisindeki şöhretleri göz önüne alınmıştır. es-Serahsî (ö. 483/1090) el-Mebsûṭ adlı eseriyle tanınan en meşhur Hanefî fakih ve usûlcülerden biridir. Ayrıca o eserlerinin sayısı bakımından da şüphesiz en büyük müslüman fakihlerinden biridir. Şâfiî mezhebine mensup olan el-Gazzâlî (ö. 505/1111) ise Eş‘arî kelâmcısı ve usûlcüsü olup, Şâfiî fakihidir. el-Gazâlî kelâm ve fıkıh usûlü sahasında önemli eserler telif etmiş ve kendinden sonra gelen itikâdî ve fıkhî mezhebi farklı da olsa pek çok âlimi görüşleri ile etkilemiştir. Asıl konuya girmeden önce bu meselenin hadis usûlünde nasıl ele alındığı konusuna değinilmiştir. Hadis usûlcüleri kesin/yakînî bilgi içermesinden dolayı mütevâtir haberler meselesini derinlemesine ele almamışlardır. Buna karşılık fıkıh usûlcüleri mütevâtir haber meselesini derinlemesine incelemişlerdir. Fıkıh usûlcüleri mütevâtir haberin epistemolojik değeri üzerinde ayrıntılı olarak durmuşlardır. Dolayısıyla haberlerin epistemolojik değeri hakkında bilgi edinmek isteyenlerin baş vuracağı kaynaklar, hadis usulü kaynakları değil, fıkıh usûlü kaynakları olmaktadır. Biz bu zikrettiğimiz durumların Hanefî es-Serahsî ve Şâfiî el-Gazzâlî için de aynen geçerli olduğunu gördük. Her ne kadar meseleye yaklaşım konusunda farklı mezheplere mensup bu iki usûlcü arasında bazı farklılıklar varsa da bunların haber anlayışlarının birbirlerinden çok da farklı olmadığını ve her birinin iddiasını ispatlamak için benzer argümanlar kullandığını tespit etmiş bulunuyoruz. Bu çalışma bağlamında fıkıh usûlcülerinin mezhepleri farklı da olsa haberlerin epistemolojik değerini ortaya koyarken hemen hemen aynı argümanları kullandıklarını gördük.","jurists":[{"tr":"Şemsüleimme Ebu Bekir Muhammed b. Ahmed es-Serahsi","en":"Shams al-A'imma Abu Bakr Muhammad b. Ahmad al-Sarakhsi","ar":"شمس الأئمة السرخسي","id":"semsuleimme-ebu-bekir-muhammed-b-ahmed-es-serahsi"}]},{"id":"1087153","title":"Delil-Hüküm İlişkisi Bağlaminda Hanefî Mezhebindeki Teklifî Hükümlere Dair Bazi Değerlendirmeler","author":"Abdurrahman Bulut","journal":"Tasavvur / Tekirdağ İlahiyat Dergisi","volume":"8","issue":"1","pages":"413-443","year":2022,"lang":"tr","type":"arastirma","doi":"10.47424/tasavvur.1087153","keywords":"Hanefî, Amelî Farz, Vâcip, Zannî Haram, İsâet","abstract":"Hanefî mezhebinde, ilgili delilin sübût-delâlet yönünden zannî-katî ol-ması ve talebin bağlayıcı olup olmaması dikkate alınarak teklifî hükümler farklı kategorilerde tespit edilmiştir. Usûl eserlerinde genel bir ifadeyle katî delille sabit olan emir ve yasakların farz ve haram, delilinde zannîlik ve şüphe bulunan emir ve yasakların ise vâcip ve tahrîmen mekruh olduğu ifade edilmektedir. Bununla birlikte Hanefî fürû fıkıh doktrininde “vâcip”ten daha güçlü etkileri olup delilinde zannîlik ve şüphe söz konusu olan ve bundan dolayı fıkıh âlimleri arasında hükmü hakkında ihtilaf edilen bazı “farz”lar tespit edilmiştir. Sonraki dönem Hanefî fakihleri bu tür hükümler için “amelî (zannî) farz” kavramını benimsemişlerdir. Ayrıca Hanefî usûl literatüründe teklifî hükümler incelenirken vâcip, genelde farz ile mukayese edilerek incelenmektedir. Bununla birlikte geç dönem bazı usûl eserlerinde ve fürû fıkıhtaki pek çok meselede vâcip, müekked sünnet ile de mukayese edilmekte ve vâcibin sünnet ile irtibatı veya sünnetten ayırt edilmesi önemli bir mesele olarak ele alınmaktadır. Bu makalede Hanefi mezhebindeki teklifî hükümler tasnifinde ara bir kategoriyi ifade eden “amelî farz”ın mahiyetinin belirginleştirilmesi amaçlanmış ve benzer şekilde Hanefî mezhebi doktrininde, delilinde zannîlik ve şüphe bulunan bazı “haram”ların varlığına dikkat çekilmiştir. Vâcip-sünnet ayrımına dair Hanefî fakihleri tarafından delilin niteliği dikkate alınarak yapılan bazı değerlendirmeler ele alınmış ve özellikle ilgili delilin mahiyetine bağlı olarak yapılan teklifî hüküm tasniflerinde çoğu zaman açık bir şekilde yer verilmeyen müekked sünnetin terk edilmesinin hükmünün ne olduğu tahkik edilmiştir. Bu araştırmada Hanefî mezhebi usûl ve fürû eserleri arasında mukayeseli ve kronolojik bir okuma yapılmaya çalışılmıştır."},{"id":"1093773","title":"Hanefî Fıkıh Düşüncesinde Zekâtla İlgili Hükümlere Etkisi Bakımından Ayn-Deyn Ayrımı","author":"Ünal Yerlikaya","journal":"Bozok Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi","volume":"21","issue":"21","pages":"83-110","year":2022,"lang":"tr","type":"arastirma","doi":"10.51553/bozifder.1093773","keywords":"İslam Fıkhı, Hanefî Fıkıh Düşüncesi, Zekâtla İlgili Hükümler, Ayn, Deyn","abstract":"Hanefî fıkıh düşüncesinde zekâtla ilgili kimi hükümlerin kendine özgü biçimde açığa çıkmasına kaynaklık eden hususlardan biri, ayn-deyn ayrımıdır. Bu ayrımı Hanefî fıkıh düşüncesi bakımından işlevsel kılan, mahiyeti itibarıyla deynin anlaşılma biçimidir. Ayn-deyn ayrımı ile zekâtla ilgili hükümler arasındaki ilişki bakımından dört husus öne çıkmaktadır ki bu hususlar aynı zamanda çalışmanın kapsamını belirlemektedir. Bunlardan ilki, tam mülkiyet-nâkıs mülkiyet ayrımı ile ayn-deyn ayrımı arasında ne tür bir ilişki bulunduğu; ikincisi, hangi türden deynin zekâta tabi mal kapsamına girdiği; üçüncüsü, kâmil edâya elverişli mal-nâkıs edâya elverişli mal ayrımı ile ayn-deyn ayrımı arasında nasıl bir ilişki olduğu; dördüncüsü ise, zekât yükümlülüğünün deynle edâsının mümkün olup olmadığıdır. Sözü edilen dört hususun Hanefî fıkıh düşüncesi açısından cevaplanması, bu çalışmanın amacını teşkil etmektedir. Ebû Hanîfe’ye göre, borçlunun zimmetinde bulunan deyn (hükmî mal), alacaklıya nispetle mâl-i dımâr niteliğinde olup tam mülkiyet kapsamına girmemektedir. İmâmeyne göre ise deyn, iki istisnası dışında tam mülkiyetin konusu olup zekâta tabidir. Alacakları; kuvvetli, orta ve zayıf alacak şeklinde tasnif eden Ebû Hanîfe’ye göre kuvvetli alacaklar zekâta tabidir, zayıf alacaklar ise değildir. Kuvvetli alacakların zekâta tabi olması, onların zekâta tabi bir aynın deyne dönüşümü sonucu açığa çıkmış olmaları sebebiyledir. Orta kuvvette alacaklar konusunda ise Ebû Hanîfe’den, onların zekâta tabi olduğu ve olmadığı biçiminde iki farklı görüş nakledilmiştir. Ayn-deyn ayrımı sebebiyle Hanefî fıkıh düşüncesinde, zekât yükümlülüğünün alacakla edâsı, bir istisnası dışında, meşru görülmemiştir."},{"id":"1059898","title":"Hanefî Mezhebi Özelinde Kadınların Fıkıh İlmine İlgisi","author":"Adnan Hoyladı","journal":"Cumhuriyet İlahiyat Dergisi","volume":"26","issue":"1","pages":"5-21","year":2022,"lang":"tr","type":"arastirma","doi":"10.18505/cuid.1059898","keywords":"Fıkıh, Kadın, Hanefî Mezhebi, Fâtıma bint Muhammed","abstract":"Geçmişten günümüze bütün toplumlarda kadının sosyal hayata erişimi ve ilimle meşguliyeti problemli bir konu olagelmiştir. Hz. Peygamber, cahiliye döneminde değersiz görülen kadına, dünyanın geri kalanında eşine rastlamanın mümkün olmadığı bir şekilde önem vermiş, onların sosyal hayata, camiye ve ilim meclislerine erişimini sağlamıştır. Ancak sahabe döneminden itibaren ataerkil Arap toplumunun baskın karakteri ve Hz. Peygamberin mesajının bazı kesimlerce yeterince anlaşılamaması nedeniyle kadının camiye ve ilim meclislerine erişimi, peyderpey kısıtlanmıştır. Hicrî üçüncü asırdan itibaren kadının fitne unsuru olarak görülmesi, toplumun kadına bakışı, aile içinde kadına yüklenen sorumluluklar, İsrâiliyat ile Yunan filozof ve mantıkçılarının kadına bakış açılarının Müslüman ilim çevrelerine etkisi gibi sebepler, kadının bilgiye ve fıkıh tahsiline erişimini daha da kısıtlamıştır. Kadınlar, bireysel çabaları ve ailelerinde fıkıhla uğraşan erkekler sayesinde fıkıh öğreniminden geri kalmasalar da telif ve ilmî çalışmalar konusunda arka planda kalmışlardır. Hanefî tarihi boyunca Esmâ bint Esed b. Furât, Kâsânî’nin eşi Fâtıma bint Muhammed ve İbnü’s-Sââtî Muzafferuddîn Ahmed b. Ali’nin kızı Fâtıma es-Sââtî öne çıkmaktadır."},{"id":"1256398","title":"Muhammed b. Fadl el-Kemârî ve Buhara Hanefî Geleneğindeki Yeri","author":"Adnan Hoyladı","journal":"Tetkik","issue":"2","pages":"381-405","year":2022,"lang":"tr","type":"arastirma","doi":"10.55709/tetkikdergisi.2022.2.59","keywords":"İslam Hukuku, Hanefî Mezhebi, Hanefilik, Buhara Hanefî Geleneği, Muhammed b. Fadl el-Kemârî","abstract":"Buhara Hanefî geleneğinin önemli simalarından biri Muhammed b. Fadl el-Kemârî'dir (öl. 381/991). Kendisi, İmam Muhammed’in (öl. 189/805) öğrencisi ve en önemli râvileri arasında bulunan Ebû Hafs el-Kebîr (öl. 217/832) ile başlayan Ebû Hafs es-Sağîr (öl. 264/878) ve Sebezmûnî (öl. 340/952) ile devam eden hoca-talebe silsilesinin bir halkasıdır. Bu özelliği sebebiyle Muhammed b. Fadl’ın hayatı, Hanefî mezhebi silsilelerindeki yeri ve referans alınan bazı görüşleri, çalışmamızın konusunu teşkil etmektedir. Muhammed b. Fadl’ın Hanefî fıkıh geleneğindeki yerinin anlaşılması ve görüşlerinin ortaya konulması, kendisinden sonra yetişen ve özellikle mezhebe katkılarıyla öne çıkan Hanefî fakihlerin görüşlerinin kaynaklarının bilinmesi açısından önem arz etmektedir. Ayrıca mezhebin teşekkülünden sonra farklılaşmaya başlayan Irak, Buhara/Semerkant ve Belh Hanefîliğinin ayrıştıkları noktaların ortaya konulmasına yardımcı olacaktır. Muhammed b. Fadl'ın tanıtılması, Hanefî geleneği hoca-talebe silsilelerindeki yeri ve müracaat edilen fıkhî görüşlerinin ortaya konulması, çalışmamızın amaçları arasında yer almaktadır. Ayrıca kendisinden sonra öğrencileriyle devam eden fıkıh silsilelerinin ortaya konulması hedeflenmiştir. Nitel araştırma yöntemlerinden doküman/literatür tarama yönteminin kullanıldığı çalışmamızda elde edilen bilgiler karşılaştırılarak analiz edilmiştir. Araştırma süresince tabakât ve tarih kaynaklarının yanında klasik usûl ve fürû eserleri de taranmıştır. Muhammed b. Fadl’ın görüş ve içtihatları incelendiğinde kendisinin genel olarak kurucu imamların görüşlerine bağlı kaldığı, ancak yaşadığı bölgenin şartları ve örfü gereği zaman zaman onlara muhalefet ettiği bu sebeple meselede müçtehit olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Kendisinin görüşlerine daha çok fürû fıkıh ve fetva türü eserlerde başvurulduğu, az sayıda olmakla birlikte fıkıh usûlü ve kelam konularında da görüşlerinin referans alındığı görülmektedir. Muhammed b. Fadl'ın Buhara Hanefî geleneğinde başlangıç halkası olduğu üç farklı ve önemli hoca-talebe silsilesinin olduğu görülmektedir. * Bu makale, 2. Türkiye Sosyal Bilimler Sempozyumu’nda sözlü olarak sunulan ancak tam metni yayımlanmayan “Muhammed b. Fadl el-Kemârî ve Buhara Hanefî Geleneğindeki Yeri” adlı tebliğin içeriği geliştirilerek ve kısmen değiştirilerek üretilmiş hâlidir.","jurists":[{"tr":"İmam Ebu Bekir Muhammed b. el-Fazl el-Kemari el-Buhari","en":"Imam Abu Bakr Muhammad b. al-Fadl al-Kamari al-Bukhari","ar":"أبو بكر محمد بن الفضل","id":"imam-ebu-bekir-muhammed-b-el-fazl-el-kemari-el-buhari"}]},{"id":"1111332","title":"Osmanlı Devleti’nin İlk Şeyhülislâmı Molla Fenârî ve Fusûlü’l-Bedâyiʿ fî Usûli’ş-Şerâyiʿ Adlı Eseri Üzerine Metodolojik Bir İnceleme","author":"Şevket Topal; Mehmet Musa Şirin","journal":"Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi","issue":"22","pages":"188-214","year":2022,"lang":"tr","type":"arastirma","doi":"10.32950/rteuifd.1111332","keywords":"Hanefî fıkıh usulü, Molla Fenârî, Fusûlü’l-Bedâyiʿ fî Usûli’ş-Şerâyiʿ, Sünnî, Hanefî, Şeyhülislâm","abstract":"Osmanlı Devleti’ni oluşturan dinî, ahlakî, sosyal ve kültürel değerler önemli ölçüde Sünnî itikad, Hanefî fıkhına ve tasavvufî ahlaka dayanır. Osmanlı sultanlarının da desteklediği bu düşünceyi temsil eden ulemâ, devletin kuruluşundan itibaren Sünnî, Hanefî, tasavvufî geleneği geliştirmek ve yaymak için faaliyette bulunmuş ve kitaplar yazmışlardır. Orhan Gazi’nin kurduğu İznik Medresesi ve bu medreseye tayin edilen başta Dâvûd-i Kayserî olmak üzere Alâeddîn Esved, Kutbüddîn-i İznikî, Molla Hüsrev, Zenbilli Ali Cemâlî ve bu medresede tahsil görmüş Kara Hoca’nın (Alâeddîn Esved) öğrencisi Molla Fenârî bu düşünceyi yerleştirmede önemli rol oynamışlardır. Molla Fenârî Osmanlı Devleti’nde müderrislik, kadılık ve şeyhülislâmlık gibi önemli görevleri îfâ etmenin yanında aklî ve naklî ilimlerde zirve bir şahsiyet olması sebebiyle hemen her ilim dalında eserler vermiştir. O, beyânî, burhânî ve irfanî bilgiyi sentezleyerek meşru bir zeminde buluşturan bir ilim adamıdır. Bu makalede Molla Fenârî ve onun Fusûlü’l-Bedâyiʿ fî Usûli’ş-Şerâyiʿ adlı Hanefî fıkıh usulü eseri metodolojik açıdan ele alınacaktır. Böylece Osmanlı’nın ilk dönem fıkıh usulü düşüncesinin tarihî seyrini gözlemleme imkânı doğacaktır.","jurists":[{"tr":"Molla Fenari Şemseddin Muhammed b. Hamza","en":"Mulla Fanari Shams al-Din Muhammad b. Hamza","ar":"شمس الدين محمد بن حمزة الفناري","id":"molla-fenari-semseddin-muhammed-b-hamza"}]},{"id":"1100619","title":"Zekiyüddîn Şâbân’ın Usûlü’l-Fıkh’ında Hanefî Usûlüne Yönelik Tenkitlerinin Değerlendirilmesi","author":"Fatih Karataş","journal":"İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi","issue":"39","pages":"165-193","year":2022,"lang":"tr","type":"arastirma","keywords":"Fıkıh, Fıkıh Usûlü, Hanefî Usûlü, Zekiyüddîn Şâbân, Tenkit","abstract":"Varoluşundan bu yana Hanefî mezhebine yönelik tenkitlerin yapıldığı bir vakıadır. Gerek cedel ortamlarında gerekse ilmî eserlerde “reʾy ile amel etme”, “hadis bilmeme”, “âhâd hadislerle amel etmeme”, “istihsânla hüküm verme” başta olmak üzere çeşitli konularda Hanefîlere itirazlar yöneltilmiştir. İlmî metotlara uygun olarak yapılan ve isabetli olan itirazların yanında böyle olmayanlarla da karşılaşılabilmektedir. Günümüzde daha çok ders kitabı mâhiyetinde hazırlanan usûl-ı fıkıh kitaplarında da bu hususun varlığı dikkat çekmektedir. Bu gibi tenkitlerin bu türden kitaplarda yer almasının ne kadar doğru olduğu bir yana çoğu zaman öznel olmaları da ayrı bir tartışma konusudur. Bahsettiğimiz özelliği taşıyan kitaplardan biri de Zekiyüddîn Şâbân’ın telif ettiği “Usûlü’l-fıkhi’l-İslâmî” adlı eseridir. Bu eser, İbrahim Kâfi Dönmez tarafından Türkçeye tercüme edilmiş ve basıldığı 1990 yılından bu yana ilâhiyât fakültelerinin fıkıh usûlü derslerinde en çok takip edilen ders kitaplarından biri olmuştur. Eserde Hanefîlerin bazı usûl görüşleri hakkında yer alan kimi tenkitlerin isabetli olmadığı ve yerinde yapılmadığı görülmektedir. Bunun yanı sıra eserde yer yer Hanefî usûl anlayışı aleyhinde birtakım sübjektif değerlendirmelerin yer alması dikkat çekmektedir. Ders kitabı olarak hazırlanmış eserlerde temel gaye, ilgili ilim dalının temel meselelerini öğretmektir. Dolayısıyla tartışmalı meselelerde farklı görüşler dile getirilse de bunların delillerinin incelenmesi ve görüşler arasında tercih yapılmasına genellikle yer verilmez. Çünkü bu gibi detaylar, özel araştırma ve incelemeyi gerektirdiğinden ayrı çalışmalarla ortaya konur. Ayrıca ihtilâflı görüşlerden birinin tenkit edilmesi ve zaman zaman bu tenkitlerde sübjektif değerlendirmelere yer verilmesi, sözü edilen temel gayeyi aşabilmektedir. Bu durum, fıkıh usûlü gibi çoğunlukla ilâhiyât öğrencilerinin ilk kez okudukları bir ders için söz konusu olunca; onların zihinlerinde ilgili görüş hakkında soru işaretlerine, hatta yanlış bilgilenmeye sebep olabilmektedir. Bu nedenle Zekiyüddîn Şâbân’ın usûl kitabındaki Hanefîlere yönelik bu tenkitlerinin değerlendirilmesi bir ihtiyaç olarak durmaktaydı. Zekiyüddîn Şâbân, kısaca ifade edilecek olursa, eserinde Hanefîlere özellikle şu noktalarda tenkit yöneltmiştir: Hanefî usûl kuralları oluşum sürecinde istikrarlı olmayıp zamanla değişikliklere maruz kalmıştır. Yine usûl kuralları tespit edilirken mezhep içi görüşlerle çelişmeme kaygısı taşınmış ve bu kurallar objektif kriterlerle belirlenmemiştir. Âhâd hadislerin hüccet oluşu ile ilgili Hanefîler kendi kurallarına aykırı davranmışlardır. Hanefî fıkhında betimlenen sükûtî icmâ örnekleri usûl ilmindeki icmâ anlayışına uygun düşmemektedir. Hanefîlerin farz ve vâcip ayırımı yapmaları bir yönüyle makul değildir. Hanefî usûl eserlerinde bazen isabetsiz örnekler yer almaktadır. Son olarak Hanefîler uzak tevîller yapmışlardır. Çalışmada bu tenkitler, belli başlı Hanefî usûl ve fıkıh kaynakları muvâcehesinde değerlendirilmeye çalışılmıştır. Bu çalışmanın temel amacı, öncelikle eserde tenkit edilen Hanefî usûl görüşlerini, kaynaklarda geçtiği şekliyle zikrederek yazarın itirazlarındaki hatalı yönleri ortaya koymaktır. Bunun yanında özellikle ilâhiyât fakültelerindeki öğrenciler için Hanefî usûlü hakkında önyargılı bilgilenmeye sebep olabilecek bu gibi noktalara dikkat çekmek ve ders kitabı mâhiyetindeki eserlerde öznel değerlendirmelerin yer almasının uygun olmayacağına vurgu yapmaktır. Bu nedenle müellifin isabetli görülmeyen tenkitleri, ayrı ayrı ele alınarak Hanefî usûl kaynaklarındaki bilgiler ışığında değerlendirilmiştir. Çalışma, Hanefî mezhebine karşı tarih boyu zihinlerde yer edinmiş önyargılı bir bakışın günümüzde de bazı müelliflerde bulunduğunu ve bu durumun eserlerine yansıdığını göstermektedir. Diğer yandan gerek usûl gerekse fürû alanında bazı Hanefî görüşlerin tam manasıyla anlaşılamadığı düşünülmektedir. Ayrıca Hanefîlerin bazı görüşlerinin, kendi usûl anlayışıyla değil de cumhûrun usûl mantalitesi ile değerlendirildiği de görülmektedir. Önyargılı bakış açısı ile birlikte sözü edilen bu durum, Hanefî usûl düşüncesinin anlaşılmasının önünde, bir engel olarak durmaktadır."},{"id":"1161248","title":"İlimler Tasnifi ve Tarihi Açısından Taşköprülüzâde’ye Göre Fıkıh ve Fıkıh Usûlü İlimleri","author":"Sümeyye Onuk Demirci","journal":"Tasavvur / Tekirdağ İlahiyat Dergisi","volume":"8","issue":"2","pages":"879-913","year":2022,"lang":"tr","type":"arastirma","doi":"10.47424/tasavvur.1161248","keywords":"Fıkıh, Fıkıh Usûlü, İlimler Tasnifi, Taşköprülüzâde, Miftâhu’s-saâde., Fiqh, Uṣūl al-fiqh, the Classification of Sciences, Tashkoprīzāda, Miftāhu’s-sa‘āda","abstract":"Tercüme faaliyetleriyle birlikte ilimler tasnifine dair eserlerle karşılaşan İslam âlimleri, ilimleri çeşitli açılardan tasnife tabi tutarak kendi tasnif gele-neklerini oluşturmuşlardır. Akıl ve vahiy arasındaki irtibatı dikkate alarak ilimleri konumlandıran, ilimler arasındaki hiyerarşiye ve ilişkiye işaret eden bu tasnifler yaslandıkları ilim anlayışını da yansıtmaktadır. Bu bağlamda bir tarafta İslam filozoflarının bir tarafta İslam âlimlerinin ortaya koyduğu temelde iki farklı tasnif geleneğinden söz edilebilir. 16. yy. Osmanlı âlimlerinden Taşköprülüzâde (v. 958/1561) bu noktada her iki gelenekten de yararlanarak kendisinden sonrayı etkileyen orijinal bir ilimler tasnifi sunmuştur. İlimler tasnifini aynı zamanda bir ilim dalı olarak da gören Taşköprülüzâde, başta Miftâhu’s-saâde isimli eseri olmak üzere bu alanda dört kıymetli eser telif etmiştir. Bu eserler ilimler tasnifinin yanı sıra ilimler tarihine dair de zengin malumat içermektedir. Fıkıh ve fıkıh usûlü ilimlerini şer‘î ilimlerin bir alt dalı olarak zikreden Taşköprülüzâde, önemli âlimleri ve eserlerini merkeze alarak bu ilimlerle ilgili hem tarihi hem de güncel bilgiler vermektedir. Kendisi de Hanefî mezhebine bağlı olan ve Hanefî mezhebini en faziletli mezhep olarak gören Taşköprülüzâde fıkıh bölümünü Hanefi mezhebini merkeze alarak işlemiştir. Taşköprülüzâde’nin Hanefî fıkhının tarihi sürecini ele aldığı kısmı Mevlânâ Celâleddin Konevî (v. 672/1273) ve Şeyh Bedreddin Simâvî (v. 823/1420) gibi tasavvûfî yönüyle öne çıkan iki büyük âlimle tamamlaması dikkat çeken hususlardan biri olup etkilendiği tasavvufî muhiti ve tasavvuf-fıkıh ilişkisine yaklaşımını göstermesi açısından önemlidir. İlimler tarihi açısından Taşköprülüzâde’nin eserlerini öne çıkaran bir diğer husus da dönemindeki ve muhitindeki müfredata atıfta bulunarak meşhur ve makbul eserleri zikretmesidir. Taşköprülüzâde böylece ilimler tasnifini tarihi, hiyerarşisi ve müfredatıyla bir bütün olarak ortaya koymaktadır."},{"id":"853809","title":"Hanefî Fıkıh Kitaplarında Ribâ Şüphesi Kavramının Kullanımı","author":"Huzeyfe Çeker","journal":"Cumhuriyet İlahiyat Dergisi","volume":"25","issue":"1","pages":"73-91","year":2021,"lang":"tr","type":"arastirma","doi":"10.18505/cuid.853809","keywords":"İslam Hukuku, İslam Borçlar Hukuku, Ribâ Şüphesi, Ribâ, Faiz, Hanefî Mezhebi.","abstract":"Riba yasağı, İslam dininin ticari hayatla ilgili belirlediği temel düzenlemelerden biridir. Müslümanların ticari hayatları ve bununla ilgili hukukları ribâ yasağı gözetilerek tanzim edilmiş, tatbikatta da ribâdan hassasiyetle kaçınan bir toplum meydana getirilmiştir. Ribâ konusundaki bu hassasiyet, doktrinde ribâ şüphesinin de ribâ gibi değerlendirilmesi, ona da ribâ gibi haram hükmünün verilmesi şeklinde tezahür etmiştir. Fıkıh kaynaklarında ribânın yanı sıra ribâ şüphesi içeren meselelere de yer verilmiş, bazı meselelerin haram olması ribâ şüphesi ile gerekçelendirilmiştir. Ancak fıkıh kaynaklarında ribâ şüphesi kavramının kullanım mantığı meseleden meseleye değişebilmekte, bir meselede ribâ şüphesinin kullanıldığı mantık başka bir meseleye uymamakta, bir diğerinde ise tamamen farklı bir şekilde karşımıza çıkabilmektedir. Ribâ şüphesi kavramının çerçevesinin netleştirilebilmesi için klasik kaynaklardaki bu kullanımların bir çalışmaya konu edilmesi faydalı olacaktır. Bu amaçla kaleme alınan bu makalede Hanefî mezhebi kaynakları esas alınarak ribâ şüphesi kavramının kullanımı incelenmiştir. Bu kapsamda öncelikle ribâ şüphesi kavramının kullanıldığı meseleler tespit edilmiş, bu kullanımlar bağlamı içerisinde incelenerek kullanım mantıkları belirlenmiş, bu mantıklar tasnif edilerek örneklerle birlikte okuyucuya sunulmuştur. İslam hukukunda ribâ şüphesinin ribâ gibi değerlendirilmesi ilkesi, esasında haramlar söz konusu olduğunda veya ihtiyatın esas olduğu tüm konularda şüphenin hakikat gibi değerlendirilmesi kaidesi ile irtibatlıdır. Ribâ da müslümanların titizlikle kaçınması gereken bir haram olduğu için ve dolayısıyla ihtiyatla hareketi gerektirdiği için şüphesi de gerçek ribâ ile aynı hükme tabi kılınmıştır. Hanefî fıkıh kitaplarında ribâ şüphesi kavramı daha ziyade şu durumlarda kullanılmaktadır: - Eşitliğin şart koşulduğu bir takasta bedeller arasında eşitliğin olup olmadığının bilinmemesi: örneğin miktarları bilinmeyen iki yığın aynı cins ribevi malın değişiminde böyle bir durum söz konusudur. - Tarîk-i itibar yoluyla caiz olabilecek bir değişimde tarîk-i itibarın gerçekleşip gerçekleşmediğinin bilinmemesi: örneğin gümüş işlemeli bir kılıcın gümüş ile takasında süslü kısımdaki gümüş miktarının bilinmemesi durumunda, bundan dolayı ribâ şüphesi meydana gelmektedir. - Normalde caiz olan bir işlemin sonucunda ribâya benzeyen bir durumun ortaya çıkması: Bey‘u’l îne’de şekil itibariyle iki caiz satış söz konusu iken meydana gelen neticenin faiz ile aynı olması ribâ şüphesi olarak değerlendirilmiştir. - Aynı meseleye bir açıdan bakıldığı zaman ribâ olurken başka bir açıdan bakıldığında ribâ olmaması: Örneğin ribevi malların seleminde teslim esnasında farklı kalite mal getirilip kalite farkının müşteriden talep edilmesi durumunda bu tür bir ribâ şüphesi meydana gelmektedir. Hanefî fıkıh kitaplarında bu kullanımların dışında mezhepler arası ihtilaflı meselelerde bir görüşü ispat etmek için de ribâ şüphesi kavramına müracaat edildiği görülmektedir. Örneğin Hanefîler tane ile (adedî) veya uzunluk ölçüleri ile (zirâî) satılan mallarda da ribâ hükümlerinin geçerli olduğunu savunmak için bu malların cinsi cinsine değişiminde iki ribâ illetinden birisinin bulunduğunu, tek illet ile de ribâ şüphesi meydana geldiğini söylemektedir. Buna mukabil Şâfiîler de altın ve gümüş dışındaki ribevi malların değişiminde bedellerin belirlenmiş olmasının (tayin) yeterli olmayacağını izah etmek için ribâ şüphesi kavramını kullanmaktadır. Ribâ şüphesi kavramının bir diğer kullanımı, müelliflerin ihtiyatlı bir dil tercih etmesi sonucunda ortaya çıkmaktadır. Aslen ribâ olan ve diğer müellifler tarafından da ribâ olarak nitelenen bazı meselelerde kimi yazarlar tedbirli davranmış, muhtemelen ikisi de aynı hükmü (haram) gerektirdiği için ribâ demek yerine ribâ şüphesi tabirini kullanmıştır. Aslen mekruh olan bazı meselelerde ribâ şüphesinin bulunduğunun söylenilmiş olması şeklinde, kanaatimizce hatalı olan bir başka kullanım da kaynaklarda karşımıza çıkmaktadır."},{"id":"930090","title":"Hanefî Mezhebinde Nehyin Hükme Delâleti Hususunda Farklı Değerlendirme Örnekleri","author":"Muhammed Hüsnü Çiftçi","journal":"İhya Uluslararası İslam Araştırmaları Dergisi","volume":"7","issue":"2","pages":"910-931","year":2021,"lang":"tr","type":"arastirma","keywords":"İslam Hukuku, Nehiy, Delâlet, Tahrimen Mekruh, Tenzihen Mekruh","abstract":"Sözlükte “bir işin yapılmamasını istemek, menetmek, yasaklamak” manasına gelen nehiy (“en-nehy”), fıkıh usulü terimi olarak, bağlayıcı biçimde fiilden el çekme, fiili terk etme talebi içeren has lafzı belirtmek üzere kullanılır. Bu yöndeki talep değişik şekillerde ifade edilebilmekte olup cumhura göre karinelerden soyutlanmış nehiy tahrîme (haram kılmaya) delâlet eder. Hanefî mezhebinde ise haramlığa hükmetmek için bu talebin kat’î olması gerekir; talebin zannî delille sabit olması durumunda fiilin tahrîmen mekruh olduğuna hükmedilir. Bununla birlikte birçok meselede, konuya ilişkin muhtelif delil ve karinelerin bulunması sebebiyle mezhep içinde farklı değerlendirmeler yapılabilmiştir. Bu çalışmada, “nehiy”, “haram” ve “mekruh” terimlerinin usûl-i fıkıh ilminde yer alan kavramsal tartışmalarından çok, Hanefî mezhebinde bu kapsamdaki bazı fürû-ı fıkıh meseleleri hakkında zaman içinde yapılan farklı değerlendirmeler müşahhas örnekler üzerinden incelenecektir. Özellikle Hanefî mezhebi imamlarının sözlerinde yer alan nehiy ifadelerinin zaman içinde farklı algılandığı; bir kısmı tarafından tenzihen veya tahrimen mekruh bazılarınca da haram olarak telakki edildiği tespit edilmiştir. Bu sebeple mezhep içindeki bazı fakihlerin zaman zaman cumhurun görüşüne meylettikleri görülmüştür. Bu bağlamda mezhep içindeki farklı düşüncelerin arka planındaki asıl sâikin ne olduğu konusu incelenmeye çalışılmıştır."},{"id":"1010420","title":"Klasik ve Modern Dönemde Yazılmış İki Usûlün (Mir'âtü'l-Uṣûl ile Uṣûlü’l-Fıkh) Mukayesesi","author":"Hilal Özay; Hatice Esra Can","journal":"Tokat İlmiyat Dergisi","volume":"9","issue":"2","pages":"465-485","year":2021,"lang":"tr","type":"arastirma","doi":"10.51450/ilmiyat.1010420","keywords":"İslam Hukuku, Molla Hüsrev, Zekiyyüddîn Şa‘bân, Mir’âtü’l-usûl, Usûlü’l-fıkh, Şer‘î Deliller","abstract":"Fıkhın kaynaklarını ve temellerini, bunlardan hüküm çıkarma yöntemlerini konu alan fıkıh usulü ilmi ilk defa Müslümanlar tarafından oluşturulmuş ve geliştirilmiş özgün bir ilim dalıdır. Bu ilme dair günümüze kadar pek çok eser kaleme alınmıştır. Bu eserlerden birisi klasik fıkıh usûlünün derinliğini ve özelliklerini yansıtan, kendisinden sonraki fıkıh usûlü eserlerine ışık tutan ve Osmanlı medreselerinde uzun süre ders kitabı olarak okutulan Molla Hüsrev’in Mirʾâtü’l-uṣûl fî şerḥi Mirḳāti’l-vüṣûl adlı eseridir. Diğeri de modern dönemi temsilen, bu dönemin etkili fıkıh usûlü metinlerinden olan, halen günümüz eğitim kurumlarında ders kitabı olarak okutulan ve usûl ile ilgili yapılan çalışmalarda çokça atıf yapılan Zekiyyüddîn Şa‘bân’ın Usûlü’l-fıkhi’l İslâmî adlı eseridir. Bu makalede bu iki eserin şer‘î delilleri konu alan bölümleri içerik, üslup ve yöntem açısından karşılaştırılmıştır. Kendi dönemlerinin genel özelliklerini taşıyan iki eser aynı zamanda kendilerinden önceki zengin müktesebâtı özetlemek suretiyle kendilerinden sonraki eserlere de kaynaklık etmişlerdir. Klasik ve modern dönemleri temsil eden bu eserlerin şer‘î delillerden oluşan bölümleri esas alınmıştır. Mir’âtü’l usûl’ün müellifi Molla Hüsrev 15. Yüzyılda yaşamış, fıkıh ve fıkıh usulüne dair kıymetli eserler ortaya koymuş bir İslam hukuk âlimidir. Mirkâtü’l-vüsûl ve onun şerhi olan Mir’âtü’l-usûl onun fıkıh usulüne dair görüşlerinin anlaşılmasında belirleyici bir öneme sahip olmuştur. Bu eserleriyle klasik fıkıh usulünün önemli bir temsilcisi haline gelmiştir. Mir’âtü’l usûl gerek sistematik yapısı gerek sade ve anlaşılır bir Arapça ile yazılmış olması, hazırlanışında birçok usul ve füru eserinin kaynaklık etmiş olması açısından haklı bir şöhrete sahip olmuş ve fıkıh usulü tarihi açısından da önemli bir yer tutmuştur. Konuların tasnifi ve usul anlayışı açısından Hanefî usulüne (fukaha metodu) göre telif edilmiştir. Ama belli yönlerden de memzûc metodun özelliklerini taşımıştır. Sonraki dönem Hanefî usul eserlerinde olduğu gibi usulün furû‘a tatbikini esas almıştır. Konular Hanefi ve Şafii mezhepleri ekseninde soru cevap şeklinde ele alınmış ve Hanefî mezhebi tarafından kabul edilen görüşle sonlandırılmıştır. Aynı şekilde Hanefî mezhebinin kendi içerisindeki ihtilaflara da yer verilmiş fakat Ebû Hanife’nin görüşü tercih edilmiştir. Modern dönemi temsil eden Usûlü’l fıkhi’l İslami adlı eserin sahibi Zekiyyüddin Şa‘bân da Molla Hüsrev gibi fıkıh ve fıkıh usulü alanında pek çok eser kaleme almıştır. Klasik dönem fıkıh usulü eserlerinin dil, üslup ve metot açısından taşıdığı zorlukları dikkate almış, eserinde usul konularını kolay bir uslupla ve bol örnekle açıklamayı gaye edinmiştir. Konular madde madde, nedenleri ve sonuçları ile birlikte sistematik bir şekilde ele alınmıştır. Yazar konuları dört mezhebin görüşleri çerçevesinde değerlendirmiş, sonunda tercih edilmesi gereken görüşe ve niçin tercih edilmesi gerektiğine dair delillere yer vermiştir. Herhangi bir mezhebin görüşüne öncelik vermemiştir. Molla Hüsrev şer’î delilleri Kitab, sünnet, icmâ ve kıyas olmak üzere dört ile sınırlandırmış, şer’u men kablenâyı Kitab ve sünnet kapsamında, sahabî kavlini sünnet, örfü de icmâ içerisinde değerlendirmiştir. İstihsan konusunu da kıyas konusu içerisinde ele almıştır. Diğer delillerin de bu dört delilden biriyle amel etmek olduğunu ifade etmiştir. Delilleri Hanefi mezhebine göre fâsid ve fâsid olmayan deliller şeklinde bir ayrıma tabi tutmuştur. Zekiyyüddîn Şa‘bân şer’î delilleri bilginlerin hüccet kabul edip etmemeleri noktasından değerlendirmiş ve üzerinde ittifak edilen ve ihtilaf edilen deliller olarak sınıflandırmıştır. Kitab, sünnet, icmâ ve kıyas üzerinde ittifak edilen delillerdir. İhtilaflı deliller ise mesâlih-i mürsele, istihsan, istıshâb, örf, şer’u men kablenâ, seddi zerâi ve sahabî kavlidir. İstishabın şer’î deliller içerisinde en son başvurulacak delil olduğuna işaret etmiştir. Her iki eserde de usul kavramlarının tarifinde ve usul kaidelerinin izah edilmesinde pek çok örnek kullanılmıştır. Bu örneklerden bazılarının her iki eserde aynı konularda verildiği görülmüştür.","jurists":[{"tr":"Molla Hüsrev Muhammed b. Feramurz","en":"Mulla Khusraw Muhammad b. Faramurz","ar":"المولى خسرو","id":"molla-husrev-muhammed-b-feramurz"}]},{"id":"852038","title":"Molla Hüsrev’in Şeyh Bedreddin’e Yönelttiği Eleştiriler ve Tahlili","author":"Mustafa Bülent Dadaş","journal":"Diyanet İlmi Dergi","volume":"57","issue":"1","pages":"241-276","year":2021,"lang":"tr","type":"arastirma","doi":"10.61304/did.852038","keywords":"Şeyh Bedreddin, Molla Hüsrev, et-Teshîl, Dürerü’l-hükkâm, Fâzıl Emîr, Dürer Hâşiyeleri","abstract":"Fıkıh geleneğimizde oldukça önemli bir yer tutan tenkit ve eleştirel yaklaşım, farklı fıkıh mezhepleri ya da aynı mezhebe mensup fakihler arasında söz konusu olabilmiştir. Bu kültürün özellikle Ebû Hanîfe’nin fıkıh derslerinde en canlı şekilde yaşatıldığı bilinmektedir. Mezhep içinde eleştirel yöntemi benimseyenlerden biri de Hanefî fıkıh okulunun Osmanlı coğrafyasında yetiştirdiği önemli fakihlerden biri olan Şeyh Bedreddin’dir. Bedreddin’in tenkitlerinin önemli bir kısmını, Hanefî mezhebi imamlarının görüşleri arasında yaptığı sorgulamaları oluşturur. Onun bu eleştirileri mezhep içinde cevapsız kalmamış; Osmanlı Devleti’nin yetiştirdiği büyük âlim Molla Hüsrev fıkha dair eseri ed-Dürer’de isim belirtmeden Bedreddin’in bu itirazlarına sert bir üslupla cevap vermiştir. Bu makalede; Hanefi Hukuk Literatüründe kalıcı izler bırakan bu iki âlimin bahse konu eleştirilerine yer verilmiştir. Konuya giriş mahiyetinde her iki fakihin biyografisi ve fıkha dair eserlerine kısaca temas edilmiş; tartışmalara müdahil olan diğer fakihlerin kanaatlerinden de istifade edilerek bu noktalarda değerlendirmelerde bulunulmuştur.","jurists":[{"tr":"Molla Hüsrev Muhammed b. Feramurz","en":"Mulla Khusraw Muhammad b. Faramurz","ar":"المولى خسرو","id":"molla-husrev-muhammed-b-feramurz"}]},{"id":"953762","title":"Osman Bayder. El-Hidâye: Bir Fıkıh Metninin Hanefî Geleneğe Etkisi. İstanbul: Hacıveyiszade İlim ve Kültür Vakfı Yayınları, 2020, 195 sayfa.","author":"Abdullah Bardakcı","journal":"Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi","volume":"60","issue":"60","pages":"235-239","year":2021,"lang":"tr","type":"inceleme","doi":"10.15370/maruifd.953762","keywords":"Hidaye, hanefi, fıkıh","abstract":"Klasik eserlerle olan irtibatımız arttıkça klasiklerin nasıl klasikleştiği konusuna olan ilgi ve merakımız da derinleşiyor. Özellikle Hanefî fıkıh literatürünün klasik hüviyetini kazanmış bazı örnekleri, sâir kitaplardan daha fazla ilgi görmüş, birçok çalışmaya konu olmuştur. Mâverâünnehir bölgesi fakihlerinden Ali b. Ebî Bekir el-Merğînânî’nin (ö. 593/1197) el-Hidâye şerhu Bidâyeti’l-mübtedî isimli eseri de üzerine şerh, haşiye, ta‘lîk türlerinde yüzün üzerinde çalışma yapılmış bir klasiktir. Osman Bayder, el-Hidâye: Bir Fıkıh Metninin Hanefî Geleneğe Etkisi adlı kitabında Merğînânî’nin meşhur eserinin kendinden sonraki Hanefî geleneğe etkisini incelemektedir. Kitap üç bölümden oluşmaktadır. Kitaptaki yol haritasını ve izlenen yöntemi bölümler özelinde açıklayan detaylı bir giriş bölümü barındırmayan eserin “Öz Söz”ünde yazar, kitaptaki hedefini ve kitabın inceleme alanını şöyle belirtmiştir: “Bu çalışma Hidâye’nin Hanefî literatürü açısından önemini ve sonraki döneme etkisini incelemektedir” . Birinci Bölüm’de standart bir âlim biyografisinin aktarımı yerine Merğînânî’nin yer aldığı gelenekten, içinde bulunduğu ilmî çevreden bahsedilmiş ve mezhep içindeki konumu ile içtihat derecesi tartışılmıştır. Bu bölümde müellifin hayatına dâir kitabın iddiasını desteklemeyecek bilgilerin bulunmaması kitap için artı olsa da Merğînânî’ye ait eserlerin tamamının burada verilmemesi eksiklik olarak değerlendirilebilir. Ayrıca bazı eserlerin zikredildiği yerde Merğînânî’nin Muhtârâtü’n-nevâzil isimli eseri sehven Muhtârâtu’z-Ziyâdât olarak verilmiştir. Zira kaynaklarda Merğînânî’ye böyle bir eser nispet edilmemektedir. Yazar bu bölümde, Merğînânî’nin Hanefî füru fıkhı açısından konumunu tartıştıktan sonra onun mezhebin usulündeki önemini de önemli usul ve kelam kitaplarının aktarım silsilelerini inceleyerek göstermeye çalışmıştır.","jurists":[{"tr":"Burhaneddin Ali b. Ebu Bekir el-Merginani (Hidâye sahibi)","en":"Burhan al-Din 'Ali b. Abi Bakr al-Marghinani, author of al-Hidaya","ar":"صاحب الهداية علي بن أبي بكر المرغيناني","id":"burhaneddin-ali-b-ebu-bekir-el-merginani"}]},{"id":"881500","title":"Osmanlı Hukûk-ı Âile Kararnâmesi’nde Hanefî Mezhebinin Görüşü Dışında Kanunlaştırılan Fıkhî Görüşler Ve Analizi","author":"Rifat Yıldız","journal":"Bingöl Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi","volume":"-","issue":"17","pages":"214-232","year":2021,"lang":"tr","type":"arastirma","doi":"10.34085/buifd.881500","keywords":"İslam Hukuku, Aile Hukuku, Kararnâme, Nikâh, Talâk","abstract":"Osmanlı Devleti, Hanefî mezhebinin görüşlerini uygulama konusunda uzun süre ısrarcı olmuştur. İlk dönemlerinden itibaren Osmanlı Devleti, genelde Hanefî mezhebinin görüşlerini ihtiva eden muteber fıkıh ve fetva kitaplarını yasama ve hukuk işlerinde kullanmıştır. Bu nedenle diğer mezheplerin görüşlerine mümkün mertebe müracaat edilmemiştir. Hukûk-ı Âile Kararnâmesinde yüzyıllarca tavizsiz bir şekilde uygulanan Hanefî mezhebinin bazı görüşlerinden vazgeçilip diğer Sünni mezheplerin görüşleri kanunlaştırılmıştır. Bu nedenle Hukûk-ı Âile Kararnâmesinde Hanefî mezhebinin görüşleri dışında kanunlaştırılan fıkhî görüşlerin tespiti ve düzenlemenin yapılış gerekçelerinin tespiti önem arz etmektedir. Bundan dolayı kanun çıkarılırken Hanefî mezhebi dışında yararlanılan görüşleri tespit etmek ve bu görüşlerin kabulüne yol açan etkenleri irdelemek benzeri çalışmalar için yol gösterici olacaktır. Bu nedenle Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde yapılan hukukî çalışmaların bu açıdan değerlendirilmesi oldukça mühimdir. Bu çalışmada Osmanlı Hukûk-ı Âile Kararnâmesi hakkında bilgi verilecek, Hanefî mezhebinin görüşleri dışında kanunlaştırılan diğer mezheplerin görüşleri tespit edilerek bu görüşlerin tercih edilme nedenleri analiz edilecektir. Öncelikli olarak Hukûk-ı Âile Kararnâmesi’nden istifade edilecek, konuyla ilgili diğer çalışmalardan da yararlanılacaktır. Daha sonra çalışma sonucunda elde edilen tespitler ifade edilecektir."},{"id":"871827","title":"Tabiîn Dönemi Fakihlerinden Esved b. Yezid (ö. 75/694) ve Fıkıh Tarihindeki Yeri","author":"Yusuf Erdem Gezgin","journal":"İslam Tetkikleri Dergisi","volume":"11","issue":"1","pages":"243-266","year":2021,"lang":"tr","type":"arastirma","doi":"10.26650/iuitd.2020.871827","keywords":"Fıkıh Tarihi, Sahabe, Tabiin, Esved b. Yezîd, Hanefî Mezhebi","abstract":"Fıkhî mezheplerin Hz. Peygamber’den (s.a.v.) müctehid imamlara uzanan bilgi ve hoca ağlarına dayalı oluşum sürecinde Kûfe şehri önemli bir konuma sahiptir. Fıkhî yaklaşımda rey düşüncesinin öne çıkmış olmasıyla bilinen Kûfe fıkıh ekolünün sembol ismi Abdullah b. Mesud (ö. 32/652-53) ve onun öğrencileridir. Onun meclislerinde yürütülen ilmi faaliyeti aktaran birçok fakih olmakla beraber en meşhurları Alkame b. Kays (ö. 62/682) ve Esved b. Yezîd’dir (ö. 75/694). Çalışma Esved ve onun fıkıh tarihindeki konumu üzerinde yoğunlaşmıştır. Bu manada önce onun hayatı ve ilmi kişiliği aktarılmış sonrasında sahabe neslinin eğitiminden geçen onun da içerinde bulunduğu tabiîlerin fıkıh mezheplerinin oluşumundaki etkileri beyan edilmiştir. Esved ile ilgili rivayetler bağlamında onun fıkıh tarihindeki konumu tespit edilmeye çalışılmıştır. Kûfe merkezli fıkıh faaliyeti yürütmesi nedeniyle Hanefî mezhebinin oluşumundaki etkisiyle ilgili ayrıntılı bilgiler verilmiştir. Bu çerçevede onun fıkıh metodolojisi ve furû-i fıkıh konusundaki örnek görüşleriyle bu durum teyit edilmiştir. Neticede onun Hanefî mezhebinin oluşumunda icra ettiği görevin mahiyetiyle ilgili bir sonuca varılmıştır."},{"id":"953420","title":"Zahid El-Kevserî’nin “Kadının Örtünmesi” İsimli Makalesinin Hanefî Fıkhındaki Yeri","author":"Hatice Akyüzoğlu","journal":"Marifetname","volume":"8","issue":"1","pages":"313-338","year":2021,"lang":"tr","type":"arastirma","doi":"10.47425/marifetname.v8i62834.953420","keywords":"İslam Hukuku, Hanefi Fıkhı, Kevseri, Hicab, Tesettür, Kadın","abstract":"Kur’an-ı Kerim’de Nûr 24/31 ve Ahzâb 33/59 ile kadınların dışarı çıkma ya da yabancı bir erkekle karşılaşma durumunda örtünmeleri emredilmiştir. Bu örtünün nasıl olması gerektiği ve yabancı erkeklerin kimler olduğu ahkâm tefsirlerinde ve fıkıh kitaplarında detaylıca ele alınmıştır. Konu, Hanefî mezhebinin fıkıh eserlerinde iki başlık altında incelenmiştir. Başlıklardan ilki namazın şartları bahsidir. İkinci başlık ise genel olarak “Kitâbü’l-İstihsan”, bazı eserlerde ise “Kitâbü’l-Kerâhiyye” ve “Kitâbü’l- Hazr ve’l-İbâha” olarak adlandırılan bölümdür. Namazın şartları bahsinde setrü’l-avret kısmında kadının namazda avret mahallinin neresi olduğu izah edilmiştir. İkinci başlık altında ise hür bir kadının namahremi yanında örtmesinin şart olmadığı uzuvlardan bahsedilmiştir. Fıkıh kitaplarında uzunca bir süre bu konu oldukça sade bir üslupla ele alınmışken, mezhebin son dönem âlimleri meseleyi detaylandırmış ve tesettür hususunda daha daraltıcı bir yorumu tercih etmişlerdir. Osmanlı Devleti’nin son şeyhülislam vekillerinden olan ve Hanefî mezhebine bağlılığıyla bilinen Zâhid el- Kevserî de, tercüme ettiğimiz makalesinde meseleyi ele alırken son dönem âlimlerinin savunduğu görüşleri takip etmiş ve meseleyi oldukça daraltıcı bir yorumla ele almıştır. Kevserî’nin klasik dönem fakihlerinin görüşlerinden istifade ederken de kendi iddiasını destekleyen rivayetleri kullandığı görülür. Kevserî’nin tesettür konusundaki düşüncesini anlamak adına bu makalede tesettür anlayışının Hanefî mezhebi içerisindeki değişimini dönemler üzerinden inceleyeceğiz. Ardından Zahid el-Kevserî’nin bu konuda yazmış olduğu “Kadının Örtünmesi” isimli makalesinin çevirisini sunup, son olarak bu makale üzerinden mezhebin ve Kevserî’nin tesettür anlayışına yönelik bir değerlendirmede bulunacağız."},{"id":"860632","title":"el-Medhal ilâ Usûli’l-Hadis alâ Menheci’l-Hanefiyye, Abdülmecîd et-Türkmânî, (Dâru’r-Riyâhîn), Beyrut-Lübnân, 2018, s. 341.","author":"Muhammed Enes","journal":"İslam Tetkikleri Dergisi","volume":"11","issue":"1","pages":"401-408","year":2021,"lang":"tr","type":"inceleme","doi":"10.26650/iuitd.2021.860632","keywords":"hadis usûlü, Hanefî mezhebi, Şâfiî mezhebi, Muhaddisler","abstract":"İslam hukukunun temel kaynaklarından biri olan sünnet ile, Hz. Peygamber tarafından öğretilmiş ve konulmuş olan kaideler bütünü; hadis ile de sünnetin aktarıldığı yazılı malzeme kastedilmiştir. Bu aktarımın metodolojisi olan hadis usûlüne dair Şâfiîler müstakil çalışmalar kaleme almışken Hanefîler, daha çok fıkıh usûlü çalışmalarının sünnet başlığı altında, bazı kitapların mukaddimelerinde ele almıştır. Günümüzde müstakil olarak okunan hadis usûlü eserlerinin çoğu Şâfiî hadis usûlü anlayışını yansıtmaktadır. Hanefî hadis usûlü anlayışı ise birkaç eser dışında müstakil çalışmalara konu olmamıştır. Bu boşluğu doldurmak maksadıyla yaklaşık iki yüz eserden yararlanılarak, âdeta Hanefî fıkıh usûlü eserlerinin sünnet bahislerinin panoramasının sunulduğu, bununla birlikte zaman zaman muhaddislerin görüşlerine de yer verildiği el-Medhal ilâ usûli’l-hadîs alâ menheci’l-Hanefiyye adlı eser Abdulmecîd et-Türkmânî tarafından kaleme alınmıştır. Bu çalışmada adı geçen eserin tanıtımı yapılacaktır."},{"id":"849996","title":"Afganistan Topraklarında Yetişmiş Hanefi Fıkıh Âlimleri","author":"Mehterhan Furkani","translator":"Adel Abed","journal":"Mütefekkir","volume":"7","issue":"14","pages":"613-634","year":2020,"lang":"ar","type":"ceviri","doi":"10.30523/mutefekkir.849996","keywords":"Fıkıh, Afganistan, Hanefî Mezhebi, Fıkıh Âlimleri, Fıkıh Öğretimi","abstract":"Bugün Afganistan olarak bilinen bölgede İslam dininin kabul görmesinden sonra, diğer dinî ilimlerde olduğu gibi, fıkıh ilminde de büyük bir gelişme yaşanarak bu alanda birçok büyük fıkıh âlimi yetişti. Yetişen âlimlerin mezhep farklılığı dikkate alındığında bir renkliliğin var olduğu görülmektedir. Ancak yaygınlık ve etkinlik bakımından dikkate alındığında ise Hanefi mezhebinin ön plana çıktığı ve dolayısyla Hanefi fıkıh âlimlerinin çoğunlukta olduğu aşikârdır. Bu çalışmamızda, daha ilk dönemlerden itibaren birer ilim merkezi haline gelen Belh, Gazne ve Herat gibi şehirler başta olmak üzere günümüz Afganistan sınırları içinde yetişen ve bu bölgeye nispet edilen Hanefî fıkıh âlimlerinin bibliyografyasına değinmekle beraber Afganistan’da gerçekleştirilen fıkıh öğretimine de değinirek bölgenin fıkıh ilmine yaptığı katkıyı ele almaya çalışacağız."},{"id":"696294","title":"Emrin Umûmiliği Hususunda Mezhebine Muhalif Bir Fakih Ebu’l-Yüsr El-Pezdevî (Ö. 493/1100)","author":"Adnan Algül; Emre Bölükbaş","journal":"Bingöl Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi","issue":"15","pages":"219-235","year":2020,"lang":"tr","type":"arastirma","doi":"10.34085/buifd.696294","keywords":"Fıkıh, Usûl, Hanefî, Ebu’l-Yüsr, Emir, Umûm","abstract":"Fıkıh usûlü ilminde lafızlar bahsinin önemli bir kısmını teşkil eden emir, fakihlerce detaylı incelemelere tabi tutulmuştur. Emirlerin tekrar diğer bir deyişle umûm ifade edip etmedikleri fıkıh usûlü ilminin araştırma konularından birisi olmuştur. Hanefî usûlcülerinin ekseriyeti bu türden bir lafzın tekrar ifade etmeyeceğini ve tekrara da ihtimali olmadığını savunmuşlardır. Bu nedenle her gün edâ edilen beş vakit namaz gibi tekrarı gerektiren emirleri sebeplerle ilişkilendirmişlerdir. Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî fakihleri birtakım şartların sağlanması halinde emrin umûmîliğini yani tekrar ifade edebileceğini benimsemişlerdir. Hanefî mezhebine mensup olan Ebü’l-Yüsr el-Pezdevî ise mezhep içerisinde tercih edilen görüşe muhalefet ederek emrin bir delil veya karîne vasıtasıyla umûm ifade edebileceğini dile getirmiştir. Bu çalışmada Ebü’l-Yüsr ile Hanefî usûlcülerinin emrin tekrarı hususundaki düşüncüleri mukayese edilerek her iki görüş detaylı bir şekilde irdelenmiştir. Yapılan incelemenin sonucunda mezhep içerisindeki bu ihtilafın emirle talep edilen herhangi bir fiilin yeniden vâcip olmasının mecâzen sebeplere izâfe edilip edilemeyeceği sorusuna verilen cevapla ilişkili olduğu tespit edilmiştir.","jurists":[{"tr":"Sadrülislam Ebu'l-Yüsr Muhammed b. Muhammed el-Pezdevi","en":"Sadr al-Islam Abu al-Yusr Muhammad b. Muhammad al-Bazdawi","ar":"صدر الإسلام أبو اليسر البزدوي","id":"sadrulislam-ebul-yusr-muhammed-b-muhammed-el-pezdevi"}]},{"id":"840803","title":"Et-Tefsîrâtü’l-Ahmediyye Fî Beyâni’l-Âyâti’ş-Şer‘İyye. Molla Cîven. Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l- ‘İlmiyye, 2010, 733 s. ISBN: 9782745160423","author":"Hüseyin Okur","journal":"ATEBE","issue":"4","pages":"133-137","year":2020,"lang":"tr","type":"inceleme","keywords":"Hindistan, Molla Cîven, Ahkâm Tefsiri, et-Tefsîratü’l-Ahmediyye","abstract":"Günümüz Hindistanı’nın Uttar Pradeş eyaletinin başkenti ve Delhi’den sonra en büyük ikinci şehri olan Lucknow’da (Lekvev) 1638 yılında dünyaya gelen Molla Cîven, zamanının önemli âlimlerinden biri olarak kabul edilmiştir. Özellikle fıkıh ve usul-i fıkıh alanında yaptığı çalışmalarla tanınmıştır. Onun günümüze kadar ulaşan eserlerinden biri de, ahkâm ayetlerinin tefsiri olan ve Hanefî usul geleneğini büyük oranda yansıttığı et-Tefsîratü’l-Ahmediyye fî Beyâni’l-Âyâtiş-Şeriyye adlı eseridir. Çalışmamızda onun bu eserini tanıtacağız."},{"id":"739194","title":"Fıkıh Usûlü Kelâm İlişkisi “Hicri VII. Asra Kadar Hanefî Usûlü Bağlamında”","author":"Muhammet Varelci","journal":"Usul İslam Araştırmaları","volume":"34","issue":"34","pages":"332-338","year":2020,"lang":"tr","type":"inceleme","doi":"10.56361/usul.739194","keywords":"usûl, kelam, hanefî usûlcüler","abstract":"Mehmet Sait Arvas’ın hazırlamış olduğu doktora tezinin kitaplaştırılmış hali olan Fıkıh Usûlü Kelâm İlişkisi isimli bu çalışmada da fıkıh usûlü ve kelâm disiplinlerinin birbiriyle olan ilişki ve irtibatı ilk dönem Hanefî usûlcüleri bağlamında ve kelâm ekolleriyle mukayeseli olarak ele alınıyor. Mehmet Sait Arvas’ın hazırlamış olduğu doktora tezinin kitaplaştırılmış hali olan Fıkıh Usûlü Kelâm İlişkisi isimli bu çalışmada da fıkıh usûlü ve kelâm disiplinlerinin birbiriyle olan ilişki ve irtibatı ilk dönem Hanefî usûlcüleri bağlamında ve kelâm ekolleriyle mukayeseli olarak ele alınıyor."},{"id":"790438","title":"Hanefi İllet Teorisinde Asıla Özgü Vasıflar İle Ta‘lîlin İmkânı","author":"Zuhal Dağ","journal":"Usul İslam Araştırmaları","volume":"34","issue":"34","pages":"312-331","year":2020,"lang":"tr","type":"arastirma","doi":"10.56361/usul.790438","keywords":"Fıkıh usûlü, Hanefî mezhebi, ta‘lîl, kıyas, illet","abstract":"Fıkıh usûlünde Kelam ilmiyle etkileşim içerisinde şekillenen illet teorisi, aynı mezhep içerisinde dahi yeknesak bir yapıya sahip değildir. Hicri 5. asırda Debûsî’nin teorik çerçevesini kurduğu, Serahsî ve Pezdevî’nin eserleri ile olgunlaşan Hanefî illet teorisi, zaman zaman mezhep içi ihtilafa konu olmuş ve tenkit edilmiştir. Bu eleştiriler, fıkıh usûlünün kelâmî öncüllerle alakasını kurmaya çalışan ve Mâtürîdîliği itikadî mezhep olarak benimsemiş Semerkant ulemasında daha belirgindir. Sözü edilen ihtilaflar, illet-hüküm ilişkisi hususundaki yaklaşım farklılığından kaynaklanmakta ve sahih bir kıyas işlemi için gerekli olan şartlara yansımaktadır. Fukahâ metoduna göre eser vermiş Hanefî usûlcülerin sahih bir kıyas işlemi için gerekli gördükleri şartlardan biri olan “asıldaki vasfın müte‘addî oluşu” bunlardandır. Bu şart aynı zamanda müstenbat illetin işlevini ifade etmektedir. Zira onlar için kıyas ile ta‘lîl aynı şeydir. Bu nedenle, Hanefî usûlcülerin geneline göre asıla özgü vasıflar ile ta‘lîlde bulunmak caiz değildir. Buna karşılık Alâeddin es-Semerkandî ve Lâmişî gibi usûlcülere göre bu nitelikte vasıflar ile ta‘lîlde bulunmak câizdir. Bu makalenin amacı mezkûr ihtilafın dayandığı hususları tespit ve tahlil etmektir. Bunun için metinler arası mukayese yöntemi kullanılacaktır."},{"id":"928040","title":"Hanefî Fukahâsının Ebû Hureyre ve Rivâyetlerine Bakışı","author":"Ufuk Dağlıoğlu","journal":"İslami İlimler Araştırmaları Dergisi","issue":"8","pages":"1-23","year":2020,"lang":"tr","keywords":"Hanefî fukahâ, fıkıh usûlü, Ebû Hureyre, rivâyet, fakih râvi, kıyas","abstract":"Ebû Hureyre, İslam’ın son yıllarında Rasûlullah’ın sas sahâbîsi olma şerefine nail olmuştur. Ebû Hureyre’nin, Hz. Peygamber’in vefatı sonrası çok hadis nakletmesi, bazı rivâyetlerinin kimi ashâb tarafından tahkik ve tenkid edilmiş olması, âlimlerin dikkatinin ona ve rivâyetlerine yoğunlaşmasına sebep olmuştur. Bu meyanda fukahâ, fıkıh usûlüne dair eserlerinde başta haber-i vâhid olmak üzere bazı konuları Ebû Hureyre ve rivâyetleri üzerinden ele almıştır. Ebû Hureyre’nin hadis dalındaki yetkinliği hıfz kabiliyeti , fakih ya da nakilci râvi olup olmadığı hususları, Hanefî fakihlerinin onun rivâyetlerini Kitâb, sünnet ve icmâ ile birlikte ele alıp değerlendirmelerinde etkin rol oynamıştır. Hanefî fakihler Ebû Hureyre’nin rivâyet ettiği bazı rivâyetleri kıyasla çelişmesi, Ebû Hureyre’nin de fakih râvi olmaması gerekçeleriyle amel edilebilir bulmamışlardır. Dolayısıyla senedinde sorun olmayan fakat kıyasla/asıllarla çelişen rivâyetler hakkında nasıl hüküm verilmesi gerektiği, hangi yöntem/usûl ile muârazanın çözüme kavuşturulacağı hususu Hanefî fakihlerin fıkıh usûlünün temel meselelerinden olmuştur. Hanefîler, kıyasla çelişen, selef âlimlerinin de amel etmediği Ebû Hureyre rivâyetlerini bazen farklı tevilllerle kabul ederek ma’mûlun bih kendisiyle amel dilebilir bulmuş, bazen de amel edilebilir bulmamışlardır. Onlar isnadında sorun olmayan rivâyetleri reddetmeyip, metindeki/muhtevadaki manevi inkıta dolayısıyla tenkit etmişlerdir"},{"id":"689974","title":"Hanefî Mezhebinin Teşekkül Sürecinde Alkame b. Kays’ın (ö. 62/682) Yeri","author":"Mahmut Samar","journal":"Bilimname","volume":"2020","issue":"41","pages":"633-662","year":2020,"lang":"tr","type":"arastirma","doi":"10.28949/bilimname.689974","keywords":"Fıkıh, Hanefilik, Alkâme b. Kays","abstract":"İslam hukuk tarihinde fıkıh mezheplerinin ortaya çıkışı hicri üçüncü yüzyıla denk gelmektedir. Ancak mezheplerin oluşum süreci ilk kaynağa doğru müteselsil bir bilgi, düşünce ve hoca ağına dayanır. Bu anlamda sahâbe döneminden itibaren farklı bölgelerde kurulan fıkıh okullarının birikimi nesilden nesile aktarıldı. Bu aktarım gelişerek mezheplerin teşekkülüne kadar devam etti. Fıkıh geleneği olarak ifade edilen bu süreçte hoca halkasının önemi büyüktür. Buradan hareketle Hanefî mezhebinin ve doğal olarak kurucusu olan İmam Ebû Hanîfe’nin yetiştiği ve bağlı olduğu fıkıh mektebi, sonradan ehl-i re’y olarak temayüz eden Kûfe merkezli Irak fıkhıdır. Kaynaklar bu geleneğin hocalar silsilesini Abdullah b. Mes‘ûd, Alkame b. Kays, İbrahim en-Nehaî, Hammâd b. Ebî Süleyman ve Ebû Hanîfe şeklinde kaydeder. Halkada adı geçen şahısların her biri Hanefî mezhebinin oluşumunda farklı bir role sahiptir. İşte bu çalışma Alkame b. Kays’ın Kûfe fıkıh mektebinin oluşturduğu re’yci düşünce neticesinde tarih sahnesinde yer alan ve günümüze kadar etkisini sürdürmeyi başaran Hanefî mezhebinin oluşumundaki rolünü/etkisini ortaya koyma hedefiyle kaleme alınmıştır. Bu çerçevede gerek fıkıh usulü gerekse de fıkha dair ona ait görüşlerin Hanefî mezhebine ne ölçüde kaynaklık ettiğinin tespiti üzerinde durulacaktır. Ayrıca onun yetiştirdiği seçkin talebeleri aracılığıyla Hanefî fıkhına ne ölçüde katkıda bulunduğunun izleri sürülecektir. Bu amaçla çalışma, iki temel başlıktan oluşacaktır. Birinci başlıkta kısaca Alkame b. Kays’ın hayatı ve ilmî kişiliği üzerinde durulacaktır. İkinci başlık altında ise Alkame’nin fıkhî görüşleri ve bu görüşlerin Hanefî mezhebinde ne ölçüde yer bulduğu gibi konular ele alınacaktır."},{"id":"829684","title":"Medyada Popüler Bir Tartışma Konusu Olarak Recm -Afganistan Örneği-","author":"Sadrul Eslam Tahiri; Sefa Atik","journal":"Universal Journal of Theology","volume":"5","issue":"2","pages":"357-386","year":2020,"lang":"tr","type":"arastirma","keywords":"Afganistan, Taliban, Zina, Recm, Sahra Mahkemesi","abstract":"Afganistan recm uygulamaları örneği üzerinden Afganistan’da ve Afganistan dışındaki diğer ülkelerde recm konusu tartışılmaktadır. Özellikle Taliban üzerinden medyaya yansıyan olumsuz recm olayları uluslararası kamuoyunda popüler bir konu olarak endişeli bir şekilde gündem oluşturmaya devam etmektedir. Geleneksel sünnî nüfus ve anlayışın ağırlıklı olduğu Afganistan’da geleneksel sünnî literatür, halkın maddî ve manevî destekleri ile sürdürülen klasik medrese kültüründe görülen ve devletin resmî okullarında okutulan dersler üzerinden sürdürülmektedir. Ayrıca geleneksel medrese sistemi günümüzde modern dinî eğitimle beraber yaygın bir şekilde varlığını sürdürmektedir. Afganistan’daki gerek resmî gerek gayri resmî medreselerde Hanefî usûl-i fıkıh kitaplarından Uṣûliʼş-Şâşî, Nûrüʼl-envâr, füru-i fıkıh eserlerinde ise el-Fıkhuʼl-Müyesser, Muḫtaṣaru’l-Ḳudûrî, Kenzü’d-deḳāʾiḳ ve el-Hidâye’nin bütün ciltleri okutulmaktadır. İşte bu makale Afganistan’da uygulanan ama daha çok Taliban uygulamaları üzerinden popüler bir konu olarak tartışılmaya devam eden recm uygulamalarını Afganistan coğrafyasında tedrisi yapılan Hanefî fıkıh eserleri üzerinden tahlil etmeyi yani uygulamaların Hanefî fıkıh eserlerinde çizilen usul, yöntem ve perspektife uyup uymadığını analiz etmeyi amaçlamaktadır. Yine makalede Afganistan devleti tarafından zina suçuna uygulanan ceza ile Taliban örgütü tarafından zina suçuna uygulanan cezanın ortak ve farklı yönlerinin karşılıklı olarak tespiti yapılacaktır. Dolayısıyla makale şu an mevcut resmî Afganistan devletinin zina suçuna bakış açısını ve bu suça koymuş olduğu müeyyide ve yaptırımların içeriğine de değinmiş olmaktadır. Ayrıca makale, resmî Afganistan devletinin zina suçuna karşı tanzim etmiş olduğu düzenlemelerin mantıkî arka planını da incelemektedir."},{"id":"788375","title":"Mısır Hanefiliği: Memlükler Dönemi Hanefi Fıkıh Düşüncesi","author":"Mustafa Taş","journal":"İslam Tetkikleri Dergisi","volume":"10","issue":"2","pages":"687-691","year":2020,"lang":"tr","type":"inceleme","keywords":"hanefî mezhebi, mısır hanefîliği, memlükler","abstract":"Dört büyük Sünnî fıkıh mezhebinden biri olan Hanefîlik hicrî ikinci yüzyılda Ebû Hanîfe ve öğrencilerinin görüşleri doğrultusunda Irak bölgesinde teşekkül etmiş ve daha sonra birçok coğrafyaya yayılmıştır. Buna bağlı olarak mezhep içerisinde Irak, Mâverâünnehir, Mısır, Osmanlı ve Hint Alt Kıtası Hanefîliği gibi pek çok bölgesel alt ekol gelişmiştir. Bu alt ekollerden biri olan Mısır Hanefîliği Abbâsîler tarafından bölgeye Hanefî kadılar atanmasıyla başlamış, Zengîler ve Eyyûbîler döneminde de gelişimini sürdürerek Memlükler ile oluşumunu tamamlamıştır. Bu bağlamda tanıtımını yapacağımız Muş Alparslan Üniversitesi İslam Hukuku kürsüsünde öğretim üyesi Dr. Bekir Karadağ tarafından telif edilen Mısır Hanefîliği: Memlükler Dönemi Hanefî Fıkıh Düşüncesi başlıklı eser Hanefî mezhebinin bir alt ekolü olarak Mısır Hanefîliğini incelemektedir."},{"id":"803557","title":"Usûlün Fürûya Yansıması Bağlamında Cessâs’ın Âhâd Haber Anlayışı -Şerhu Muhtasari’t-Tahâvî Örneği-","author":"Ömer Korkmaz","journal":"Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi","volume":"-","issue":"52","pages":"269-297","year":2020,"lang":"tr","type":"arastirma","doi":"10.21054/deuifd.803557","keywords":"İslam Hukuku, Cessâs, Şerhu Muhtasari’t-Tahâvî, Âhâd Haber, Haber-i Vâhid","abstract":"Sünnet’in Kur’ân’dan sonra İslam Hukukunun ikinci kaynağı konumunda olduğu hususunda İslam âlimlerinin çoğunluğu görüş birliği içindedir. Bununla birlikte haber-i vâhidin dini hükümlerde delil olarak kullanılması meselesi -sübûtunun zannî olması nedeniyle- ilk dönemlerden itibaren ciddi tartışmalara konu olmuştur. Özellikle Hanefî mezhebinin kurucu imamı Ebû Hanîfe haber-i vâhidleri delil olarak kullanmamakla itham edilmiş, daha çok re’yiyle hüküm verdiği iddia edilmiştir. Ancak Ebû Hanîfe’nin âhâd haberleri delil olarak kullanmadığı iddiasının yersiz olduğunu ispatlamak için pek çok eser kaleme alınmıştır. Cessâs da bu iddianın doğru olmadığını göstermek için konuya eserlerinde oldukça geniş şekilde yer vermiştir. Bu bağlamda Hanefîlerin âhâd haberlere bakışını ve âhâd haberlerin Hanefîler katında değerini de ihtiva eden ilk kapsamlı usûl eseri ile birçok fürû eseri yazmış olması Cessâs’ın açıklamalarına ayrı bir değer katmaktadır. Bu çalışmada, Hanefî mezhebinin kurucu imamlarının ve onların öğrencilerinin fıkıh usûlü anlayışlarının sonraki dönemlere aktarılmasını sağlayan Hanefî âlim Cessâs’ın âhâd haberlere yönelik değerlendirmeleri ele alınacaktır. Cessâs’ın Şerhu muhtasari’t-Tahâvî adlı fıkıh eseri genel olarak incelenerek haber-i vâhide yaklaşımı ilgili eser çerçevesinde izah edilecektir.","jurists":[{"tr":"Ebu Bekir Ahmed b. Ali er-Razi el-Cessas","en":"Abu Bakr Ahmad b. 'Ali al-Razi al-Jassas","ar":"أبو بكر الرازي الجصاص","id":"ebu-bekir-ahmed-b-ali-er-razi-el-cessas"},{"tr":"Ebu Cafer Ahmed b. Muhammed et-Tahavi","en":"Abu Ja'far Ahmad b. Muhammad al-Tahawi","ar":"أبو جعفر الطحاوي","id":"ebu-cafer-ahmed-b-muhammed-et-tahavi"}]},{"id":"814461","title":"Şerhu Muhtasari’t-Tahâvî Bağlamında Cessâs’ın Tahâvî’ye İtirazları","author":"Ömer Korkmaz","journal":"Antakiyat","volume":"3","issue":"2","pages":"197-209","year":2020,"lang":"tr","type":"arastirma","keywords":"İslam Hukuku, Cessâs, Tahâvî, Şerhu Muhtasari’t-Tahâvî, İtiraz","abstract":"Tahâvî, Hanefî mezhep imamlarının görüşlerini özetleyen ilk muhtasar fıkıh kitabının yazarıdır. Bu kitabında Ebû Hanîfe, Ebû Yûsuf ve Muhammed Şeybânî’nin görüşlerini nakletmiş ve bu hususta selefin görüşlerini en iyi bilen kimse olarak nitelendirilmiştir. Cessâs da Tahâvî’nin ilgili kitabını şerh etmiş ve kitabında Tahâvî’nin Hanefî mezhebi imamlarının görüşlerini nakletme hususunda güvenilir bir âlim olduğunu belirtmiştir. Bununla birlikte Cessâs, Tahâvî tarafından Hanefî imamlara nispet edilen bazı görüşlere itiraz ederek genellikle “ليس بسديد” (doğru değil), “لا معنى” (anlamsız/anlamı yok) ve “غلط” (yanlış/hata) ifadeleriyle onun hata ettiğini ifade etmektedir. Hanefî mezhebi içerisinde mezhebin usûl ve fürû görüşlerinin sonraki dönemlere aktarılmasında çok önemli rolü olan iki âlimin eserlerinde mezhep imamlarına nispet edilen görüşlerde farklılık olması dikkat çekicidir. Aynı zamanda bu görüşlerden hangilerinin sonraki dönemlerde yazılan fıkıh kitaplarında yer aldığı sorusu da ayrı önemi haizdir. Bu çalışmada Şerhu Muhtasari’t-Tahâvî eseri bağlamında Cessâs’ın temel ibadetlerle ilgili Tahâvî’ye yaptığı itirazlar değerlendirilerek sonraki dönemlerde fıkıh kitaplarında hangi görüşlere yer verildiği tespit edilmeye çalışılacaktır.","jurists":[{"tr":"Ebu Bekir Ahmed b. Ali er-Razi el-Cessas","en":"Abu Bakr Ahmad b. 'Ali al-Razi al-Jassas","ar":"أبو بكر الرازي الجصاص","id":"ebu-bekir-ahmed-b-ali-er-razi-el-cessas"},{"tr":"Ebu Cafer Ahmed b. Muhammed et-Tahavi","en":"Abu Ja'far Ahmad b. Muhammad al-Tahawi","ar":"أبو جعفر الطحاوي","id":"ebu-cafer-ahmed-b-muhammed-et-tahavi"}]},{"id":"628951","title":"Ali el-Kâri’nin Teâruz Halindeki Haberlere Yönelik Değerlendirmeleri","author":"Hasan Kayapınar","journal":"Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi","issue":"50","pages":"133-154","year":2019,"lang":"tr","type":"arastirma","doi":"10.21054/deuifd.628951","keywords":"Hanefî mezhebi, Ali el-Kârî, hadis, teâruz, tercih","abstract":"Hadis kaynaklarında çok sayıda âhâd haber seviyesinde rivayet bulunmaktadır. Bu rivayetlerin bazıları aynı konuda farklı bilgiler, farklı hükümler ihtiva etmektedir. Bu durumda teâruz arz eden rivayetleri anlama ve yorumlama problemi ortaya çıkmaktadır. Klasik dönemde teâruz halindeki haberlerin nasıl anlaşılması gerektiği, iki zıt anlamlı rivayetin nasıl telif edileceğine dair hacimli eserler kaleme alınmıştır. Teâruz konusu fıkıh ve fıkıh usulünün de inceleme alanına girmektedir. Zira teâruz halindeki bazı rivayetler hukuki hüküm içermektedir. Bu durumda teâruz arz eden haberlerin hangisi ile amel edileceği belirsiz hale gelmektedir. Mezhepler kendi sistemlerinde bu haberleri ele almış ve teâruz durumunda nasıl hareket edileceği konusunda yöntem geliştirmişlerdir. Bu yöntem farklılığı mezheplerin muhtelif sonuçlara ulaşmasına sebep olmuştur. Önemli bir Hanefî alimi olan Ali el-Kârî, fürû-ı fıkıh alanında kaleme aldığı eserinde haberlerin teâruzu durumunda Hanefî mezhebinin bu konudaki tutumunu ele almış ve bazı değerlendirmelerde bulunmuştur. Ali el-Kârî aynı zamanda hadis alanındaki çalışmaları ile de tanınmaktadır. Müellifin bu çalışmaları dikkate alındığında geniş bir hadis bilgisine sahip olduğu görülmektedir. Bu sayede teâruz durumunda Hanefîlerin tercih ettiği rivayeti hadis kaynaklarından incelemiş ve tercih sebeplerini ortaya koymuştur. Ali el-Kârî’nin açıklamaları Hanefî mezhebinin hadis ile olan ilişkisi, hadisleri anlama ve değerlendirme yöntemleri hakkında fikir vermesi açısından önem arz etmektedir."},{"id":"643889","title":"Ali el-Kārî’nin Hanefî Mezhebi’nde İstidlal Edilen Âhâd Haberler Hakkındaki Değerlendirmeleri","author":"Hasan Kayapınar","journal":"Antakiyat","volume":"2","issue":"2","pages":"253-267","year":2019,"lang":"tr","type":"arastirma","keywords":"İslam Hukuku, Ali el-Kārî, Hanefî Mezhebi, Usul, Âhâd haber","abstract":"Fıkhın önemli kaynakları arasında yer alan sünnetin büyük çoğunluğu âhâd olarak nakledilmiştir. Ancak âhâd haberlerin birçoğu arasında teâruz bulunduğu için bu haberlere bir metodoloji çerçevesinde yaklaşma zorunluluğu doğmuş, bu da mezheplerin bu haberleri kabul noktasında farklı yaklaşımlara sahip olmasına neden olmuştur. Farklı mezheplere mensup âlimler, kendi ekollerinin âhâd haber karşısındaki tutumunu izah edebilmek için hacimli eserler kaleme almışlardır. Hanefî alimlerinin kullandığı hadisleri inceleyen eserlerin başında Ali el-Kārî’nin Fethu Bâbi’l-İnâye isimli şerhi gelmektedir. Ali el Kārî küçük yaşlarda taşındığı Mekke’de hadis ve fıkıh başta olmak üzere dini ilimler alanında kendisini oldukça iyi bir şekilde yetiştirmiştir. Müellifin bu hususu teyit eder nitelikte muhtelif alanlarda önemli eserleri bulunmaktadır. Ali el-Kārî Fethu Bâbi’l-İnâye eserinde Hanefî mezhebinin temellendirmesini yapmakta, özellikle mezhebin hadislere karşı yaklaşımını ele almaktadır. Bu çalışmada görüldüğü üzere Hanefî mezhebi, âhâd haberi bir metodoloji çerçevesinde titiz bir şekilde ele almış ve kaynak olarak kullanmıştır. Bu çalışmada Ali el-Kārî’nin âhâd haber ile ilgili teorik görüşleri ele alınmış, daha sonra bazı fürû-ı fıkıh örnekleri üzerinden âhâd haber ile istidlal yöntemi incelenmiştir."},{"id":"558292","title":"Arz Yöntemi Özelinde Hanefî Hadis Anlayışının Teşekkülü","author":"Zübeyde Özben Dokak","journal":"Tasavvur / Tekirdağ İlahiyat Dergisi","volume":"5","issue":"1","pages":"533-539","year":2019,"lang":"tr","type":"inceleme","keywords":"Arz, Hanefi, Hadis","abstract":"Hadisleri değerlendirirken arz yöntemini esas alan bir metot kullanmaları Hanefî ulemânın hadis anlayışı hususundaki en belirgin ve ayırıcı özelliklerinden biridir. Nitekim bu yöntem, Hanefî fıkıh usûlü eserlerinin sünnet bahislerinde önemli bir yer işgal etmekte ve genellikle manevî inkıtâ kapsamı içerisinde detaylı bir şekilde ele alınıp değerlendirilmektedir. Mehmet Özşenel’in kaleme aldığı Arz Yöntemi Özelinde Hanefî Hadis Anlayışının Teşekkülü başlıklı çalışmada da Hanefî hadis anlayışındaki bu ayırıcı nokta merkeze alınmıştır. Hanefî mezhebinin hadis anlayışı konusunda önemli çalışmaları bulunan ve Ebû Hanîfe’nin talebeleri Ebû Yûsuf ve Muhammed eş-Şeybânî özelinde eserler de kaleme almış olan yazar, bu çalışmasında Hanefî hadis anlayışının Ebû Hanîfe’den (ö. 150/767) Ebü’l-Yüsr el-Pezdevî’ye (ö. 493/1100) kadar geçen yaklaşık dört asırlık dönemde nasıl bir gelişme kaydettiğini arz yöntemi çerçevesinde ortaya koymayı amaçlamıştır."},{"id":"621624","title":"Hanefî Fıkıh Kaynaklarında Hükme Delalet Etmesi Açısından Hz. Peygamber’in Dini Nitelikli Bir Fiile Devamı (Muvazâbe)","author":"Bekir Karadağ","journal":"Marife Dini Araştırmalar Dergisi","volume":"19","issue":"2","pages":"553-569","year":2019,"lang":"tr","type":"arastirma","doi":"10.33420/marife.621624","keywords":"Hanefî Mezhebi, Muvâzabe, Vacip, Sünnet, Müstehab","abstract":"Bu makalede Hz. Peygamberin dini nitelikli bir fiile devam etmesi anlamındaki muvâzabenin klasik Hanefî kaynaklarında ifade ettiği anlam ve sonuçları ele alınmaktadır. İslâm hukukunda Kur’an-ı Kerîm’den sonra ikinci şerî delil kabul edilen sünnetin fiili kısmında değerlendirilen muvâzabeye birbirinden farklı sonuçlar bağlanmıştır. Mezheplerin sistematiğinden kaynaklanan sebeplerden dolayı her mezhebin farklı bir hüküm bağladığı muvâzabeye Hanefî fakihler de bazı hüküm/hükümler bağlamışlardır. Hanefî fakihler Hz. Peygamber’in bir fiile devamlılığın mahiyetini göz önünde bulundurarak muvâzabeyi birbirinden farklı hükümlere mesned kabul etmişlerdir. Hanefî fıkıh eserleri incelendiğinde bunların vacib, sünnet, müstehab ve mendup gibi hükümler olduğu görülmektedir. Fakat muvâzabenin Hanefî fıkıh eserlerinde ifade ettiği bu hükümlerin net olmadığı, Hanefî fakihlerin Hz. Peygamber’in bir fiile devam sıklığının aynı olmasına rağmen muvâzabeyi farklı hükümlerin kaynağı kabul ettikleri anlaşılmaktadır. Bu bağlamda özellikle Hanefî fakihler arasında muvâzabenin medlûlleri olan vacib-sünnet-i müekkede ve müstehab-menduba delaleti konusunda görüş ayrılıkları meydana gelmiştir. Bu ihtilafı sona erdirmek maksadıyla bazı Hanefî fakihler konuyla ilgili farklı görüşleri uzlaştırmaya çalışmışlardır."},{"id":"465909","title":"Hicrî Beşinci Asra Kadar Kuzey Afrika’da Hanefîlik","author":"Bekir Karadağ","journal":"Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi","volume":"18","issue":"35","pages":"75-100","year":2019,"lang":"tr","type":"arastirma","doi":"10.14395/hititilahiyat.465909","keywords":"Hanefî Mezhebi, Kuzey Afrika, Mâlikî Mezhebi, Mihne, Fıkıh Tarihi","abstract":"Bu çalışmada Hanefî mezhebinin hicrî beşinci asra kadar Kuzey Afrika’daki durumu ele alınmaktadır. Bu bağlamda Hanefî mezhebinin bölgede nasıl yayıldığı, önemli Hanefî fakihleri ve bölgede nasıl son bulduğu hakkında bilgi verilmiştir. Birçoğu kadılık ve yöneticilik yapmış önemli fakihlerin müntesip olduğu Hanefilik Kuzey Afrika’da öğrenci faaliyetleri ve devlet desteğiyle yayılmıştır. Hicri beşinci asra kadar bölgede varlığını devam ettiren Hanefilik siyasi tercihler, mihne olayı ve Mâlikî fakihlerin aleyhte çalışmaları gibi birçok etkenden dolayı sona ermiştir. Bu çalışma, Hanefî mezhebinin farklı bir bölge olan Kuzey Afrika’daki durumunu incelemesi nedeniyle fıkıh tarihi açısından önem arz etmektedir."},{"id":"638408","title":"Kıvâmüddîn el-İtkânî’nin Gâyetü’l-Beyân Adlı el-Hidâye Şerhinde Takip Ettiği Metot (Kitâbü’s-Salât Örneği)","author":"Kemal Yıldız; Adilkhan Zhunıssov","journal":"Kocaeli İlahiyat Dergisi","volume":"3","issue":"2","pages":"41-78","year":2019,"lang":"tr","type":"arastirma","keywords":"Kıvâmüddîn el-İtkânî, Gâyetü’l-beyân, Hidâye, Fıkıh şerhleri.","abstract":"Fıkıh, kelâm, gramer ve matematik alanlarında eserler yazan Kıvâmüddîn el-İtkânî, hicrî VII. yüzyılın sonlarından VIII. yüzyılın ortalarına kadar yaşamış Hanefî mezhebinin önde gelen çok yönlü âlimlerindendir. Mezhebin en muteber metinlerinden biri kabul edilen el-Hidâye üzerine yazdığı Gâyetü’l-beyân , ilk yazılan şerhlerden olması açısından büyük bir önemi haizdir. Hanefî mezhebince kendi dönemine kadar teşekkül eden fıkıh birikiminden de faydalanarak yazmış olduğu eser, başta el-Hidâye şerhleri olmak üzere daha sonraki kaleme alınan bir hayli Hanefî eserine kaynak olmuştur.","jurists":[{"tr":"Kıvameddin Emir Katib el-İtkani","en":"Qiwam al-Din Amir Katib al-Itqani","ar":"أمير كاتب الإتقاني","id":"kivameddin-emir-katib-el-itkani"}]},{"id":"621130","title":"Memlûkler Dönemi Hanefî Fıkıh Düşüncesinin İlk Dönem Osmanlı Fıkıh Çalışma-larına Etkisi","author":"Bekir Karadağ","journal":"Cumhuriyet İlahiyat Dergisi","volume":"23","issue":"2","pages":"813-829","year":2019,"lang":"tr","type":"arastirma","doi":"10.18505/cuid.621130","keywords":"Memlûkler Dönemi, Fıkıh, Hadis, Hanefî Mezhebi, Memzûc Usûl, Osmanlılar","abstract":"Bu makalede Memlûkler dönemi Hanefî fıkıh düşüncesinin ilk dönem Osmanlı fıkıh çalışmaları üzerindeki etkisi incelenmiştir. Bu dönemde Memlûklerin yönetimi altında bulunan Mısır ve Şam bölgeleri İslam dünyasının en önemli ilim merkezleri haline geldiği için Memlüklerin ilim seviyesinin Osmanlılardan bir hayli üstün olduğu anlaşılmaktadır. Bu vesileyle Osmanlı ilim camiasının öncü isimleri sayılan birçok âlim Mısır ve Şam bölgelerine yönelmişler ve oradaki ilmi birikimden istifade etmişlerdir. Öyle ki Osmanlı ilim çevresinin oluşmasında etkin rol oynayan bu âlimler eğitimlerini Memlûklerin yönetimi altındaki Şam ve Mısır’da tamamlayarak Memlûk eğitim sisteminden mezun olmuşlar ve Osmanlı ilim anlayışının teşekkül etmesinde önemli roller üstlenmişlerdir. Bu dönemde Memlûkler ilim camiasında etkin olan Hanefî fakihler, Osmanlı ilim camiasında önde gelen isimlerin yetişmesine katkı sunmuş ve bu düşünce onların ilim anlayışları üzerinde etkili olmuşlardır. Bu bağlamda Osmanlıların ilk dönemindeki fıkıh çalışmalarının, kendine has özellikleri bulunan Memlûk Hanefîlerinden etkilendiğini söylemek mümkündür. Memlûkler dönemi Hanefî düşüncesinin iki temel özelliği olan hadis merkezli fıkıh düşüncesi ve memzûc yöntem fıkıh usûlü anlayışı ilk dönem Osmanlı fıkıh eserlerinde hissedilir bir şekilde görülmektedir. Özet: Bu makalede Memlûkler dönemi Hanefî fıkıh düşüncesinin ilk dönem Osmanlı fıkıh çalışmaları üzerindeki etkisi ele alınmaktadır. Osmanlılar, kuruluş ve yükseliş dönemlerinde henüz ilmi bir gelenek oluşturmamışken, birçok Memlük şehri İslam dünyasının ilim merkezi olması konusunda Bağdat’ın yerine geçmişlerdir. Zira Moğol istilası, haçlı seferleri ve Endülüs’ün yıkılmaya yüz tutması gibi nedenlerle yerlerinden olan birçok âlim Memlüklerin hâkim olduğu şehirlere göç ederek oraya yerleşmişlerdir. Özellikle bu dönemde Memlûklerin yönetimi altında bulunan Mısır ve Şam bölgeleri İslam dünyasının en önemli ilim merkezleri haline gelmiştir. Bu bakımdan 14.-16. yüzyıllarda Memlüklerin ilim seviyesinin Osmanlılardan bir hayli üstün olduğu kabul edilmektedir. Bu vesileyle Osmanlı ilim camiasının öncü isimleri sayılan birçok âlim Mısır ve Şam bölgelerine yönelmişler ve oradaki ilmi birikimden istifade etmişlerdir. Osman Gazi’nin hocası ve kayınpederi Şeyh Edebâli, Davud-ı Kayserî, Şeyh Bedreddin, Molla Fenârî, Molla Gürânî bu alimlerden bazılarıdır. Bunların dışında Muhsin-i Kayserî, Germiyanlı Şair Ahmedî, Hacı Paşa olarak bilenen Celâleddin Hızır, İbnü’l-Cezerî ve İbn Arabşâh gibi âlimler de Mısır ve Şam bölgelerinde ilim tahsilinde bulunmuşlardır. Osmanlı ilim çevresinin oluşmasında etkin rol oynayan bu âlimler eğitimlerini Memlûklerin yönetimi altındaki Şam ve Mısır’da tamamlayıp Memlûk eğitim sisteminden mezun olduktan sonra Osmanlı ilim anlayışının teşekkül etmesinde önemli roller üstlenmişlerdir. Şeyh Edebâlî, Osmanlı’nın ilmî ve manevî önderlerinden biri kabul edilmiştir. Davud-ı Kayserî, ilk Osmanlı Medresesi olan İznik medresesinin ilk baş müderrisliği görevini yürütmüştür. Molla Fenârî, ilk Osmanlı şeyhülislamı olma ayrıcalığına sahip olmuştur. Molla Gürânî, Fatih Sultan Mehmed’in hocalığını yapmaya nail olmuştur. Bu dönemde Memlûkler ilim camiasında etkin olan Hanefî fakihler, Osmanlı ilim camiasında önde gelen isimlerin yetişmesine katkı sunmuşlardır. Molla Fenârî, Seyyid Şerif Cürcânî, Şeyh Bedreddin ve Şair Ahmedî gibi isimler Mısır’da dönemin önemli Hanefî fakihlerinden olan Bâbertî’den ders almışlardır. Memlükler dönemi Hanefî fıkıh düşüncesi ilk dönem Osmanlı fıkıh çalışmaları üzerinde etkili olmuştur ki, Osmanlı medreselerinde eğitim alan fakihler de Memlük Hanefî fakihlerinden etkilenmişlerdir. Bu bağlamda Molla Hüsrev, Memlüklerin hâkimiyetinde olan bölgelere gitmemesine rağmen, eserinin birçok yerinde önde gelen Memlük Hanefî fakihleri olan Zeyla‛î ve Bâbertî’ye atıflarda bulunmaktadır. Memlûkler dönemi Hanefî düşüncesinin iki temel özelliği olan hadis merkezli fıkıh düşüncesi ve memzûc yöntem fıkıh usûlü anlayışlarıdır. Memlükler döneminde Hanefî mezhebinde daha öncesinde pek görülmeyen hadis çalışmaları yapılmıştır. Bu dönemde İbn Balabân, İbn Türkmânî, Zeylaʻî, Kuraşî, Moğultay b. Kılıç, Bedruddin Aynî, İbn Kutluboğa, Serûcî, Bâbertî, İbnü’l-Hümâm, İbnü’l-Adîm gibi Hanefî fakihler hadis alanında mesai harcamışlardır. Bunlar hadis uzmanlığı gerektiren çalışmaları ile Hanefî mezhebindeki hadis ilmi konusundaki eksikliği gidermeye çalışmışlardır. Bu fakihlerin hadis alanındaki çalışmalarının bir sonucu olarak Memlükler dönemindeki fıkıh çalışmalarında sıklıkla temel hadis kaynaklarına yer verilmiş ve hadis tahricleri yapılmaya başlanmıştır. Memlükler dönemi Hanefî fakihlerin fıkıh düşüncesinde önemli yeri olan bu anlayışın etkisi, ilk dönem Osmanlı fıkıh eserlerinde hissedilir bir şekilde görülmektedir. Bu bağlamda Molla Hüsrev, kendisinden önce Mısır’da eğitim alan ilk dönem Osmanlı fakihlerinin de etkisiyle söz konusu eserinde yer yer temel hadis kaynaklarına yer vermiş ve bazen hadislerin sıhhatı hakkında bilgi vermiştir. Buna karşın Osmanlı dönemi fıkıh eserlerinde bu hususun Memlük Hanefî fukahâsıyla mukayese edildiğinde oldukça yetersiz olduğunu söylemek mümkündür. İbnü’l-Hümâm’ın Fethu’l-kadîr’ i ile onu tamamlamak için Kādızâde’nin etlif ettiği Netâicu’l-efkâr adlı eserleri bu konuda mukayese edilebilir. Bunun dışında aynı dönemde yaşamış olan Şürünbülâlî ile Damad Efendi olarak bilinen Şeyhîzâde arasında bu hususta farklı tutumların olduğu görülmektedir. Osmanlı dönemi Mısır âlimlerinden olan Şürünbülâlî, Merâki’l-felâh adlı eserinde genellikle hadisleri temel hadis kaynaklarından verirken; Şeyhîzâde, Mecma‛ü’l-enhur adlı eserinde bu hususa pek riayet etmemiş ve nadiren temel hadis kaynaklarına yer vermiştir. Bu farklılıklar ilmi çevrenin gerektirdiği ihtiyaç ile açıklanabilir. Zira Mısır ve çevresinde Hanefîlerin hadis bilmemek ve hadis kullanmamakla itham edildiği için bu bölgede yaşayan Hanefî fakihleri, hadis konusunda daha titiz olmaya yönlendirmiş olmalıdır. Fakat diğer Osmanlı bölgelerinde yaşayan Hanefî fakihlerin böyle bir problemi olmadığından muhtemelen hadislerin iktibasında temel hadis kaynaklarını referans alma ihtiyacı hissetmemişlerdir. Dolayısıyla ilim muhitinin farklı olması ve bu doğrultuda ortaya çıkan ihtiyaç, aynı dönemde yaşayan fakihlerin farklı tutum geliştirmelerine yol açtığı söylenebilir. İbnu’s-Sââtî ile başlayan memzûc (karma) yöntem, h. 8. asırda özellikle Hanefî fakihlerin fıkıh usûlü düşüncesi üzerinde etkili olmuştur. Memzûc yöntemin ilk ismi olan İbnu’s-Sââtî’nin, Memlûkler dönemi âlimlerinden olmamasına rağmen onun başlattığı etki, Memlûkler döneminde daha fazla ortaya çıkmış ve Memlûkler dönemi Hanefî fıkıh düşüncesinin karakteristik özelliklerinden biri olmuştur. Bundan dolayı bu dönmede Hanefî fakihlerin ekseriyetinin memzûc yönteme sahip olduğu anlaşılmaktadır. Bunun yanında Mısır ve çevresinde eğitim alan Osmanlı fakihlerinin memzûc tarzda usûl eserleri yazdıkları görülmektedir. Molla Fenârî’nin Fusûlü’l-Bedâyi adlı eseri bunun en önemli örneğidir. Dahası Mısır ve çevresine gitmemiş olan Molla Hüsrev bile memzûc tarzda Mir’âtü’l-Usûl adında bir eser yazmıştır. Söz konusu iki müellifin eserleri, Osmanlı fakihlerinin Memlûklerden etkilendiğini göstermektedir. Sonuç olarak Osmanlıların ilk dönemindeki fıkıh çalışmalarının, kendine has özellikleri bulunan Memlûk Hanefîlerinden etkilendiğini söylemek mümkündür. Hadis merkezli fıkıh düşüncesi ve memzûc fıkıh usûlü anlayışı Osmanlı ilk dönem fıkıh çalışmaları üzerinde etkili olmuştur."},{"id":"1223329","title":"Murat Şimşek, İmam Ebû Hanîfe ve Hanefîlik, Hacıveyiszade İlim ve Kültür Vakfı Yayınları, Konya 2019, 399 s.","author":"Mahmut Samar","journal":"İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi","issue":"33","pages":"681-688","year":2019,"lang":"tr","type":"inceleme","keywords":"İslam Hukuku, Kitap İncelemesi, Murat Şimşek","abstract":"Fıkıh tarihinin en önemli iki öğesi mezhep ve kurucu imamdır. Tarihi süreç içerisinde kısmen bölgesel kısmen de metodolojik farlılıklara bağlı olarak onlarca fıkıh mezhebi ortaya çıkmıştır. Bilindiği üzere kronolojik sıra itibariyle oluşumunu tamamlayan ilk mezhep Hanefî mezhebidir. Hanefî mezhebinin -hatta bir bütün olarak fıkıh ilminin- kurucu imamı Ebû Hanîfe’dir. Bu nedenle fıkıh tarihinde Ebû Hanîfe ve Hanefîlik önemli bir yeri haizdir. İşte tanıtımını yapacağımız eser, bu çerçevede Murat ŞİMŞEK tarafından kaleme alınmış önemli bir çalışmadır."},{"id":"569949","title":"Zemahşerî’nin 'Ruûsu’l-Mesâil' İsimli Hilâf Türü Eserinin Tahlil Edilmesi","author":"Abdülkadir Tekin","journal":"Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi","volume":"18","issue":"36","pages":"465-496","year":2019,"lang":"tr","type":"arastirma","doi":"10.14395/hititilahiyat.569949","keywords":"Zemahşerî, Fıkıh, Hanefî, Ruûsu’l-mesâil, Hilâf ilmi","abstract":"Arap dili ve belâgatı konusunda otorite kabul edilmiş bir şahsiyet olan Zemahşerî (ö.538/1143) çok yönlü bir âlimdir. Tefsir, fıkıh, hadis ve kelâm gibi disiplinlerde de geniş bir ilme sahip olan Zemahşerî itikatta koyu bir mu’tezilî olup, amelde ise Hanefî mezhebine mensuptur. Onun fıkıhla ilgili kaleme almış olduğu “Ruûsu’l-mesâil” isimli eseri hilâf ilmi açısından önemli bir yere sahiptir. Zemahşerî bu eserinde, mensubu olduğu Hanefî mezhebinin Şâfiî mezhebinden farklı olan hükümlerini çoğunlukla herhangi bir tercihte bulunmadan karşılıklı deliller bağlamında mukayeseli olarak okuyucuya sunmaktadır. Bu yönüyle Zemahşerî’nin yaygın olarak bilinen diğer yönlerinin yanında iyi bir fakîh olduğunu söylemek mümkündür. Zira iki tarafın delillerini ortaya koymak suretiyle Hanefî ve Şâfiî mezhepleri arasındaki ihtilafları muhtasar bir biçimde ortaya koyan bir eser kaleme almak, her iki mezhebe de vâkıf olmayı gerektirir. Diğer eserlerinde itikâdî olarak mu’tezilî taraftarlığı dikkat çeken ve bu yönde muhaliflerini sert bir dille eleştirdiği göze çarpan Zemahşerî’nin bu eserinde amelde mensubu olduğu Hanefî mezhebi noktasında aynı üslubu takip etmediği ve daha müsamahakar bir çizgi izlediğini görmekteyiz. Müellifin bu yönüyle okuyucuya fürû’ fıkıhta mezhep taassubundan uzak çok yönlü bir fıkıh düşüncesi kazandırmayı amaçladığını söylemek mümkündür. Bu çalışmada fıkhın alt disiplinlerinden uzmanlık gerektiren hilâf türünde muhtasar olarak kaleme alınan “Ruûsu’l-mesâil” isimli eseri bağlamında Zemahşerî’nin fıkıhçılık yönü tespit edilmeye çalışılmıştır.","jurists":[{"tr":"Carullah Ebu'l-Kasım Mahmud b. Ömer ez-Zemahşeri","en":"Jar Allah Abu al-Qasim Mahmud b. 'Umar al-Zamakhshari","ar":"جار الله الزمخشري","id":"carullah-ebul-kasim-mahmud-b-omer-ez-zemahseri"}]},{"id":"513991","title":"İmam Serahsî’nin Hanefî Haber Teorisinin Oluşumundaki Rolü","author":"Fatih Orhan","journal":"Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi","volume":"6","issue":"10","pages":"39-60","year":2019,"lang":"tr","type":"arastirma","keywords":"Usûl, Fıkıh, Hanefî, Serahsî, Haber Teorisi","abstract":"Hanefî haber teorisinin temelleri, Küfe ekolünün önde gelen isimlerinden Îsâ b. Ebân ve Cessâs tarafından atılmış olmakla birlikte bu teorinin sistematik hale getirilmesi Hanefî usulünün kurucusu kabul edilen Debûsî, Pezdevî ve Serahsî üçlüsü ile mümkün olmuştur. Bu açıdan her üç müçtehidin yazmış oldukları usûl eserleri Hanefî fıkıh usûlünün klasik eserleri arasında önemli bir yere sahiptir. Serahsî’nin yazmış olduğu fıkıh usûlü eseri, bir ders kitabı niteliğinde olmaktan ziyade konunun uzmanlarına hitap edecek tarzda ayrıntılı bir biçimde yazılmıştır. Serahsî kitabında Hanefî haber teorisini ele alırken bu üslubunu devam ettirmiş ve diğer usûl kitaplarında hiç ele alınmayan, ayrıntı kabul edilebilecek farklı konulara değinmiştir. Hanefî haber teorisinde çokça tartışılan, âhâd haberin kabulüne ilişkin ileri sürülen ‘râvinin fakih olması’ şartı üzerinde durması yanında daha çok mütevatir haber ve onun bilgi değerine önem atfetmiş ve konuyu bu noktada detaylandırmıştır. Biz bu çalışmada genel olarak Serahsî'nin, Hanefî haber teorisine ve dolayısıyla fıkıh usûlü ilmine sunmuş olduğu katkıyı tespit etmeye ve sunmaya çalışacağız.","jurists":[{"tr":"Şemsüleimme Ebu Bekir Muhammed b. Ahmed es-Serahsi","en":"Shams al-A'imma Abu Bakr Muhammad b. Ahmad al-Sarakhsi","ar":"شمس الأئمة السرخسي","id":"semsuleimme-ebu-bekir-muhammed-b-ahmed-es-serahsi"}]},{"id":"1215944","title":"İsa b. Eban’ın Âm, Hâs ve Âm’ın Tahsisiyle İlgili Görüşleri","author":"Alpaslan Alkış","journal":"İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi","issue":"33","pages":"19-37","year":2019,"lang":"tr","type":"arastirma","keywords":"İsa b. Eban, Cessâs, İslam Hukuk Usûlü, Âm, Hâs","abstract":"Hanefî mezhebinin usûlünün oluşumunda öncü rolü olan İsa b. Eban, İmam Muhammed’in öğrencisi olmuş ikinci nesil mütekaddimûn fukahâdandır. Îsâ b. Ebân, İmam Muhammed’in öğrencileri arasında kaynaklarda usul ve fürûa dair görüşlerine en çok yer verilen âlimlerden biri olmuştur. Hanefî usul kitaplarında onun görüşleri özellikle sünnet-hadis ve âmm’ın tahsisi bahislerinde nakledilmiştir. İsa b. Eban Hanefî usulünün de daha sonra Hanefî görüşü haline gelen birçok usul kaidesini de ortaya koyan kişi olmuştur. Ayrıca İsâ b. Ebân, kendisinden önceki mezhep imamlarının görüşlerini benimsemekle birlikte onlardan farklı yaklaşımları ve kendine özgü metodu olan bir usulcü olarak tanınmıştır. Ancak İsa b. Eban’ın eserleri günümüze ulaşmamıştır. Bu nedenle fıkıh usûlüne ait görüşlerine çoğunlukla Cessâs’ın el-Fusûl fi’l-Usûl eserinden ulaşılmıştır. İsa b. Eban’ın, fıkıh usulündeki âm ve hâs hakkındaki görüşleri ile âm’ın tahsisi ve âm ile hâs’ın tearuz durumları bu çalışmada incelenmeye konu edinilmiştir.","jurists":[{"tr":"Kadı Ebu Musa İsa b. Eban","en":"Qadi Abu Musa 'Isa b. Aban","ar":"عيسى بن أبان","id":"kadi-ebu-musa-isa-b-eban"},{"tr":"Ebu Bekir Ahmed b. Ali er-Razi el-Cessas","en":"Abu Bakr Ahmad b. 'Ali al-Razi al-Jassas","ar":"أبو بكر الرازي الجصاص","id":"ebu-bekir-ahmed-b-ali-er-razi-el-cessas"}]},{"id":"505641","title":"Hanefî Ceza Hukuk İlminde Sistematik Mezhep Görüşüne Aykırı Rivayetlerin Te’vil Yolu Olarak Siyaset","author":"Muharrem Midilli","journal":"Trabzon İlahiyat Dergisi","volume":"5","issue":"2","pages":"343-366","year":2018,"lang":"tr","type":"arastirma","keywords":"Fıkıh, Hanefî Mezhebi, Siyaset, Te’vil, Ceza Hukuku","abstract":"Bu makale Hanefî fakihlerin ceza hukuku alanında sistematik mezhep görüşüne aykırı buldukları bir kısım rivayetleri te’vil ederken siyaset terimini nasıl kullandıklarını göstermeyi amaçlamaktadır. Amacı gerçekleştirmek için ilk olarak Hanefî ceza hukuk ilminde siyaset teriminin anlaşılma biçimi üzerinde durmak gerekmiştir. Bu bağlamda birçok Hanefî fakihin siyaset olarak isimlendirdiği yaptırım kategorisini kamu otoritesinin salt kendi takdiriyle ilişkilendirmiş olduğunu tespit etmek önemlidir. Siyaseti kamu otoritesinin salt kendi takdiriyle ilişkilendirmek onlara kendi sistemleriyle uyumlu bulmadıkları bir kısım nasları te’vil ederken siyaset terimine başvurma imkânı vermiş görünmektedir. İkinci olarak makale Hanefî fıkıh kitaplarında siyaset teriminin bir te’vil yolu olarak kullanıldığı birçok hukuki tartışmayı analiz etmektedir. Bu tartışmalarda Hanefî fakihler siyaseti prensip olarak meşru bir yasama alanı olarak görmelerine rağmen sistematik mezhep hukukunun gelişiminde dikkate almamaktadırlar. Söz konusu yaklaşım onların bütün bir İslâm hukukunu fıkıh ve siyaset hükümleri olarak iki ayrı kategoride ele aldıklarını göstermektedir."},{"id":"338043","title":"Hanefî Mezhebinde Delil-Hüküm İlişkisi Bağlamında Tenzîhen-Tahrîmen Mekruh Ayrımı","author":"Selma Çakmak","journal":"Marife Dini Araştırmalar Dergisi","volume":"18","issue":"1","pages":"101-121","year":2018,"lang":"tr","type":"arastirma","doi":"10.33420/marife.338043","keywords":"Hanefî mezhebi, Teklîfî hüküm, Kat‘î-zannî delil, Mekruh, Tenzîhen-tahrîmen mekruh","abstract":"Teklîfî hüküm kapsamında değerlendirilen mekruh kavramının çerçevesi ve diğer teklîfî hükümlerle bağlantısının incelenmesi, kavramın; gelişim sürecinde farklı anlamlara delâlet edecek şekilde kullanılması, özellikle haram kavramı ile yakın ilişkisi bulunması sebebiyle önem arz etmektedir. İlk dönem fıkıh eserlerinde haramı ya da haram oluşu şüpheli olan şeyleri aynı zamanda bir şeyin yapılmasının hoş görülmediğini ifade etmek üzere kullanılan mekruh kavramı, hüküm anlayışının sistemleşmesi ile birlikte teklîfî hükümler kapsamında değerlendirilerek cumhûr fukahânın benimsediği görüşe göre yapılmasında sevap terk edilmesinde ise günah olmayan hüküm şeklinde tanımlanmıştır. Hanefî mezhebinde ise bu genel görüşten farklı olarak mezhep içerisindeki farz-vacip ayrımı ile örtüşecek biçimde kavram, tenzîhen-tahrîmen mekruh şeklinde tasnîf edilmiştir. Bu nedenle mekruh kavramının Hanefî mezhebi sistematiği içerisinde incelenmesi gerekli görülmüştür. Her ne kadar bu ayrım belirgin olarak müteahhîrûn dönemi usûl ve furu‘ eserlerinde yer almakta ise de ayrımın,mezhebin erken döneminden itibaren var olduğu ve delil-hüküm ilişkisine bağlı olarak Hanefî mezhebinin şer‘î delil ve delillerin kesinliği yaklaşımı ile alâkalı olduğu tespit edilmiştir. Zira Hanefî mezhebinin teklîfî hükümleri tasnîfinde de hükmün dayanağı olan delilin sübût ve delâlet yönünden zannî ya da kat‘î oluşu dikkate alınmaktadır. Bununla beraber kat‘î-zannî delil çerçevesinde ele alınan tenzîhen-tahrîmen mekruh ayrımında kat‘î ve zannî olanın ayrıştırılması, verilen hükmün doğru anlaşılması açısından önemli bir husustur. Bu nedenle tenzîhen-tahrîmen mekruh ayrımı değerlendirilirken hükmün dayanağı olan delilin sübût ve delâlet yönünden ele alınması ve aynı zamanda fıkıh usûlü literatüründeki verilerle yetinilmeyip Hanefî fıkıh literatüründehükmün bağlantılı olduğu mesele ile ilgili açıklama ve gerekçelerin de göz önünde bulundurulması gerekmektedir."},{"id":"477435","title":"Hanefî Mezhebine Hintli bir Yorum: Ferâiziyye Hareketi","author":"Ahmet Aydın","journal":"Dergiabant","volume":"6","issue":"12","pages":"457-478","year":2018,"lang":"tr","type":"arastirma","keywords":"Ferâiziyye hareketi, Hanefî mezhebi, Vehhâbîlik, Hint alt kıtası","abstract":"Hint alt kıtasında 18. yüzyıldan itibaren hadis-fıkıh merkezli tartışmaların yoğunluğu giderek artmış, Hanefî mezhebinin hâkim olduğu bu coğrafyada mezhebin görüşlerinin hadise dayalı delillerinin tartışılması ve sahih hadis kitaplarına arz edilmesine yönelik eğilimler ortaya çıkmıştır. Bâbürlü Devleti’nin yıkılması ile Hint-İslam toplumunu bir arada tutmak ve eğitmek amacıyla ortaya çıkan cemaatler arasında furûʻ-i fıkha dair ortaya çıkan tartışmalar birbirini tekfir edecek dereceye kadar ulaşmıştır. Bu dönemde modernizmin tesiri ile sadece Kur’ân’ın hükümleri ile ameli savunan Ehl-i Kur’ân hareketi Hint alt kıtasında kabul görmeye başlamış, Yemenli ihyâ önderi Şevkânî’nin görüşleri bir taraftan alt kıtada yayılırken diğer bir taraftan Vehhâbilik farklı bölgelerde etkisini arttırmıştır. Bu çalışma 19. yüzyılda Bengal’de Hacı Şeriatullah önderliğinde ortaya çıkan ve Vehhâbîliğin tesirinde kalmış bir hareket olan Ferâiziyye’yi fıkıh ilmi merkezinde incelemeyi hedeflemektedir. Kendilerini Hanbelî geleneğinin takipçisi olarak gösteren Vehhâbîler’in görüşlerine meyletmekle birlikte Hanefî mezhebine müntesip olduklarını söyleyen Ferâiziyye mensuplarının ortaya çıkardıkları bu sentez çalışmanın mevzuunu teşkil etmektedir. Zira Vehhâbîlik tarihi bakımından da öncesinde bir benzeri bulunmayan Hanefî-Vehhâbî bir çizginin özel bir yerinin bulunduğu söylenebilir."},{"id":"410703","title":"Hanefî Usûlündeki Temel Yaklaşımlar Hicri Altıncı Asrın Ortalarına Kadar","author":"Şevket Topal; Mehmet Sait Arvas","journal":"Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi","issue":"13","pages":"175-209","year":2018,"lang":"tr","type":"arastirma","keywords":"Fıkıh, Fıkıh usûlü, Hanefî usûl yaklaşımları, Irak Hanefîliği, Mâverâünnehir Hanefîliği","abstract":"Bu makalede fıkıh usûlünün klasik dönemi denilen hicri dördüncü asır ile altıncı asrın ortalarına kadar olan süredeki Hanefî usûl gelişimi ele alınacak ve Hanefî usûl yaklaşımları arasındaki görüş farklılıkları tespit edilecektir. Hanefî usûl düşüncesinin teşekkülü ve olgunlaşmasında Irak ve Mâverâünnehir âlimlerinin etkin olduğu görülür. Irak Hanefî usûl âlimleri i‘tizali eğilimde olmakla birlikte genel sistemlerinde, mezhep imamlarının fıkhî mesailine ve selefleri olan Hanefî âlimlerin esaslarına dayanırlar. Mâverâünnehir Hanefîleri ise Sünnî inanç esaslarına bağlı iki farklı usûl yaklaşımına sahiptir. Bunlardan ilki Irak usûl anlayışını Sünnî elekten geçirerek sürdüren yaklaşım, diğeri ise Irak Hanefî usûl anlayışından ayrı olarak Semerkant-Mâturîdî çevrelerce teşekkül ettirilen yaklaşımdır. Ancak bu usûl anlayışı uzun bir fetret döneminden sonra altıncı asırda yeniden tesis edilmiştir. Irak Hanefî usûl anlayışını sürdüren birinci yaklaşım fıkıh ağırlıklı iken, Semerkant-Mâturîdî usûl anlayışı kelam ağırlıklıdır."},{"id":"478337","title":"Sadrüşşerîa’nın Usûl Düşüncesinde Fıkıh Usûlü’nün Mahiyeti","author":"Ali Kumaş; Mehmet Ümütli","journal":"Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi","volume":"17","issue":"2","pages":"75-92","year":2018,"lang":"tr","type":"arastirma","keywords":"Sadrüşşerîa, Fıkıh usûlü, Tanım, Usûl geleneği","abstract":"Herhangi bir ilmi disiplini anlamanın en doğru yolu, o ilmin mahiyetinin doğru bir şekilde belirlenmesidir. Bu amaca yönelik çalışmalar ise söz konusu ilmin tanımını ve konusunu tespit etme şeklinde gerçekleşmiştir. Fıkıh usûlü ilmi de erken dönemden itibaren bu tür çalışmalara konu olmuş, İslam âlimleri tarafından usûl-i fıkhın tanım ve konusunu tespite yönelik farklı yaklaşımlar ortaya konmuştur. Konuyla ilgili olarak Hanefî usûlcülerinden Sadrüşşerîa’nın (ö. 747/1346) benimsemiş olduğu farklı yaklaşımın, usûl geleneğinde önemli bir yere sahip olduğu söylenebilir. Sadrüşşerîa, fıkıh ve fıkıh usûlü kavramlarını gelenekten farklı bir şekilde tanımlamış, fıkıh usûlünün konusunu tespit hususunda orijinal bir görüş ileri sürmüştür. Bu makalede, Sadrüşşerîa’nın fıkıh usûlünün mahiyetiyle ilgili yaklaşımı ve bu yaklaşımın gelenek içerisindeki yansımalarını tespit etmeye çalışacağız.","jurists":[{"tr":"Sadrüşşeria el-Asgar Ubeydullah b. Mesud el-Mahbubi","en":"Sadr al-Shari'a al-Asghar 'Ubayd Allah b. Mas'ud al-Mahbubi","ar":"صدر الشريعة عبيد الله بن مسعود","id":"sadrusseria-el-asgar-ubeydullah-b-mesud-el-mahbubi"}]},{"id":"305403","title":"Akaidden Fıkha: Hanefî Fıkıh Kitaplarında Elfâz-ı Küfür","author":"Said Nuri Akgündüz; Zübeyir Bulut","journal":"İnsan ve Toplum Bilimleri Araştırmaları Dergisi","volume":"6","issue":"2","pages":"897-920","year":2017,"lang":"tr","type":"arastirma","doi":"10.15869/itobiad.305403","keywords":"Akaid, fıkıh, elfaz-ı küfür, fetava, iman","abstract":"İman ve küfür, kalbin amelleri olarak görüldüğünden, ilk olarak akaid ve kelam ilimlerinin inceleme alanına girer. Bununla beraber, bir insanın iman dairesinden çıkması, yani küfre düşmesi, özellikle dünyevi sonuçları açısından fıkıh ilmiyle de ilgilidir. Bu konular, fıkıh kitaplarında dinden dönme (irtidat) bölümü çerçevesinde detaylı bir şekilde işlenmiştir. Özellikle Hanefi mezhebi açısından baktığımızda, kurucu müçtehid imamlar devrinden sonra yazılan fetâvâ (nevâzil) eserlerinde ise, küfür ifade eden söz ve eylemler de gittikçe artan bir hacimle ele alınmış olup, kısmen de olsa mezhebin temel metinlerinde ve şerhlerinde bu meselelere yer verilmiştir. Bu çalışmada, Hanefi mezhebi literatürünün çeşitli türlerinde yer alan elfâz-ı küfür bahislerinin izi sürülmüş, bu konunun nasıl yer aldığına dair tespitler yapılmıştır. Makale metninin ekinde ise, bilinen ve elimize ulaşan ilk nevazil eseri olarak kabul edilen Semerkandî’nin Nevâzil adlı eserinin elfâz-ı küfür meselelerini ihtiva eden bölümü ve tercümesine yer verilerek, makalede işlenen konuya dair örnek bir metnin okuyucuya sunulması hedeflenmiştir."},{"id":"486271","title":"Alâuddîn Semerkandî’nin Mîzânu’l-Usûlü Temelinde Semerkant Ekolünün Irak Ekolüne Muhalefet Ettiği Dil Bahisleri","author":"Zuhal Dağ","journal":"MANAS Sosyal Araştırmalar Dergisi","volume":"6","issue":"4","pages":"143-162","year":2017,"lang":"tr","keywords":"Irak, Semerkant, emir, nehiy, âmm, hâss, zâhir, nass","abstract":"Hanefî usûl geleneğinde Irak ekolü ve Semerkant ekolü olarak isimlendirilen iki farklı eğilim mevcuttur. Mâveraünnehir bölgesinde ortaya çıkmış bir kelam mektebi olan Semerkant Hanefî ekolü, hicri 3. yüzyılın sonlarından itibaren fıkıh usûlü sahasında da etkisini göstermeye başlamıştır. Fakat Kerhî, Cessâs, Debûsî çizgisinde gelişme gösteren, Pezdevî ve Serahsî ile istikrar kazanan Irak ekolü karşısında, hicri 5. yüzyıldan itibaren güç kaybetmeye başlamıştır. Hanefî usûl anlayışındaki bu iki eğilim bilinmekle birlikte, Alâuddîn Semerkandî’ye gelinceye kadar, söz konusu farklılığa net bir şekilde dikkatleri çeken olmamıştır. Semerkandî ise usule dair eseri Mîzânu’l-Usûl fî Netâici’l-Ukûl’ün birçok yerinde Semerkant meşâyihinin, Irak meşâyihinden farklı düşündüğü konulara temas etmiştir. Dil bahisleri de bunların arasındadır","jurists":[{"tr":"Alaeddin Ebu Bekir Muhammed b. Ahmed es-Semerkandi","en":"'Ala' al-Din Abu Bakr Muhammad b. Ahmad al-Samarqandi","ar":"علاء الدين السمرقندي صاحب التحفة","id":"alaeddin-ebu-bekir-muhammed-b-ahmed-es-semerkandi"}]},{"id":"589362","title":"Bir Hanefi Klasiği: Merginani'nin el-Hidaye'si ve Üzerine Yapılan Çalışmalar","author":"Murat Şimşek","journal":"Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi","volume":"12","issue":"23","pages":"279-321","year":2017,"lang":"tr","type":"arastirma","keywords":"hanefilik, merginani","abstract":"Fıkıh tarihinin araştırma alanlarından biri literatür (tabakâtü’l-kütüb) taramasıyla alanın dökümünün yapılması ve envanterinin çıkarılmasıdır. Hanefî füru fıkıh literatürünün temsil gücü en yüksek metinlerinden biri Mergînânî’nin el-Hidâyesi’dir. Mergînânî, Orta Asya Hanefi fıkıh geleneği içinde yetişen önemli bir fakihtir. Yaşadığı dönemde bölge Selçuklular, Karahanlılar ve Karahıtaylar arasındaki siyasî mücadelelere sahne olmuştur. Mergînânî, döneminin ileri gelen Hanefî âlim ve ailelerinden destek görmüş olmalıdır. O, Hanefî ilim ve icazet silsilerinin aktarımında ana güzergâh noktasında yer almaktadır. el-Hidâye adlı eseri ve bunu rivayet eden tedris silsilesiyle tesiri kısa zamanda Anadolu ve Dımaşk bölgesinde yayılmış, ardından Osmanlı ilim geleneğinde önemli bir yer edinmiştir. Bu eser yazıldığı tarihten bugüne mezhebin muteber metinlerinden biri olarak görülmüş, medreselerde ders kitabı olarak okutulmuş, üzerine şerh, hâşiye, ihtisar, ta‘lîk, zevâid, hadislerinin tahrici ve tercüme gibi türlerde onlarca çalışma yapılmıştır. Bir kısmı günümüze ulaşmayan bu çalışmalar yanında yakın dönemde el-Hidâye üzerine yapılan telif ve tercüme şeklinde çalışmalar da mevcuttur.","jurists":[{"tr":"Burhaneddin Ali b. Ebu Bekir el-Merginani (Hidâye sahibi)","en":"Burhan al-Din 'Ali b. Abi Bakr al-Marghinani, author of al-Hidaya","ar":"صاحب الهداية علي بن أبي بكر المرغيناني","id":"burhaneddin-ali-b-ebu-bekir-el-merginani"}]},{"id":"345627","title":"Bir İslam Hukukçusu Olarak Ekmelüddin el-Bâbertî","author":"Abdullah Kahraman","journal":"Kocaeli İlahiyat Dergisi","volume":"1","issue":"2","pages":"1-20","year":2017,"lang":"tr","type":"arastirma","keywords":"Ekmelüddin el-Bâbertî, el-İnâye, fıkıh usulü","abstract":"XIV. yüzyılın önde gelen Hanefî âlimlerinden biri olan Bâbertî, zamanını en iyi şekilde değerlendiren ve adını eserleriyle ilim tarihine yazdırmayı başaran şahsiyetlerden biridir. İlim tahsili için memleketini terk etmesi, bu konudaki iştiyak ve fedakârlığına en iyi delildir. Farklı mezheplerin bulunduğu Mısır ortamında yaşaması, Hanefiliğe daha sıkı bağlanmasına etki etmiş gözükmektedir. Mezhep müdafaasına yazdığı eserlerden bunu anlamak mümkündür. İslamî ilimlerin hemen her sahasında eser verecek kadar yetkinlik kazanan Babertî’nin fıkıh ve fıkıh usulü alanında da eser vermesi, onun özllikle “el-İnâye” adlı eserinde güçlü usul-furu dengesi kurmasında etkin rol oynamıştır. Fıkıhçılığını Mergînânî’nin el-Hidâye ’sine şerh olarak kaleme aldığı “el-İnâye”de ortaya koyan Ekmelüddin fıkıh usulü konusunda bilinen en az üç eser kaleme almıştır. Bu eserler müstakil olmayıp şerh şeklinde olsa da, onun usule hakimiyetini tebarüz ettirecek seviye ve özelliktedirler. Eserlerden ikisinin Hanefî/fukahâ metoduna göre yazılmış temel iki kaynak olan el-Menâr ve Kenzü’l-vüsûl üzerine yazılmış olması bu bakımdan çok önemlidir. Zira bu eserlere şerh yazabilmek müellifin usulcülüğüne dair önemli bir ipucu vermektedir. Reddiye şeklinde yazılan diğer şerh ise müellifin münazara, mantık, belâgat ve sarf, nahiv, fıkıh usulü gibi ilimlere hakimiyetine ışık tutmaktadır. Bu makalede Babertî’nin fıkıh ve fıkıh usulüne dair yazdığı eserlerden hareketle fıkıhçılığı üzerinde durulacaktır.","jurists":[{"tr":"Ekmeleddin Muhammed b. Muhammed el-Bâbertî","en":"Akmal al-Din Muhammad b. Muhammad al-Babarti","ar":"أكمل الدين البابرتي","id":"ekmeleddin-muhammed-b-muhammed-el-baberti"}]},{"id":"377720","title":"Hanef Mezhebi Fıkıh Usûlü Eserlerinde Hadis/Sünnet Anlayışı -Alâeddin es-Semerkandî (ö. 538/1144)’nin Mîzânü’l-Usûl fî Netâici’l- ‘Ukûl Adlı Eseri Bağlamında-","author":"Mehmet Sait Uzundağ","journal":"Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi","volume":"8","issue":"18","pages":"61-75","year":2017,"lang":"tr","type":"arastirma","keywords":"Fıkıh Usûlü, Hanefi, ahbar, Hadis/Sünnet","abstract":"Normal 0 21 false false false TR X-NONE AR-SA /* Style Definitions */ table.MsoNormalTable {mso-style-name:\"Normal Tablo\"; mso-tstyle-rowband-size:0; mso-tstyle-colband-size:0; mso-style-noshow:yes; mso-style-priority:99; mso-style-parent:\"\"; mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; mso-para-margin-top:0cm; mso-para-margin-right:0cm; mso-para-margin-bottom:8.0pt; mso-para-margin-left:0cm; line-height:107%; mso-pagination:widow-orphan; font-size:11.0pt; font-family:\"Calibri\",sans-serif; mso-ascii-font-family:Calibri; mso-ascii-theme-font:minor-latin; mso-hansi-font-family:Calibri; mso-hansi-theme-font:minor-latin; mso-ansi-language:EN-US; mso-fareast-language:EN-US;} İslam Dini ile ilgili ilimler içinde önemli bir yer tutan Fıkıh Usûlü, İslam Dininin ana kaynakları olan Kur’an ve Hadis/Sünnet’in doğru bir şekilde anlaşılması ve yorumlanması için de önemli bir görev ifa etmektedir . Bu bağlamda ilk dönemlerden itibaren usûl ve fıkıh ilmiyle uğraşan Hanefî âlimler, Hadis/Sünnetle ilgili temel meseleleri ele alan müstakil eserler kaleme almamış olsalar da hem hadisleri anlama ve yorumlamaya yönelik önemli çalışmalar yapmışlar hem de hadisle ilgili meselelere yoğun bir şekilde katılmışlardır. Özellikle fıkıh usûlü tarzında yazdıkları eserlerde “ahbar” ve “sünnet” adlarıyla müstakil başlıklar altında hadis ve sünnete yönelik açıklamalarda bulunmuşlardır. Usûl alimleri, ilgili konular hakkında açıklamalar yaparken hem kendi mezhebine mensup bazı alimlerin görüşlerini hem de diğer mezheplerin ilgili konular hakkındaki görüşlerini tenkit etmekte fakat daha çok kendi mezheplerinin görüşlerini yansıtmaktadırlar. Biz de bu makalemizde Karahanlılar devri Hanefi mezhebinin, özellikle mezhep içinde klasik Hanefî usûl ve fürû geleneğinden farklı görüş ve yaklaşımlara sahip olan, Mâverâünnehir Semerkant okulunun en büyük otoritelerinden biri kabul edilen Semerkandî’nin, Mîzânü’l-Usûl fî Netâici’l-‘Ukûl adlı eserindeki bazı Hadis/Sünnet meselelerine yaklaşımını irdeleyeceğiz.","jurists":[{"tr":"Alaeddin Ebu Bekir Muhammed b. Ahmed es-Semerkandi","en":"'Ala' al-Din Abu Bakr Muhammad b. Ahmad al-Samarqandi","ar":"علاء الدين السمرقندي صاحب التحفة","id":"alaeddin-ebu-bekir-muhammed-b-ahmed-es-semerkandi"}]},{"id":"326798","title":"Hanefî Fıkıh Literatüründe Gelenek Oluşturan Kayıp Bir Metin: Muhtasarü’l-Kerhî","author":"Orhan Ençakar","journal":"İslam Araştırmaları Dergisi","issue":"37","pages":"7-32","year":2017,"lang":"tr","type":"arastirma","doi":"10.26570/isad.326798","keywords":"Kerhî, el-Muhtasar, Hanefîlik, teşekkül dönemi","abstract":"Mezhep imamlarından aktarılan fıkıh mesâilini kısa ve öz olarak tek bir metinde toplamalarının sağladığı kolaylıkla tedris faaliyetlerinde tercih sebebi olan muhtasarlar, belli bir dönem sonra mezhep mesâilinin gelecek nesillere aktarılmasında birinci el kaynaklar haline gelmişlerdir. Bu muhtasarlardan biri de Hanefî mezhebi teşekkül dönemi ilk muhtasar müelliflerinden ve dönemin Bağdat Hanefîleri’nin reisi Kerhî’nin el-Muhtasar’ıdır. Eser, Hanefî mezhebi klasik dönem muhtasarlarının model metni Kudûrî’ye ait el-Muhtasar’ın da temel kaynağıdır. Kerhî’nin usule dair görüşleri mezhebin usûl-i fıkıh anlayışında etkili olduğu gibi, fıkha dair telif ettiği bu eseri de Kudûrî’nin el-Muhtasar’ı üzerinden mezhebin klasik dönem muhtasar metinlerine yön vermiştir.","jurists":[{"tr":"Ebu'l-Hasan Ubeydullah b. el-Hüseyin el-Kerhî","en":"Abu al-Hasan 'Ubayd Allah b. al-Husayn al-Karkhi","ar":"أبو الحسن الكرخي","id":"ebul-hasan-ubeydullah-b-el-huseyin-el-kerhi"}]},{"id":"377727","title":"Hicri VIII. Asır Hanefî Usûlcülerinin Bazı Hadis Meselelerine Yaklaşımı: Sadrüşşerîa Örneği","author":"Nurullah Agitoğlu","journal":"Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi","volume":"8","issue":"18","pages":"9-22","year":2017,"lang":"tr","type":"arastirma","keywords":"Fıkıh Usûlü, Sünnet, haber, Sadrüşşerîa","abstract":"Normal 0 21 false false false TR X-NONE AR-SA /* Style Definitions */ table.MsoNormalTable {mso-style-name:\"Normal Tablo\"; mso-tstyle-rowband-size:0; mso-tstyle-colband-size:0; mso-style-noshow:yes; mso-style-priority:99; mso-style-parent:\"\"; mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; mso-para-margin-top:0cm; mso-para-margin-right:0cm; mso-para-margin-bottom:10.0pt; mso-para-margin-left:0cm; line-height:115%; mso-pagination:widow-orphan; font-size:11.0pt; font-family:\"Calibri\",sans-serif; mso-ascii-font-family:Calibri; mso-ascii-theme-font:minor-latin; mso-hansi-font-family:Calibri; mso-hansi-theme-font:minor-latin; mso-fareast-language:EN-US;} Hicri V. Asır, Debûsî, Serahsî ve Pezdevî gibi önemli usûl âlimlerinin yaşadığı bir dönem olarak Hanefî fıkıh doktrininin klasik şekil ve muhtevasını kazanmasına sahne olmuştur. Hanefî mezhebinde Serahsî ve Pezdevî ile birlikte klasik usûl geleneği teşekkül dönemini tamamlamıştır. Bu çalışmada Hicri VIII. Asır Hanefî fıkıh usûlcülerinden Sadrüşşerîa’nın bazı hadis meselelerine yaklaşımı irdelenecektir. Sadrüşşerîa’nın Tenkîhu’l-usûl adlı eseri ve bu eserine yazdığı et-Tavzîh fî halli ğavâmizi’t-Tenkîh isimli şerh çalışması çerçevesinde konu ele alınacaktır. Sadrüşşerîa, Tenkîhu’l-usûl adlı eserinde Pezdevî’nin Usûl ’ü, Râzî’nin el-Mahsûl’ ü ile İbnü’l-Hâcib’in el-Muhtasar’ ındaki konuların özetini vermiş ve bir bakıma Hanefî ve Mütekellimûn metotlarını mezcetmiştir. Müellif daha sonra bu eserini et-Tavzîh fî halli ğavâmizi’t-Tenkîh adıyla şerh ederek birçok konuda kendi görüşlerini ortaya koymuştur. Kendisinden sonraki usûl düşüncesini derinden etkileyen bu çalışma medreselerin temel kitapları arasında yer almış, üzerine birçok şerh, hâşiye ve ta‘lik yazılmıştır. Bu eserinin sünnet bölümü çerçevesinde Sadrüşşerîa’nın, sünnet ve haber gibi bazı hadis usûlü konularına yaklaşımının tespiti yapılacak, yaklaşımı değerlendirilmeye çalışılacaktır.","jurists":[{"tr":"Sadrüşşeria el-Asgar Ubeydullah b. Mesud el-Mahbubi","en":"Sadr al-Shari'a al-Asghar 'Ubayd Allah b. Mas'ud al-Mahbubi","ar":"صدر الشريعة عبيد الله بن مسعود","id":"sadrusseria-el-asgar-ubeydullah-b-mesud-el-mahbubi"}]},{"id":"1227875","title":"Menâru’l-Envâr’ın Muhtasarlarından Gusûnü’l-Usûl Çevirisi","translator":"Hüseyin Baysa","journal":"İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi","issue":"29","pages":"539-563","year":2017,"lang":"tr","type":"ceviri","keywords":"usûl, Hızır b. Mehmed Amâsî, Muhtasar, Menâru’l-envâr, Fıkıh Usûlü.","abstract":"Gusûnü’l-usûl, Hanefî fıkıh usulünün önde gelen eserlerinden biri olan Ebü’l- Berekât en-Nesefî’nin (ö. 710/1310) Menâru’l-envâr adlı muhtasarından ihtisar edilmiştir. Bu çalışmada yer yer İbn Melek’in (ö. 821/1418) el-Menâr üzerine yazdığı şerhten de alıntılar yapılmıştır. Ancak Menâr’ı diğer eserlerden farklı kılan sistematiği burada olduğu gibi muhafaza edilmiştir. Gusûnü’l-usûl, Osmanlı dönemi medrese müfredatında bulunan metin ezberleme dersinde materyal olarak kullanılmak üzere hazırlanmış bir çalışmadır. Bu yönü itibariyle muhtasar, medrese tedrisatında yapılan metin ezberlemeleri hakkında kanaat edinmede katkı sağlayabilecek özelliğe sahiptir. Ayrıca Hanefî mezhebinin sistematik fıkıh usulü eserlerinden birinin muhtasarı olması açısından da önem arz etmektedir"},{"id":"590097","title":"Molla Hüsrev'in Şerhu Usuli'l-Pezdevi Eseri Üzerine Bazı Değerlendirmeler","author":"Abdurrahim Kozalı","journal":"Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi","volume":"11","issue":"22","pages":"285-304","year":2017,"lang":"tr","type":"arastirma","keywords":"osmanlı, molla hüsrev","abstract":"Bu makalede, Osmanlı döneminin en önemli hukuk bilginlerinden Molla Hüsrev’in, Hanefî fıkıh usûlü geleneğinin, gerek içerik gerekse sistematik bakımdan en etkili standart metinlerinden Usûlü’l-Pezdevî’ye yazdığı şerhin bir değerlendirilmesi yapılmaya çalışılmıştır. Ne yazık ki, nâtamam bir çalışma olan bu şerh, Usûlü’l-Pezdevî’nin Molla Hüsrev tarafından açıklanmış olan kısmının Hanefî fıkıh düşüncesini çok iyi yansıtıyor olması bakımından yine de hususî bir öneme sahiptir. Haddizâtında birçok şerhe konu olan Usûlü’l-Pezdevî, bu kez Molla Hüsrev tarafından, kendi döneminin bilimsel bakış açısı esas alınarak açıklanmaya çalışılmıştır. İçerikten ziyade biçime dönük olduğu ifade edilebilecek söz konusu bakış açısının evrensel bir dil arayışını temsil ettiğini söylemek mümkündür.","jurists":[{"tr":"Molla Hüsrev Muhammed b. Feramurz","en":"Mulla Khusraw Muhammad b. Faramurz","ar":"المولى خسرو","id":"molla-husrev-muhammed-b-feramurz"},{"tr":"Fahrülislam Ebu'l-Hasan Ali b. Muhammed el-Pezdevi","en":"Fakhr al-Islam Abu al-Hasan 'Ali b. Muhammad al-Bazdawi","ar":"فخر الإسلام البزدوي","id":"fahrulislam-ebul-hasan-ali-b-muhammed-el-pezdevi"}]},{"id":"379118","title":"Usûl Adlı Eseri Bağlamında Hanefî Usûlcü Pezdevî’ye Göre Sünnet ve Haberin Çeşitleri","author":"Nurullah Agitoğlu","journal":"Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi","volume":"8","issue":"16","pages":"7-25","year":2017,"lang":"tr","type":"arastirma","keywords":"Pezdevî, fıkıh usûlü, sünnet, haber","abstract":"Hicri V. Asır, Debûsî, Serahsî ve Pezdevî gibi önemli usûl âlimlerinin yaşadığı bir dönem olarak Hanefî fıkıh doktrininin klasik şekil ve muhtevasını kazanmasına sahne olmuştur. Hanefi mezhebinde Serahsî ve Pezdevî ile birlikte klasik usûl geleneği teşekkül dönemini tamamlamıştır. Özellikle Pezdevî’nin Usûl ’ünün kendinden sonraki birçok çalışmayı konu, kapsam ve sistematik açıdan büyük oranda etkilediği vurgulanmıştır. Pezdevî’nin Hanefî fıkıh usûlündeki ağırlığı ve etkinliği göze çarpmaktadır. Pezdevî, Serahsî’nin çağdaşı olup Halvânî’nin mektebinde Serahsî’ye arkadaşlık etmiştir. Pezdevî, tefsir ve hadis alanında zamanının önemli âlimlerinden birisi sayılmıştır. Kaynaklarda kendine has bir yöntem ve yaklaşım sahibi olarak nitelenen ve eserlerinde son derece sistematik bir yol izleyen Pezdevî’nin özellikle Usûl adlı eseri hem başvuru kaynağı hem ders kitabı olarak yaygın biçimde kullanılmıştır. Hanefî/fukaha metoduna göre yazılan fıkıh usûlü eserlerinin en önemlilerinden sayılan kitabın başarısının uzun bir ilmî geleneği taçlandırmasından kaynaklandığı ifade edilmiştir. Sünnet bahsi Pezdevî’nin eserinde önemli bir yer işgal etmektedir. Pezdevî fıkıh usûlü konularını altında topladığı dört bölümden ikincisine, sünnet başlığını tercih etmiştir. Diğerleri genelde haber başlığını tercih etmişlerdir. Bu çalışmada Pezdevî’nin Usûl adlı eserinde sünnet ve haberin çeşitlerine yaklaşımı tespit edilip değerlendirilecektir. Çalışma içerisinde onun, sünnet ve haber konularını eserinde akıcı bir üslup ve âdeta ders kitabı formatında işlediği açıkça görülecektir.","jurists":[{"tr":"Fahrülislam Ebu'l-Hasan Ali b. Muhammed el-Pezdevi","en":"Fakhr al-Islam Abu al-Hasan 'Ali b. Muhammad al-Bazdawi","ar":"فخر الإسلام البزدوي","id":"fahrulislam-ebul-hasan-ali-b-muhammed-el-pezdevi"}]},{"id":"395189","title":"İbn Nüceym’in el-Eşbâh ve’n-Nezâir Adlı Eserinde Örfe Dair Görüşleri","author":"Abdülkadir Şanalmış","journal":"Diyanet İlmi Dergi","volume":"53","issue":"4","pages":"123-149","year":2017,"lang":"tr","type":"arastirma","doi":"10.61304/did.395189","keywords":"İbn Nüceym, el-Eşbah ve’n-Nezâir, İslâm Hukuku, Örf, Âdet","abstract":"Örf ve âdet, İslâm hukuku pratiğinde önemli bir yere sahiptir. İslâm hukukunun önemli ekollerinden olan Hanefî mezhebi de örfe en çok önem veren fıkıh mezheplerinden birisidir. İbn Nüceym’in el-Eşbah ve’n-Nezâir adlı eseri de Hanefî mezhebinde fıkıh kaidelerine dair en sistematik ilk çalışma olarak kabul edilir. Bu eserde müellif ilk altı küllî kaideden örfe dair “el-Âdetü muhakkemetün” kaidesini açıklamıştır. Biz de bu çalışmamızda Hanefî mezhebinde ilk defa, örfü teorik bir şekilde inceleyen ve örneklerle açıklayan İbn Nüceym’in kavâide dair bu eserindeki örfle ilgili kısmı inceledik."},{"id":"1227937","title":"Afganistan Topraklarında Yetişmiş Hanefi Fıkıh Âlimleri","author":"Mehterhan Furkani","journal":"İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi","issue":"28","pages":"327-350","year":2016,"lang":"tr","type":"arastirma","keywords":"Afganistan, Hanefî Mezhebi, Fıkıh âlimleri, Fıkıh öğretimi","abstract":"Bugün Afganistan olarak bilinen bölgede İslam dininin kabul görmesinden sonra, diğer dinî ilimlerde olduğu gibi, fıkıh ilminde de büyük bir gelişme yaşanarak bu alanda birçok büyük fıkıh âlimi yetişti. Yetişen âlimlerin mezhep farklılığı dikkate alındığında bir renkliliğin var olduğu görülmektedir. Ancak yaygınlık ve etkinlik bakımından dikkate alındığında ise Hanefi mezhebinin ön plana çıktığı ve dolayısıyla Hanefi fıkıh âlimlerinin çoğunlukta olduğu aşikârdır. Bu çalışmamızda, daha ilk dönemlerden itibaren birer ilim merkezi haline gelen Belh, Gazne ve Herat gibi şehirler başta olmak üzere günümüz Afganistan sınırları içinde yetişen ve bu bölgeye nispet edilen Hanefî fıkıh âlimlerinin bibliyografyasına değinmekle beraber Afganistan’da gerçekleştirilen fıkıh öğretimine de değinerek bölgenin fıkıh ilmine yaptığı katkıyı ele almaya çalışacağız."},{"id":"494215","title":"Hanefî Fıkıh Usûlü ve Hadis Usûlüne Göre Manevî İnkıtâ‘ ve İttisâl","author":"Yusuf Suiçmez","journal":"Hadis Tetkikleri Dergisi","volume":"14","issue":"2","pages":"77-94","year":2016,"lang":"tr","type":"arastirma","keywords":"Hadis usûlü, Inkıtâ‘, Hanefî âlimler, Usûl-I fıkh, Mukayese metodu","abstract":"Hanefî fıkıh usûlü âlimlerinin geliştirmiş olduğu manevî inkıtâ‘ anlayışı ile hadis usûlü içinde gelişen inkıtâ‘ anlayışının kavramsal bir ihtilaf mı yoksa metot ihtilafı mı olduğu tartışma konusu olmuştur. Bu çalışmamızda manevî inkıtâ‘ düşüncesinden doğan ihtilafın kavramsal olduğu; ancak aynı konu kapsamında Hanefî ulemâsının mürsel hadise yaklaşımlarının kavramsal bir ihtilafın ötesinde metot farklılığı içerdiği sonucuna vardık. Mutasavvıfların manevî ittisal ya da inkıtâ‘ anlayışları ise bir hadis ya da fıkıh usûlü konusu olmaktan çok epistemoloji ile alakalı bir sorundur. Bundan dolayı hem hadis hem de Hanefî fıkıh usûlü âlimleri konuyu hadis ya da fıkıh usûlü kapsamında değerlendirmemişlerdir. Aksine manevî ittisal ve inkıtâ‘ düşüncesinin etkisi ile manevî ittisal ile ilgili kavramların üretilmesinden kaçınmışlardır. Bu çalışmamızda bu konular etrafındaki tartışmaları, karşılaştırma yöntemini kullanarak çözmeye çalıştık."},{"id":"261083","title":"Hanefî Hadis Anlayışının Fethu’l-Kadîr’e Yansımaları ve İbnü’l-Hümâm’ın Tercihler","author":"Şule Yüksel Uysal","journal":"Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi","volume":"18","issue":"33","pages":"29-52","year":2016,"lang":"tr","type":"arastirma","doi":"10.17335/sakaifd.261083","keywords":"Hanefî, Hadis Usulü, İbnü'l-Hümam, Fethu'l-kadîr","abstract":"Hanefî hadis anlayışının, hicrî dokuzuncu asırda yazılmış bir fıkıh eseri olan Fethu’l-kadîr’e yansımaları ve müellifinin hadisleri kullanımındaki tutumunu tesbit makalenin amacıdır. Makalede Fıkıh Usulü ve Kelam alanında ilim dünyasında adından söz edilen İbnü'l-Hümâm’ın çok sayıda hadisi delil olarak kullandığı Fethu’lkadîr isimli eserinde Hanefî hadis anlayışının yansımalarına dair örnekler sunulmuştur. Çalışmada Hanefî usûlünün tüm prensipleri yerine diğer ekollerden farklı olarak dikkati çeken bazı temel prensipleri üzerinde tespitler yapılmıştır. Bu bağlamda hadislerin Kur’ân’a arzı, mürsel hadisin sıhhat değeri, nesih gibi konuların uygulamaya yansıması ile müellifin bu konulardaki tercihi ortaya konmaya çalışılmıştır.","jurists":[{"tr":"Kemaleddin Muhammed b. Abdülvahid İbnü'l-Hümam","en":"Kamal al-Din Muhammad b. 'Abd al-Wahid Ibn al-Humam","ar":"ابن الهمام","id":"kemaleddin-muhammed-b-abdulvahid-ibnul-humam"}]},{"id":"327381","title":"Orta Asyalı Hanefî Fakihi Sirâceddin Ali b. Osmân el-Ûşî’nin el-Fetâva’s-Sirâciyye Adlı Eseri ve Bazı Fıkhî Görüşleri","author":"Zharkynbai Sebetov; Kemal Yıldız","journal":"İhya Uluslararası İslam Araştırmaları Dergisi","volume":"2","issue":"1","pages":"52-77","year":2016,"lang":"tr","abstract":"Orta Asya topraklarında özellikle Hanefî mezhebinin gelişmesinde önemli katkıları bulunan çok sayıda âlim yetişmiştir. Bunlardan biri Sirâceddin Ali b. Osmân el-Ûşî’dir. VI/XII. yüzyılda yaşayan Ûşî, Mâtüridiyye akaidine dair el-Emâlî adlı manzum bir risale yazmış ve daha çok kelâmcı olarak tanınmıştır. Fıkıh ilmi sahasında ise el-Fetâva’s-Sirâciyye isimli bir eser kaleme almıştır. Bu çalışmada Sirâceddin el-Ûşî’nin hayatı ve eseri el-Fetâva’s-Sirâciyye incelenerek onun bazı fıkhî görüşleri değerlendirilecektir. Anahtar Kelimeler : Fıkıh, Hanefî mezhebi, Ûşî, el-Fetâva’s-Sirâciyye , Oş."},{"id":"1745999","title":"Hanefî Furû Fıkıh Literatüründe Şeklî Benzerlik","author":"Ahmet Aydın","journal":"İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi","issue":"26","pages":"85-105","year":2015,"lang":"tr","type":"arastirma","keywords":"Şeklî Benzerlik, Hanefî Doktrini, Öz-Şekil","abstract":"Hanefî eserlerde birçok meselenin öz ve şekil itibarıyla incelendiği görülmektedir. Hükümlere ulaşmada şekilden ziyade, öze önem veren Hanefî hukukçular, bazı meselelerde şekli daha ziyade itibara almışlardır. Hanefî fakihlerin hukukî meselelerde şeklin değil; özün itibara alınması gerektiğini belirten ifadeleri, şeklin etkili olduğu örneklerin eserlerde nadir bulunmasıyla paralellik arz etmektedir. Şeklin ön plana çıktığı örneklerin bir kısmında hukukçuların şeklî benzerliğe dayalı muhakeme metodunu takip ettikleri tespit edilmiş ve bu meseleler makalemizde analiz edilmiştir."},{"id":"219844","title":"Hanefi Fürû’ Metinlerinde Ta’zîr Bahsinin Gelişimi","author":"Said Nuri Akgündüz","journal":"Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi","volume":"16","issue":"29","pages":"47-68","year":2014,"lang":"tr","type":"arastirma","doi":"10.17335/sakaifd.219844","keywords":"Ta’zîr, Hanefî fıkhı, muhtasar, ceza hukuku.","abstract":"Makalemizde, Hanefî fıkhının ilk derleyicisi olarak kabul edilen İmam Muhammed’den başlayarak klasik anlamda son fakih olan İbn Âbidîn’e kadar Hanefi fukahasının kaleme almış oldukları irili ufaklı yüzlerce fürû’ metni arasında mezhebin temel çizgisini aksettiren eserler üzerinden, ceza hukukunda ta’zîr konusunu inceledik. Hanefî fıkıh tarihini üç ana döneme ayırarak bu dönemlerde yazılmış kitaplarda ta’zîr konusunun nasıl ele alındığını, nasıl bir gelişim gösterdiğini, kitapların birbiriyle ilişkilerini ve birbirine etkilerini görmeye çalıştık."},{"id":"61762","title":"Hanefi Usûlünde Literal Yorum Örnekleri","author":"Ahmet İşleyen","journal":"Dini Araştırmalar","volume":"17","issue":"44 (16-06-2014)","pages":"121-140","year":2014,"lang":"tr","doi":"10.15745/da.94444","keywords":"Kur’an’ın anlam ve yorumu, Usul-i fıkh, Hanefiler, Literal Anlam, Şer’î Delil","abstract":"Bilindiği üzere Hanefî fakihler, yöntemlerinin meşruiyetini sağlayabilmek için başta Kur’an olmak üzere pek çok delile başvurmuştur. Bu çalışmada da Hanefî fa-kihlerinin fıkıh usulünü temellendirirken referansta bulunduğu söz konusu ayetlerden bazıları incelenecektir. Böylece bu mezhebin Kur’an anlayışı ve yorum yöntemi hakkında da bilgi verilmiş olacaktır. Bize göre Hanefî fakihleri, en temel ve tartışmasız kaynak olan kitap ve sünnet gibi şer’î delillerin meşruiyetini de Kur’anî delillerle desteklemek istemişlerdir. Bu da Kur’an’m gerek metinsel gerekse tarihî bağlam dikkate alınmadan, lafzın esas alınarak yorumlanmasına neden olmuştur"},{"id":"184025","title":"Neş'etu Usûli'l-fıki'l-Hanefî ve Tatavvuruhu","author":"Mehmet Boynukalın","journal":"Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi","volume":"0","issue":"35","pages":"25-56","year":2014,"lang":"tr","doi":"10.15370/muifd.76968","keywords":"Isa b. Eban, Fıkıh usulünün doğuşu, Hanefî usulünün doğuşu, Hanefî usulünün gelişimi, âmm ve hâss, sünnet, haber, haber-i vâhid, teâruz ve tercih, mutezile","abstract":"Özet Îsâ b. Ebân fıkıh usulü meselelerini Hanefî mezhebine uygun biçimde ele alıp bu konuda eser veren âlimlerin ilklerinden sayılır. Mezhebin kurucusu olan üç alimden biri İmam Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî’nin talebelerinden olan İsa b. Eban’ın görüşleri Hanefîlerin fıkıh usulünü oluşturmada önemli ölçüde etkili olmuştur. Bu makalede Hanefî usulünün doğuşuna ışık tutmak amacıyla İsa b. Eban’ın Hanefî usul eserlerindeki görüşlerini takip ederek bir araya getirdik ve zaman içinde kendisinden sonraki Hanefi usulcülerle onun görüşleri arasında meydana çıkan ortak ve farklı noktaları ortaya koymaya çalıştık. Anahtar Kelimeler: İsa b. Eban, Fıkıh usulünün doğuşu, Hanefî usulünün doğuşu, Hanefî usulünün gelişimi, âmm ve hâss, sünnet, haber, haber-i vâhid, teâruz ve tercih, mutezile. Abstract Îsâ b. Abân is one of the foremost scholars in early period who have spoken of and written on the questions in Islamic jurisprudence according to Hanafi school. Being one of the students of Imam Muhammad b. Hasan al-Shaybani who is one of the three founders of this school, his views had a significant impact on the composition of Hanafi Jurisprudence. In this article I collected his views mentioned in Hanafi jurisprudence books trying to shed light on the early development of Islamic jurisprudence and compared his views with views of later Hanafi Jurisprudence scholars to find the points of agreement and disagreement between them over time. Key Words: Îsâ b. Abân, birth of usul al-fiqh, birth of Hanafi usul, development of Hanafi usul, al-âmm wa’l-khâss, sunnah, khabar, khabar al-wâhid, at-taârud wa’t-targih, al-mutazila.","jurists":[{"tr":"Kadı Ebu Musa İsa b. Eban","en":"Qadi Abu Musa 'Isa b. Aban","ar":"عيسى بن أبان","id":"kadi-ebu-musa-isa-b-eban"}]},{"id":"11044","title":"Cemâleddîn Konevî ve Kitâbu'l-İ'câz fi'l-İ'tirâz 'Alâ'l-Edilleti'ş-Şer'iyye Adlı Risalesi","author":"Ahmet Furat","journal":"Journal of Istanbul University Faculty of Theology","volume":"0","issue":"16","pages":"275-299","year":2012,"lang":"tr","abstract":"Cemâleddin Konevî, VIII./XIV. asırda yetişmiş bir Hanefî fakîhidir. Bu makalede öncelikle onun hayatı ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. Daha sonra onun usul-i fıkıh alanındaki Kitabu'I-îcaz fi İtiraz ale'l-Edilleti'ş-Şer'iyye isimli eseri tanıtılmış ve metin olarak neşredilmiştir.","jurists":[{"tr":"Cemaleddin Ebu's-Sena Mahmud b. Ahmed el-Konevi","en":"Jamal al-Din Abu al-Thana' Mahmud b. Ahmad al-Qunawi","ar":"محمود بن أحمد القونوي","id":"cemaleddin-ebus-sena-mahmud-b-ahmed-el-konevi"}]},{"id":"502502","title":"Fıkıh, Mezhep ve Sünnet (Hanefî Fıkıh Teorisinde Peygamber’in Otoritesi) Hakkında Bazı Mülâhazalar","author":"Mehmet Özşenel","journal":"Hadis Tetkikleri Dergisi","volume":"4","issue":"2","pages":"7-36","year":2006,"lang":"tr","type":"arastirma","keywords":"Fıkıh, fıkıh usulü, sünnet, hadis, rey, haber, Hanefî Mezhebi, Îsâ b. Ebân, Cessâs, Murteza Bedir","abstract":"Bu yazıda temelde Hanefî Mezhebi’nin haber teorisini ele alarak tarihî gelişim ve perspektif içinde inceleyen Murteza Bedir’in Fıkıh, Mezhep ve Sünnet başlıklı çalışmasının geniş bir tahlil ve eleştirisi hedeflenmektedir. Yazarın bu çalışmasında sünneti ilk dönem müslüman toplumunun müşterek bilgisi olarak gördüğü, hadisin de bu bilginin Hz. Peygamber’le irtibatlandırılması faaliyetinden ibaret olduğunu savunduğu görülmektedir. Ona göre Hanefî Mezhebi de bu olgudan hareketle kendini daha sonra Şâfiî tarafından naslaştırılmış hadisle değil, müşterek bilgi anlamındaki “sünnet”le bağlı görmüştür. Dolayısıyla Şâfiî’den sonraki dönemde hadisin öne çıkmasıyla Hanefî âlimler mezhebin Haber teorisini oluştururken ehl-i hadîsten farklı bir yol izleyerek bu toplumsal birikime uygunluk, râvinin fakih olması gibi hadislerin kabulünde bazı farklı yaklaşımlar geliştirmişlerdir. Murteza Bedir’in çalışması, tarihî açıdan eleştiriye açık bazı yaklaşımlar içerse de Hanefî Mezhebi’nin tarih boyunca hadis ve sünnete bakışında görülen değişimler hakkında bir fikir vermektedir.","jurists":[{"tr":"Kadı Ebu Musa İsa b. Eban","en":"Qadi Abu Musa 'Isa b. Aban","ar":"عيسى بن أبان","id":"kadi-ebu-musa-isa-b-eban"},{"tr":"Ebu Bekir Ahmed b. Ali er-Razi el-Cessas","en":"Abu Bakr Ahmad b. 'Ali al-Razi al-Jassas","ar":"أبو بكر الرازي الجصاص","id":"ebu-bekir-ahmed-b-ali-er-razi-el-cessas"}]},{"id":"941816","title":"İmam Muhammed Şeybaninin İstanbuldaki Kütüphanesindeki Mevcut Yazma Eserleri","author":"Salih Tuğ","journal":"İslam Medeniyeti Dergisi","volume":"2","issue":"20","pages":"44-49","year":1969,"lang":"tr","type":"arastirma","keywords":"islam, ŞEYBANİ, ESER","abstract":"İmam Muhammed Şeybânî (H. 132—189/M 749—805), H arun’ur Re­şid'in Kad’ıl-Kudât'ıdır. Ebû Hanîfe tarafından yazılan herhangi bir fıkıh kitabının yokluğu muvace­hesinde Şeybânî, İslâm Hukukunda Hanefî Mezhebinin kitap sahibi kurucusu telâkki edilebilir.","jurists":[{"tr":"İmam Muhammed b. el-Hasan eş-Şeybani","en":"Imam Muhammad b. al-Hasan al-Shaybani","ar":"محمد بن الحسن الشيباني","id":"imam-muhammed-b-el-hasan-es-seybani"}]}]